Ortadoğu’da soğuk savaş
Eskiden Suudi Arabistan’ı onbinlerce üyesi olan Suud ailesi yönetirken şimdi içlerinden sadece biri olan Kral Selman’ın ailesi yönetiyor. Veliaht prens sayesinde tiranlık içinde tiranlık yaşanıyor. Öyle ki Veliaht Prens’in bir gazeteciyi İstanbul’daki konsolosluk binasında katletmesi vaka-yı adiyeden sayılıyor. Aslında bu kadar düşmana rağmen ayakta kalmasının imkânı olmazdı ama sırtını Amerika ve İsrail’e dayadığı için aklına gelen her vahşeti yapmaktan çekinmiyor. Trump, Suudilerden çok para kazandığını söyleyerek gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın katliamını görmezden gelmeye çalışırken İsrail lobisi Suudi prensini ve devletini aklamak için amansız bir mücadele veriyor. Müslüman bir ülkeyi İsrail’in savunması gibi bir utanç yok artık. Hatta İsrail’e yakın olmaktan büyük keyif alıyorlar.
Ancak böyle gitmemeli. Bu elim hadisenin Türkiye’de gerçekleşmesi Türkiye’yi küçük düşürdü ve imajına zarar verdi. Türkiye’nin Arap muhalifler için güvenli bir ülke olmadığı algısı oluşturulmaya çalışılıyor ki gazeteci katliamıyla vurulmak istenen kuşlardan biri de budur. Türkiye aslında konuya Amerika ve dünya kamuoyunu dahil ederek ve elindeki delilleri peyderpey sızdırarak Suudilere kimin topraklarında operasyona cüret ettiğini hatırlatmış oldu. Bu saatten sonra Suudiler vahşice işlenen katliamdan yakalarını kurtaramazlar. Ayrıca Siyonistlerin reformcu olarak pohpohladığı Bin Salman’ın geleceğine de karanlık bulutlar kondu. Bakarsınız bir darbe olur ve alaşağı edilir. Ancak o da tahtı kaptırmamak için muhtemelen daha da sertleşecektir.
Ortadoğu’da yozlaşmış yönetimlerle nispeten daha iyi ülkeler arasında bir soğuk savaş var. Diktatörler sıkıştırıldıkça daha çok vahşileşirken, Batılı dostları daha çok destek veriyorlar. Ancak muhalif bir gazeteciyi konsolosluğa davet edip orada parçalatan bir zihniyetle saltanatlarının ayakta kalamayacağını er geç anlayacaklar. Devrimler dönüşümlerin hızını yavaşlatabilirler ama durduramazlar. Sancılı ve işkenceli de olsa Ortadoğu da dönüşüyor ve ne Bin Salman ne de BAE’li Bin Zaid arkalarında kim olursa olsun dönüşümün karşısında duramayacaklar. Şahsen Türkiye’nin el altından dönüşümü hızlandırmasını isterdim. Artık Ortadoğu’daki bazı ülkeleri hedef alacak planların yapılacağı birimlerin oluşturulması ve uzman kişilerin yetiştirilmesinin zamanı gelmiştir. Onlar nasıl ki Türkiye’yi karıştırmaya yeltendilerse Türkiye de ayniyle karşılık vermelidir.
Öte yandan; Cemal Kaşıkçı olayı zihinsel çözümlemeler için de örnek bir vakadır. Eğer ABD’deki Evangelist-Siyonist zihniyetini anlamak istiyorsanız bu olayı iyi inceleyin. O zaman anlarsınız ki, Trump ve Bin Salman iki farklı kâğıda basılmış aynı resimdir. Anlayacağınız diğer bir husus vahşetin Doğu ya da Batıya mahsus bir eylem olmadığıdır. Zihin bulunduğu coğrafi bölgeden bağımsızdır. Zihne şekil veren inandığı değerlerdir. Zulüm önce zihinde üretilir, sonra pratiğe konulur. Trump gibi dengesizlerin inancı zaten katliamları meşru görüyor. Bin Salman ise mensubu olduğu dinin inancı yerine şahsi hırsı yüzünden adam öldürmekten çekinmiyor.
Yüzyıllık Doğu-Batı çekişmesi Doğuyu insan yerine koymayan oryantalist Batının yeni tip sömürgeciliğinden başka bir şey değildir. Batı fiziki olarak Doğudan ve Güneyden çekilse bile eski sömürgelerinden devşirdiği diktatörleri kullanarak hükmünü sürdürmeye devam ediyor. Bu iddiayı ispatlamak için bir an için mevcut diktatörlerin olmadığını düşünün. Mesela Bin Salman değil de onun yerinden ettiği Muhammed Bin Nayif olsaydı ABD 350 milyar dolarlık silah siparişi alamayacaktı. Sisi gibi bir darbeci olmasaydı Mısır’ı seçilmiş Mursi yönetecekti. Esed olmasaydı Suriye bu kadar karışmazdı.
Ya da söz dinlemeyen liderlere bakın. Eğer Tayyip Erdoğan iktidarda olmasaydı (ki düşürmeye çalıştılar) Ortadoğu’nun tamamı gayrı resmi genel valilerle yönetilecekti. Müslüman toplumun direnci hepten yıkılacaktı. Oysa Erdoğan iktidarı diğer ülke halklarına da umut veriyor ve diktatörlerin uykularını kaçırıyor. Şayet Türkiye kendi meselelerini çözüp aynı çizgiye sahip birkaç ülkeyle ittifak kurarsa 10 yıla kalmaz hiçbir diktatör ayakta kalamaz. Ortadoğu’da su kendi yolunda akmıyor. Madem birileri suyu sürekli kendi tarafına yönlendiriyor, öyleyse suyun sahipleri de bir şey yapmalı. Yoksa su sadece yaban otunu (İsrail) besleyecek.







