Ortadoğu Türkiyesiz yapamaz
Görünüşte Suudi Arabistan, aslında Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başını çektiği Basra Körfezi’ndeki bazı Arap ülkeleri bugüne kadar çoğunluğu Arap olmak üzere birçok insanın hayatını mahvettiler. Kendi ülkelerinde zengin ve huzurlu bir hayat yaşayan otoriter Arap rejimleri, Ortadoğu’daki diğer ülkelerdeki diktatörlere destek vererek onların zulmüne ortak oldular. Libya, Yemen, Mısır ve Suriye bugün hâlâ karışıksa sebebi bu ülkelerdir. Mursi’nin ölümünden bunlar sorumludurlar. 15 Temmuz darbesine destek verenler de bu ülkelerdi. Katar’ı bloke edip yiyecek bile vermeyenler de aynı devletler.
Petrol kaynaklı zenginliğin verdiği cesaret ve kibir sayesinde karıştırmadıkları ülke bırakmadılar. Ancak aynı anda İsrail’le ilişkileri geliştirmeye çalışan, ona Kudüs’ü peşkeş çeken ve Filistinlileri ayak bağı olarak görenler de Suudi-BAE ortaklığı ile onlara vagon olan Mısır ve Bahreyn’dir. Ne var ki bugüne kadar Sisi’yi ayakta tutmak dışında -ki onun da yarın ne olacağı belli değil- hiçbir başarı elde edemediler.
Dahası, körfezin paralı baronları bugünlerde büyük panik içinde. Çünkü onlar İsrail’i, İsrail de Amerika’yı ikna edip sözde İran’ı vuracaktı. Fakat vurulan İran değil Amerika oldu. İranlılar bir Amerikan insansız hava aracını vurunca Amerika’nın İran’ı bombalayacağını düşünen BAE ve Suudlu yöneticiler fena yanıldılar. Amerika onlar için İran’la savaşmayacağını belli edercesine İran’a karşılık vermedi. Bu yüzden de hayal kırıklığına uğradılar ve paniklemeye başladılar.
BAE korkudan hemen İran’a bir delege gönderip “aman” diledi. Çünkü biliyorlar ki sahip oldukları 10 milyon nüfusun 9 milyonu yabancı. Dubai veya Abu Dabi’ye değil bir bombanın düşmesi, bölgedeki gerginlik bile BAE ekonomisini çökertir. Çünkü yabancılar gidecek ve BAE diye bir devlet nerdeyse kalmayacak. BAE’nin böyle yapması Suudileri yalnız ve yarı yolda bıraktıkları anlamına geliyor. Ayrıca ne kadar ikiyüzlü bir ülke olduğunu gösteriyor. Çünkü o BAE ki Katar İran’la ilişkilerini kesmedi diye Katar’a ambargo koymuştu. Şimdi ise kendisi gidip İran’la ilişkilerini geliştiriyor. Demek ki zayıfı bulunca eziyorlar, güçlüyü bulunca ezik oluyorlar.
Ancak mezkûr ittifakın dağılması bölgeyi bir nebze rahatlatsa da İran’ın daha da yayılmasına neden olacaktır. Aslında İran’a karşı kurdukları ittifakta haklılar. İran bölgede bir Şii hilali kurmak istiyor ve bunu yaparken de Sünnileri yok ediyor. Zaten Şiiliğin Armageddon’unda düşman gayrimüslimler değil Sünnilerdir. Dolayısıyla körfezdeki Sünnilerin kendi içinde bölünmesi İran’a güç veriyor.
Dileyelim ki Amerika’nın onlar adına İran’la savaşa girmeyeceğini bir an önce anlasınlar. Çünkü ABD Ortadoğu’da sadece İsrail için savaşır ve bugüne kadar İran’la hiç savaşmadı. Düşmanları hep Sünniler oldu. Bu yüzden henüz yol yakınken Katar’a yaptıkları blokajı kaldırıp Türkiye ile barışmayı düşünmeleri gerekiyor. Bu bölgenin sorunları ne paralı askerlerle çözülür, ne de Amerika’ya rüşvet vererek. Diğer yandan bölge ülkelerinin hiçbiri tek başına veya birkaçı birden İran’ı yenecek güçte değil. Bu yüzden ya kendilerine yeni bir hami bulacaklar, ya da güçlerinin yettiği Müslüman ülkeleri harap etmekten vazgeçip Türkiye gibi güçlü bir ülkeyi arkalarına alacaklar.
Tabi bunun bir bedeli olacak. O da Türkiye’nin liderliğini kabul etmektir. Bugün nasıl ki körfezin bazı ülkeleri Amerika’ya sırtını dayıyorsa, yüzyıl önce Şerif Hüseyin de İngilizlere güveniyordu. Ama İngilizler İsrail’i kurdu. Amerikalılarsa İsrail’i koruyorlar. Tüm bunlar hep yanlış ülkenin arkasına sığınmaktan kaynaklanıyor. Sizinle aynı değerleri paylaşmayanlar sizi koruyamazlar. Onun için sırtlarını petrole dayamak yerine değerleri örtüşen Türkiye’ye dayamaları onların lehinedir. Türkiye bir süper güç değil ama bölgeye liderlik yapabilecek kapasitededir. Bu yüzden adı geçen Arap ülkeleri ya kibirlerini bırakıp yan yana duracakları Türkiye gibi bir dost edinecekler, ya da İran’ın karşısında boyun eğecekler.







