Orada ne işimiz var?
Bu ülkenin ve hatta İslam âleminin çektiği sıkıntıların en önemli nedenlerinden biri ‘Orada ne işimiz var?’ gibi arkasında ‘bana necilik’, ‘bencillik’, ‘korku’, ‘eziklik’, ‘değersizlik’, ‘aidiyetsizlik’ gibi habis duygular olan bakış açısıdır. Bu cümle ağızdan, beraberinde sahte bir vatanseverlik, küçümseme, çokbilmişlik ve suçlu olmasına rağmen başkasını suçlayarak üste çıkmaya çalışan bir ahlaksızlıkla çıkar. Vurdumduymazlık sadece bir iç çürümeye neden olmayıp aynı zamanda maddi ve manevi kayıplara da sebep olmaktadır.
Arap rejimleri bu yüzden Filistin’i feda etmediler mi? Eğer bugün Filistin, Trump tarafından İsrail’e peşkeş çekiliyorsa bunun önemli bir nedeni ‘neme lazımcı’ Arap diktatörleri değil midir? Onlar ki hiçbir zaman Filistin davasına sahip çıkmadılar. Çünkü Filistinliler yüzünden bir savaşa girmek eldeki iktidarın kaybı demekti. Bu yüzden işgal edilen topraklara sahip çıkıyor gibi davranırken, perde arkasında Filistinlilere işgali kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Baktılar ki olmuyor, şimdilerdeTrump’ın huzurunda açıktan açığa Filistin’in hepten yok edilmesine alkış tutuyorlar.
Bu rezaleti en güzel tarif edenlerden biri işgalci İsrail’in eski Başbakanlarından Golda Meir’dir. 1957’de ‘Barış ancak Araplar kendi çocuklarını bizden nefret ettiklerinden daha fazla sevdiklerinde gelir’ der. Arap yöneticiler öyle bir evrildiler ki şu anda kendi çocuklarından nefret etmekle kalmayıp İsrail’i hayranlık derecesinde seviyorlar. Meir’in ayrıca şunu dediği rivayet edilir; ‘Mescid-i Aksa yakıldığında İsrail’in sonunun geldiğini düşündüm. Fakat Arapların sessizliğini görünce İsrail’in Arap dünyasının içinde güvende olduğunu anladım. Arap rejimleri Mescid-i Aksa’nın yakılmasını öylece seyretmişlerdi. Bugünlerde de aynı sessizlik hâkim. İsrail hem Filistin’i yok etmek hem de Kudüs’ü başkent yapıp Filistinlileri şehirden atmak istiyor. Eğer Filistinli kalmazsa kutsal mabedi yıkıp yerine kendi tapınaklarını inşa edecekler. Gidişat o yönde ilerliyor ve diktatörler sessiz. Çünkü onlar da eskiden gizlice, şimdi ise açıktan açığa ‘Orada ne işimiz var?’ diyorlar.
Bu huyu biz arkaik Türk solcuları ve laiklerinden öğrendik. Hep terörden şikâyet ederler hem de Türkiye’nin Suriye’de ne işi var derler? Hem Suriyeli mültecileri Suriye’ye göndermeye çalışırlar hem de bu şartlarda nasıl gidileceğine cevap veremezler. Eğer ki ölüme göndermek istiyorlarsa bir gün gelir de iktidar olurlarsa gönderebilirler. Ama bu vicdansızlığı başkalarına yaptıramazlar. Ayrıca deprem gösterdi ki imalı bir şekilde ‘Elazığ’da ne işimiz var?’ da diyorlar. Devlete ve kurumlarına o kadar hakaret ettilerki bilmeyen de onlar önde devlet arkada Elazığ’a yardım ulaştırmak için koşuyor sanır. Hâlbuki göstermelik yardımlar hariç kıllarını kıpırdatmadılar. Ya da yol üstü uğrayıp tatile gittiler. Bu ülkede sadece onlar yaşasalardı acaba ne olurdu diye bir soru geliyor akla. Her ne kadar hesap soruyor gibi görünseler de asıl amaçları karşıdakini suçlayıp vurdumduymazlıklarının hesabını vermemek.
‘Orada ne işimiz var?’ sorusu sorunlu ve haysiyetsizdir. Eğer siz yoksanız başkaları gelir. Ama boşluğu siz doldurursanız şerirler gelemezler. Kore’de bulunduk da kötü mü ettik? Kıbrıs’ı Rumlara mı vermeliydik? Libya’da varız diye bu ülkenin topraklarının beşte birine bedel bir deniz alanımız oldu. Destek çekildiği gün Akdeniz’de yüzmeye bile deniz bulamayız. Suriye’de yoktuk diye terör türedi. Ama girince terör kaçtı.
Hem bu statükoculuk bu ülkenin genlerinin kabul edeceği bir durum değildir. Eğer faydalı bir yaklaşım olsaydı son yüzyılda mutlaka faydası görülürdü. Ama bir üçüncü dünya ülkesi olmanın ötesine geçilemedi. Belki de burada durmayıp oraya gitmek statükonun ülkeyi kokan bir göle çevirmesine bir isyandır. Belki de imparatorluk ruhu eski bedenini özlüyordur. Ya da belki statükocular bu toprakların insanı değildir. Ya da asıllarını kaybettiler.







