Neden Türkiye’nin enerji merkezi olması hazmedilemiyor?
Türkiye (Karadeniz’de henüz çıkarılmayan doğalgazı saymazsak) çıkarmadığı gazın merkezi haline geliyor. Trakya’da kurulması beklenen gaz merkezi şüphesiz ki Rus lider Putin’in bir nevi hediyesidir. Ve aynı zamanda Ukrayna savaşında yürütülen tarafsız dış politikanın meyvesidir. Avrupa savaşın sonuçlarından dolayı kıvranırken savaşın Türkiye için fırsata (fırsatçılığa değil) dönüşmesi Batı dünyasını da bizdeki muhalefeti de rahatsız etti. Muhalefet, Türkiye için büyük bir kazanım olan bu son gelişmenin Ak Partiyi iktidarda tutacağından korkarak Putin’i Cumhur İttifakının üçüncü üyesi ilan etti. Batılılar ise kurulması planlanan gaz merkezinden gaz almamakla tehdit ediyorlar. Amerika da muhtemelen F-16’ları satmamak için yeni bir bahane olarak kullanır.
Türkiye’yi bölgesel bir enerji gücü haline getirecek olan bu kararı hazmedememeleri aslında ava gidip av olmak tabiriyle ifade edilebilir. Geçtiğimiz günlerde Amerikalı Rand Corporation tarafından yayınlanan bir rapor deşifre oldu. Ocak ayında hazırlanan rapora göre; Amerika, Ukrayna’yı bilerek Rusya’ya karşı kışkırtarak Rusya’nın saldırmasını sağladı. Ancak amaç Rusya’yı savaştırmaktan çok Avrupalılara çok daha önceden hazırlanan yaptırımları uygulatmaktı. Bu sayede enerji krizine giren AB’nin ekonomisi çökecek, Avrupa Rusya yerine Amerika’dan gaz alacak, AB ve Rusya bölünecek ve de son dönemde güçlenen Almanya hizaya gelecekti.
Söylenenler bir bir oldu. AB enerji krizi yaşıyor ve Amerika liderlik ve kurtarıcı rolü oynuyor. Bu hengâmda Türkiye, ABD ve AB’ye vagon olmayıp bağımsız bir politika izledi. Hükümet Ukrayna yanlısı bir politika izlerken Rus karşıtlığı da yapmadı. Öyle bir denge kurdu ki iki ülke de Türkiye’ye minnet duyuyor. Türkiye’nin savaş esnasında tarafsız kalması Rusya için muazzam bir kazanımdı. Aksi takdirde Rusya kendi içine hapsolacaktı. Savaş ilk başladığı zaman bu iyiliğin bir bedelinin olması gerektiğini ve Rusya’nın Suriye’de taviz vermesi gerektiğini yazmıştık. Suriye’de değişen bir şey olmadı ama gaz odaklı ticari işbirliği Türkiye’yi bir enerji merkezi olmaya götürüyor.
Bizler bu duruma çok sevinirken birilerinin canı epey yanıyor. Yansın da! Çünkü Rusya’ya karşı Ukrayna’yı destekleyen ve Türkiye’yi yanlarında olmamakla suçlayan Batı dünyası Suriye’de yanımızda değildi. Bizim Suriye, YPG/SDF, mülteciler gibi sorunlarımızın temel kaynağı yalnız bırakılmaktı. Bu da yetmezmiş gibi terör örgütlerinden Yunanistan’a, silah ambargolarından dışlayıcı tavırlara kadar türlü şekilde köşeye sıkıştırmaya çalıştılar.
Hem baş ağrıttılar hem de kendi başları ağrıyınca yanlarında olmamızı istediler. Bu istekte bulunurken bile baş ağrımıza neden olan unsurları ortadan kaldırmadılar. Mesela Türkiye, Rusya’ya ambargo uygulasa silah ambargosunun kalkacağı yok. Yunanistan’ı da üzerimize sürmekten vazgeçmeyecekler. Schengen vizelerini daha kolay vermeyi bile taahhüt etmezler.
Muhalefet ise “değerli yalnızlık” diye bir tabir uydurup hükümetin dış politikasıyla alay ediyordu. Peki “değersiz çoğunluğa” yaranmaya çalışan Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi Ukrayna’ya destek verilmesi iyi mi olurdu? Bu desteğin neden olacağı elektrik kesintileri, ısınma problemleri, enflasyon vs. gibi sorunlara hangi hükümet dayanır? Böyle bir senaryoda ne Amerika ne de AB, Türkiye’nin imdadına yetişemez, çünkü onlar da petrol ve doğalgaza hem az hem de pahalı erişiyorlar. Ayrıca Ukrayna, Türkiye’den razıyken Amerika ve AB’nin ne istediğinin ne önemi var? Amaç onlardan adaylık icazeti almaksa, bu mesele ülkenin değil Kılıçdaroğlu’nun şahsi meselesidir.
Hâsılı, herkes ektiğini biçiyor. Bu ülke çok zorluk çekti ve çektirenler malum. Ancak zorluklardan sonra hep bir kolaylık, rahatlık gelir. Bizler belki de o günlerin arifesindeyiz. Bu yüzden içerideki ve dışarıdaki gaz sancısı çekenlerin ne dediği önemli değil. Bağımsız hareket etmek hiç bu kadar bağımlılıktan kurtarmamıştı.







