--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mülteci sorunu

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Son bir iki haftada vuku bulan birkaç olaydan hareketle insanlığın dünyevi çıkarlar uğruna hayat sahiplerine ne kadar acımasızca davrandığını ve hatta canlarını sanki kendileri vermişçesine ne kadar kolayca katlettiklerini anlatmak istiyorum. Birincisi, Amerika’ya girmeye çalışan bir baba ile kızının dere içindeki cansız bedenleriydi. Benzer bir olayı Türkiye’den de hatırlıyoruz. Aylan Kürdi isimli çocuk Avrupa’ya kaçarken boğulmuş ve kıyıya vurmuştu. Savaştan veya fakirlikten kaçmak isterken meydana gelen bu olaylarda menzillerin Amerika ve Avrupa olması her iki menzilin huzur ve güven(lik) vaat etmesi asıl ve masum sebep olmakla birlikte perde arkasındaki gerçek her zamanki gibi ıskalandı. Bu konuyu aşağıda işleyeceğiz.

Diğer bir olay İtalya’da yaşandı. Mültecileri gemiye alan ve İtalya sınırına getiren Carola Rackete isimli bayan kaptan bir süreliğine tutuklandı. Aynı anda Libya’da Hafter güçleri mültecilerin bulunduğu bir binayı bombaladı ve 53 sivili öldürdü. Bununla ilgili Birleşmiş Milletler’in Hafter’i kınamasıyla ilgili çıkardığı tasarı ABD tarafından engellendi. Böylelikle Amerika, mülteciler her nerede olursa olsun çektikleri zulümlere arka çıkmış oldu. Öte yandan; Türkiye’de CHP ve İyi Parti’nin başını çektiği bir Suriyeli düşmanlığı var. Suriyeliler ve mültecilerle ilgili hükümetin doğru dürüst bir programının olmadığı doğrudur. Hatta bir hiç uğruna Avrupa’ya bekçilik yaptığı da bir gerçektir. Fakat bahsi geçen iki partinin bizzat vekilleri yalan haberlerle halkı galeyana getirmekte ve Suriye’den gelmeyenlere yapılan yardımları bile suçmuş gibi göstermektedir. Şunun bilinmesi lazım; Suriyelilerin kalmalarının çözümü gitmeleri değildir. Çünkü savaş devam ediyor. Daha birkaç gün önce YPG’lilerin tutsak aldığı Arap kadınlarına tecavüz videoları sosyal medyaya düşmüştü. Gitmemelerinin çözümü elbette ki kalmak değildir. Ancak üçüncü bir seçenek de maalesef yok. Ara bir çözüm olarak mültecilerle ilgili planlamalar ve hukuki düzenlemeler yapılabilir ki bu konuda geç kalındığını kabul etmek gerek.  

Mülteci sorununun derinlerine inildiği vakit onları yurtlarından kovanlarla ulaşmaya çalıştıkları ülkelerin bu sorunun asıl müsebbipleri olduğu görülür. Terk edilen Afganistan, Irak, Suriye ve dahi Güney Amerika ülkelerini karıştıranlar Amerikalılar ve Avrupalı müttefikleri değil miydi? Bahsi geçen ülkelerde ya bizzat Amerikan askerleri var ya da onların kullandığı örgütler var. Yine hatırlamak gerekirse; 11 Eylül saldırılarını ne Afgan ne de Irak hükümetleri yaptı. El Kaide, Amerika’nın kullandığı bir örgüttü ve Suudi orijinliydi. Ancak olan bu ülkelerin halklarına oldu ve hepsi Batının yolunu tutu. 

Burada fiziki bir işgal var ve işgalcilere karşı adalet manen tecelli ediyor. Dış güçlerin girdiği ülkeleri halk terk ediyor ve işgalcilerin ülkelerine yöneliyor. İşgalcilerin eski sömürgeci oldukları göz önünde bulundurulursa, göçmenler bir nevi kendilerinden alınan varlıklarını almaya gidiyorlar. Bu durumda göçmen sorununun tek çözümü başka ülkelerin iç içlerine karışmamaktır. Velev ki başında bir diktatör olsa bile. Çünkü halk bir şekilde o diktatörden kurtulur ama onun destekçilerinden kurtulmak zordur. Buna Arap Baharında şahit olmuştuk. Eğer ki çekilmeyi kabul etmiyorlarsa Türkiye gibi vicdanlı davranıp mültecilere sahip çıkacaklar. Türkiye belki mülteci sorununu iyi yönetemedi ama diğer ülkelere insanlığı öğretmiştir. 

Son bir çözüm ise hiçbir işe yaramayan NATO gibi askeri ittifakların sorunlu ülkelere girerek sorunun kaynağını kurutmaları ve faillerin başlarını ezmesidir. Örneğin bugün Suriye’de savaşan taraflar içinde masum kalabileni yoktur. Taraflar ve tarafların taraftarları kalıcı bir çözüm bulmak yerine birbirlerinden taviz koparmanın peşindeler. Oysa dünya kamuoyu birleşse Suriye sorununu bir haftada halleder ve mülteci sorunu da hallolmuş olur. Özetle, mülteciler açgözlü canavarların doyumsuz iştahlarının ürünüdür. Fakat bu lokma onları da zehirliyor. Herkes çözüme katkı sunmazsa herkes çözümsüzlüğün mağduru olacak. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle