--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

MİT’e uzanan eller

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Bu ülkede Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun kurucusu olduğu Ak Parti’ye olan sevgi de nefret de en uç noktalarda geziniyor. Öyle ki onunla irtibatlı kişi ve kurumlara da onun yüzünden bir nefret veya muhabbet var. Diyanet’in ve reisinin nasıl linç edilmeye çalışıldığını gördünüz.  Diyanet artık eskisi gibi rejimin dini ve dindarları kontrol eden bir müessesesi değil. Ilımlı İslam safsatalarının hayata geçirilebileceği bir aracı da değil. Hal böyle olunca “benden değilse yok olsun” gibi hastalıklı bir zihniyete sahip olanların hedefi oluyor. 

Tıpkı MİT’e yapılan saldırılar gibi. MİT yakın zamana kadar diğer istihbarat birimlerinin kontrolünde, kendi vatandaşını fişleyen sıradan bir kurumdu. Ne zaman ki istihbarat teşkilatı millileşti, işte o zaman hedef olmaya başladı. MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın İrancı olarak yaftalanması ve tutuklanmaya çalışılması MİT’in belli şer güçlerinin ellerinden kurtarılmasından dolayıdır. 

Cumhuriyet gazetesinin cuma günkü manşeti de mezkur saldırı silsilesinin bir devamıdır. Bu gazete yakın zamana kadar iflasın eşiğindeyken Paralel yapının beslemesiyle tekrar kendine getirilerek tetikçi görevi verildi.  Cumhuriyet’in MİT sırlarını deşifre etmesinden aldığı hazzın merd-i kıpti psikolojisinin yanısıra paralel yapıya taşeronluk yapmasından kaynaklanıyor. Paralel yapı ise hem hükümeti uluslararası güçlere şikayet etmeye hem de Kürt seçmen nezdinde hükümeti IŞİD’e yardım ediyormuş gibi göstermeye çalışıyor.  Bu olayı paralel istihbaratın milli istihbarata yaptığı bir saldırı olarak da okumak mümkün.

Şahsen seçim öncesi devreye sokulan bu medya mayınlarının ters etki yapmasını bekliyorum.  Aklı başındaki her Kürt bilir ki Türkiye IŞİD’e yardım ediyor olsaydı bugün Kobani diye bir şehir kalmazdı.  Kobanililere sınırı açan da, Kobani’ye Peşmerge ve ÖSO güçlerinin girişine izin veren de Türkiye’dir.  IŞİD’de Türk silahı varsa neden ölü bir IŞİD’linin üzerinden çıkmaz? Oysa IŞİD’in elinde Türkiye’yi şikayet ettikleri Amerika’nın silahları olduğunu herkes biliyor. Ayrıca bu hafta itibariyle Suriyeli muhaliflerin eğitilmesi ve silahlandırılmasını öngören “Eğit-Donat” projesi başladı. Türkiye ve ABD muhaliflere açıktan destek veriyor. Bu durumda MİT TIR’larında silah olup olmadığının bir önemi kalır mı? 

Meselenin hukuki boyutuna gelince; devlet sırlarını deşifre etmek her yerde suçtur. İngiliz Guardian gazetesi 2013’te Amerika’nın sırlarını deşifre eden eski CIA ajanı Edward Snowden’in belgelerini yayınlayınca, İngiliz hükümetince kapatmakla tehdit edilmişti. Guardian kapatılma korkusuyla bir daha belge yayınlamamıştı.  Snowden ise öldürülmemek için Rusya’ya kaçtı. Yine Wikileaks’in kurucusu Julian Assange da devlete ait yazışmaları internette yayınladığı için hayatı zehir oldu. Savcılık şu anda Cumhuriyet’e dava açmış durumda. Yerli ve yabancı medya organları basın özgürlüğünden dem vuracaklardır. Güçleri yetiyorsa buyursunlar İngiliz ve Amerikan hükümetlerini de eleştirsinler. Amerika kendi vatandaşları için bir özgürlükler ülkesidir. Ancak iş devlet sırlarını pazarda satmaya gelince, vatandaşı da olsa affetmez. 

Diğer yandan, eğer TIR’lardan gerçekten silah çıkmışsa MİT’i tebrik etmek gerekir. Türk uçağını düşüren, Antep’te ve Hatay’da bombalar patlatan, kendi halkından 230 bin kişiyi öldüren Esed’in ülkesine herhalde ananas gönderilecek değildi.  Bu olay aynı zamanda MİT’in uluslararası bir istihbarat örgütü haline geldiğini de gösteriyor.  Eskiden CIA ve MOSSAD’a çalışan MİT’in kendi ayakları üzerinde durup bir de bölgeye gizliden ayar vermesi gurur duyulacak bir hadisedir. Sevdikleri ülke Türkiye olmayanlar elbette utanabilirler. 

Bu olaydan şu ibretlik dersi çıkarmamız lazım; Eğer insanlar memleketlerine ihanet etmezlerse başka ülkeler onların memleketlerine kolay kolay zarar veremezler.  Memleketi içten yıkmak dışarıdan yıkmaktan daha kolaydır.

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle