Medya içeriden özgürleşiyor
İçinde Hürriyet, Posta, Hürriyet Daily News, Kanal D, CNN Türk ve daha küçüklü büyüklü birkaç medya organını barındıran Doğan Medya satılıyor. Hükümetle şu sıralar kavga içerisinde olmasa da geçmişte kılıcını sürekli kınının dışında tutan ve 28 Şubat Sürecinin sonunda dönemin Sabah Grubuyla birlikte Refahyol hükümetini devirip, Erbakan’ın yerine geçen Mesut Yılmaz’ı pijamayla karşılayan bir patrona sahip bir gruptan bahsediyoruz.
28 Şubat döneminde öğrenciyken orduyu bile önüne katıp, Sincan’da tank yürüten bu medyayı kim durduracak diye düşündüğümü hatırlıyorum (Bu vesile ile o tankların üzerine çıkan cesur insan, değerli hemşehrim, geçen hafta vefat eden Hasan Celal Güzel’e rahmet diliyorum). O günlerde kopartılan irtica fırtınalarının sebebinin; hükümetin medya patronlarının hortumlarını kesmesi olduğu sonradan ortaya çıktı. Medyaya düşen haberlere göre o günlerde Erbakan’ın yanına gelen patronlardan biri, ‘Hocam bunlar bize babadan miras kalmadı ki! Biz Devlet Planlama Teşkilatına 5 trilyonluk yatırım projesi getirdik. Devlet Planlama Teşkilatı’nın onayıyla devletin Ziraat Bankasından 5 yıllığına 5 trilyon faizsiz para çektik. Aynı parayı devletin Vakıflar Bankasına yüzde 170 faizle yatırdık. Biz para satarak para kazandık. Devletten faizsiz aldık, devlete faiz vererek kazandık. Ama şimdi sen Havuz Sistemi ile Ziraat Bankasından, yoksa İş Bankasından alıyorsun, İş Bankasının yoksa Vakıflar Bankasından alıyorsun, onun da yoksa öbüründen alıyorsun, belediyeden alıyorsun. Bu Havuz Sistemi ile bizim nemamızı, menfaatlerimizi kestin. Bundan vazgeçersen geç yoksa biz senin karşında tüm gücümüzle mücadele edeceğiz ve seni düşüreceğiz’ demişti. Nitekim Erbakan teklifi kabul etmedi ve düşürüldü.
Evet, medya özgür olmalı. Bunun için mücadele etmezsek duymamız/görmemiz gerekeni değil başkasının dayattığını görür ve duyarız. Ancak medya özgürlüğü denince akla hep devletin sansürü ve baskısı geliyor. Devletlerin medyayı güdümlerine almak istedikleri sır değil. Bütün iktidarlar kusurlarının görülmesini istemezler. Aynı zamanda memlekette her şeyin güllük gülistanlık olduğunu ve bir sorun varsa sorumlusunun kendileri olmadığına halkı inandırmak isterler. Bunu yapmanın tek yolu medyayı kontrol altında tutmaktır.
Ancak Türkiye’nin bugünkü sorunu bu değildir. İleride olursa o gün tekrar tartışırız. Bu ülkenin (bugünlerde tam olarak bitmek üzere olan) sorunu medyanın sermaye veya ideolojik gruplarca esir alınmasıdır. Başka bir deyişle, medyamızın özgürlüğü dışarıdan değil içeriden gasp edildi. O medya ki halk iradesiyle iktidara gelmiş partileri düşürdü. Belli bir kesimi ötekileştirip herkese ait kamu kurumlarına bile sokturmadı. Ola ki bürokrasi uyur ya da ihmal eder diye bizzat gazeteciler sokaklarda ve devlet binalarında ispiyonculuğa giriştiler. Dahası ülkeyi öyle bir hortumladılar ki devlet 2001’de iflas etti. Haline bıraksanız yine hortumlarlar.
Medya sektörü (bilhassa gazetecilik) zarar eden bir iş alanıdır. Bugüne kadar sadece gazetecilik yapan belli kurumlar müstesna, para kazanmak için bir şantaj aracı olarak kullanıldı. Belki de medyadaki devirlerin ana sebebi devletten-cebe uzanan, gazete kâğıdından mamul hortumların kesilmesidir. Artık gazetesi veya televizyonu olan değil, parası olan ihaleleri kazanıyor. Son değişiklikler sayesinde muhtemeldir ki medya içine yerleşmiş yolsuz işadamlarından kurtulmuş olacağız ve bu sayede medya kendi içinde özgürleşmiş olacak.
Bugüne kadar sözde gazetecilik adına devlet sırlarını ifşa etmek, devletin koridorlarında ihale kovalamak ya da bir devlet adamına ilk ismiyle hitap (hakaret) etmek gazetecilik değildi. Şahsen devam edegelen medyadaki patronaj değişikliklerini (hepsi olmasa da) medyanın aslına dönmesi olarak görüyorum. Bu vesile ile yabancı ortaklar da Türk medyasından çekilmiş olacaklar. Nitekim Axel Springer Doğan Medyadan, CNN de CNN Türk’ten ayrılıyor. Medya dışındaki etkenler (bilhassa hükümet) medya özgürlüğüne zarar verir mi, vermez mi asıl bundan sonra belli olacak.







