--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mavi gözlü sarışın mülteciler

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş
5

Mülteci denince akla ilk Ortadoğu geliyor. Çünkü bölgede hep savaş var. Bölgede yabancı asker sayısı artınca halkın sayısı azalıyor. Çünkü şehirler yaşanmaz hale gelince daha güvenli yerlere gidiyorlar ve en çok da Avrupa’nın yolunu tutuyorlar. Dikkat edilirse bölgede taş üstünde taş bırakmayan Amerika ve Rusya’ya nerdeyse hiç mülteci gidemiyor. Kendilerine yardım eden işbirlikçilere bile göç etme izni verilmiyor. Göçmenler de doğal olarak güvenli Avrupa’ya yöneliyor. Avrupa ise çok az göçmeni kabul ediyor. Hatta görece daha iyi durumda olan Türk vatandaşlarının ekonomik amaçlı göçüne bile müsaade etmiyor. 

Ukrayna savaşıyla birlikte reddedilişin bir sebebinin halkın teninin ve gözlerinin rengi olduğunu gördük. Birçok yabancı gazeteci “medeni, mavi gözlü ve sarışın Ukraynalının” göçmek durumunda kalmasına üzüldüğünü söyledi. Tabi bu vesile ile diğerlerine, mesela Suriyeli ve Afganlara niye üzülmediklerini de ifşa etmiş oldular; çünkü onlar kara tenli ve siyah gözlüydüler. Ve de medeni ve Hristiyan değildiler. 

Mültecilere üzülmek güzel de mülteciler arasında ayırım yapmak iğrenç bir durumdur. Ayrıca ten rengini medeniyete bağlamak cehalettir. Çünkü mavi gözlü Ukraynalıları öldüren veya yerlerinden edenler başka bir mavi gözlü ve sarışın millet olan Ruslardır. Hatta bu iki millet akrabadır. Ayrıca iki dünya savaşını başlatıp 70 milyonun ölümüne sebep olanlar yine mavi gözlü ve sarışın idi. 

Aynı ırkın mensupları yüzyıllarca kara veya buğday tenli insanların ülkelerini sömürdüler. Dolayısıyla ten ve göz rengi bir üstünlük vesilesi olamaz. Hristiyan olmaları bir ayrılacak nedeni olabilir mi? Ukraynalıları öldüren Ruslar da Hristiyan olduğuna göre bu faktör de yetersizdir. Ancak mavi gözlü sarışın Müslüman biri mağdur olduğunda pek de umursanmadığını Bosna savaşından biliyoruz. Eğer ki o günlerde merhametleri depreşseydi onbinlerce Boşnak ölmeyecekti. 

Görünen o ki bu dünyanın Batı yakası öncelikle kendi mahallesinde savaş istemiyor. Savaş yakın bir yerde olduğu zaman mağdurların ten rengine ve dinine bakarak tavır alıyor. Eğer mağdurlar fiziken kendileri gibiyse ve de Hristiyanlarsa bir şansları olabilir. Müslümanlarsa kabul edilme ihtimali düşüyor. Afrikalı ya da Ortadoğuluysa kapılarını kapatıyorlar. 

Fakat yine de ırka ve dine dayalı bir ayrımcılıktan öte bir hissiyatla hareket ettikleri görülebilir. Kanaatimizce egoizm/nefis her duygu ve düşünceye baskın geliyor. Kişi ya da kişiler kendilerinden olmayanı istemezler. İstenmeyenin bazen ten rengi aynı olsa da fikriyatı nefret nedeni olabiliyor. Bazen de işini kaybetme korkusu veya kültürel farklar ötekine karşı dışlayıcı tavırlara neden olabiliyor. Farklılıklar arttıkça dışlama da artıyor. Herkes kendisini merkeze koyup yanında kendine en benzeyenini isterken, en benzemeyeni en dış dairede ister. Hatta hiç görmek bile istemez. Batı için en dış dairede koyu tenli insanlar var. O kişiler Müslümansa bir daire daha oluşturulup en dışa atılıyor. 

Aslında daireler de tek renkli değildir. Bugün Müslüman daire aynı renkte değildir. Mesela bizde beyaz Türkler vardır. Kendini batılı gören bu kesim, diğer kesimleri dışlayıcı bir tavır içindedir. Bugün Suriyeli göçmenlere yapılan muameleyi bu ülkenin yerli Anadolu insanına da yaptıkları kolayca görülebilir. Örneğin Elazığ’da olan bir depremle İzmir’de olan bir deprem sırasında takındıkları tavırlar birbirine zıttır. Şu anda bile medyaları Suriyelileri karalarken Ukraynalılara güzellemeler yapıyorlar. 

Kişiler değişmedikçe toplumlar değişmez. Toplumlar değişmezse ırklar da değişmez. Kişileri değerler/inanç değiştirir. Hatta bazen hiçbir değere sahip olmayıp tavuk gibi yaşamak daha büyük sorunlara neden olabiliyor. Ama bahsini yaptığımız meselenin temelinde değerlerin varlığının ya da yokluğunun olduğunu söyleyebiliriz. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle