‘Libya’da ne işimiz var’ diyenlerin işi ne?
İnternette dolaşan bir haritaya göre yurtdışında AB ve NATO görevleri kapsamında 2650 Türk askeri Afganistan (2000), Kosova (400) ve Bosna’da (250) görev yapıyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler görev gücüne bağlı 200 asker Mali (50), Orta Afrika Cumhuriyeti (50) ve Lübnan’da (100) görev yapıyor. Bahsi geçen 2850 asker barış gücü görevlerinde bulunuyor. Öte yandan; Kıbrıs’ta 40.000, Azerbaycan’da 100, Irak’ta 2500, Suriye’de 5000, Katar’da 300, Somali’de 250, Arnavutluk’ta 25 ve Libya ve Sudan’da sayısı belirsiz Türk askeri var. Askerler mezkûr ülkelerde Türkiye’nin çıkarları ve dostlarını korumak üzere bulunuyorlar.
Bir ülkenin yurtdışında askerinin bulunması doğru tarafta olmak kaydıyla güzeldir. Türkiye’nin ilgili ülkelerde doğru tarafı tuttuğundan kimsenin şüphesi olmasın. Yukarıda ismi verilen tüm ülkelerde Türkiye, BM’nin tanıdığı meşru hükümetlerle çalışmakta ya da terörü yerinde yok etmeye çalışmaktadır. Terörle mücadeleyi şimdilik kenara bırakırsak, yurtdışında asker bulundurduğunuz zaman asker bulunan ülkenin diplomatik desteğini alabilir, ihalelerine girebilir, lazımsa borç para bulabilir, oradan yatırım çekebilir ya da çeşitli imtiyazlardan yararlanabilirsiniz.
Ama nedense bu durumdan rahatsız olan ve ‘orada ne işimiz var?’ diye soran bir güruh var. Bu soruyu soran eğer kötü niyetli değilse bir zekâ testi yapması yerinde olur. Bir kere ne Türkiye ne de başka bir ülke kendisini başka bir ülke için feda etmez. Her insanda olduğu gibi her ülkede de kendisini önceleyen güdüler vardır. Eğer riskli bir karar alınıyorsa bunun mutlaka makul bir sebebi vardır. Türkiye sadece çıkarlarını düşünen Batılı ülkelerin aksine, hem çıkarlarını hem de dostlarını düşünen ve koruyan bir ülkedir. En azından Anadolu’nun bağrından çıkmış ve dejenere olmamış hükümetler hep bu şekilde hareket etmişlerdir.
Örneğin hükümet Katar’a dost olduğu için asker gönderip bu ülkenin blokajcı ülkelerce yutulmasına engel oldu. Bu uğurda herhangi bir kaybı olmadı. Ancak finansal olarak kazanımları oldu. Hükümet statükocular gibi sessiz de kalabilirdi. Karışmamak da bir çözümdür ve fakat sizin bir dostunuzun başı belaya girdiğinde sessiz kalıyorsanız bu sizin vicdan ve merhamet sahibi olmadığınızı gösterir. İnsan dostunu nasıl olur da zor durumda bırakır? Dostunuza zarar veren ülkelerle ilişkileriniz mi bozuluyor? Başkasını aç susuz bırakanların hatırı mı gözetilir? Eğer ki çoğunluğa uyup haksızlığa uğramış azınlığın yanında olamıyorsak bu durumda hakkı değil haksızlığı savunmuş olmaz mıyız? Yarın başımıza bir şey gelmeyeceği belliyse belki karışmasak da olur. Ama gelirse etrafımızda hiçbir dostumuz olmayacaktır.
Çıkarlara gelince; Suriye ve Irak’ta terörü yok etmek için bulunmak, Kıbrıs’ta Türk toplumunu korumak, Libya’da 140 bin km2’lik deniz sahasını başkalarına kaptırmamak ya da Azeri soydaşların ordusunu Ermenilere karşı eğitmek Türkiye’nin ulvi çıkarları ve dostlukları için elzemdir. Bu ülkelerde bulunmanın getirisi götürüsünden fazladır. Eğer ki bizdeki muhalefet gibi umursamaz davranırsak ne Akdeniz’de ne de Kıbrıs’ta var olabiliriz ve bizim olanı vurdumduymazlık yüzünden kaybetmiş oluruz. Dışarıda asker bulundurmak yurtdışına ihracat yapıp satışları ve gelirleri artırmaya benzer. Asker bulundurmaya karşı gelmekse iç piyasa ile yetinip büyümek istememektir. Eğer ki piyasada krizler olmasa belki yurtiçi de yeterli olurdu ama her ülkede mutlaka ekonomik çalkantılar olur. Böyle anlarda zarar etmeyen ve hatta daha çok kâr edenler ihracatçılardır.
Hal böyleyken ‘yurtdışında ne işimiz var?’ diyenler ancak cahil ya da memleket düşmanı olabilirler. Hem bu sözü söyleyenlerin yurtçindeki projelere de karşı geldiğini ve hiçbir proje üretmediklerine de dikkatinizi çekmek isterim. Ayrıca bu tayfanın üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı’ya da küfür eden çoğu küfür ehli kişilerden oluştuğunu da hatırlamak lazım. Bu ülke idealleri için savaşanlarla idealleri için savaşanlara savaş açanlar arasında geçen bir çekişmenin içinde. Doğru yerde durmak lazım. Velev ki bazen doğru taraf kaybetse de. Galiptir bu yolda mağlup.







