Kuşattılar ama yıkamıyorlar
Arap Baharı, Arap halkına huzur getirmediği gibi Türkiye gibi komşu ülkelerin de huzurunu kaçırdı. Aslında haline bıraksalardı bugün hiçbir diktatör ayakta kalmayacaktı. Ne var ki isyanların çıkmadığı ülkelerin diktatörleri ile Batılı güçlerin desteği baharın yaşandığı ülkelere ya Sisi ve Hafter gibi yeni diktatörler hediye etti, ya da otoritenin tamamen ortadan kalkmasına neden oldu. Yüzbinlerce insan ölürken, milyonlarcası göç etmek durumunda kaldı.
Bu da yetmezmiş gibi terör örgütleri otorite boşluğundan yararlanarak belli bölgeleri işgal ettiler. İç savaşlar mezkûr ülkeleri felç ederken durumdan istifade ederek onların topraklarını ve kaynaklarını gasp eden akbaba misali ülkeler türedi. Örneğin; Yunanistan, Libya’nın 39.000 km2’lik deniz sahasına el koymaya çalışıyor. Türkiye ve Trablus hükümeti buna engel olmak için bir anlaşma imzaladı. Bu vesile ile dolaşıma çıkan bazı haritalar ülke olarak ne kadar çok kuşatıldığımızı ortaya koydu.
Türkiye zaten güneyinde Esed rejimi ve PKK/YPG ile mücadele ediyor. İran’dan hiçbir şekilde hayır gelmeyeceği malum. Yunanlılarsa Batıyı arkasına alarak Ege denizini göle çevirmeye çalışıyorlar. Ege’deki adaların münhasır ekonomik bölgesini gösteren bir Yunan haritasına göre koskoca Anadolu Yunan gölüyle(!) çevrilmiş durumda. Eğer Türkiye de anarşiye gark olsa tıpkı Libya’ya yaptıkları gibi ne yapıp edip Ege’nin tümünü ele geçirecekler. Bu durumda kıyıdan kalkan bir Türk uçağı daha birkaç kilometre yükselmeden Yunan hava sahasını nerdeyse ihlal etmiş olacak. Bir balıkçı gemisi 10-15 kilometre uzakta avlanamayacak. Özetle denizden ve karadan kuşatılmışız. Güçlü bir iktidar ve daimi bir istikrar olmazsa kim bilir neler yapacaklar.
Fakat bu sadece mevzunun karanlık yüzü. Bir de ferahlık veren yüzü var ki insana keyif veriyor. Savunma sanayisinde zamanında atılan tohumlar bugün meyve olarak İHA, füze, zırhlı araç ve mühimmat olarak geri döndü. Ve tüm bunlar ambargolara rağmen oluyor. Ambargoların iyi mi yoksa kötü mü olduğu biraz tartışmalı bir durum. Malzeme alınmayınca birçok silah üretilemiyor. Ancak bu sefer de yerli üretime geçiliyor ve geç de olsa milli silahlar üretilmiş oluyor. Belki kısa dönemde kötü ama uzun dönemde iyidir denilebilir.
İşbu silahlar sayesindedir ki bugün Ege denizi ve ötesi Türk füzelerinin menziline girebilmektedir. Ege kıyısından fırlatılacak bir SOM, Bora ya da Atmaca füzesinin vurmayacağı bir Yunan şehri yoktur. Yunanlılar devriye için F-16 kaldırıp saatte 8000 dolar masraf yaparken, Türk donanması İHA uçurup saatlik 1000 dolar masraf yapıyor. Teknoloji hem üstünlük sağlıyor, hem de maliyetleri düşürüyor. Türkiye’nin savaşmak gibi bir niyeti yok, ama olası bir savaşta nasıl bir üstünlüğe sahip olduğumuzun bilinmesi karşı tarafta caydırıcı bir etki bırakır.
Öte yandan; Suriye’de yuvalanmış terör örgütlerini sınırdan 2 ay gibi kısa bir sürede temizleyen silahlı İHA’larımız, güdümlü bombalarımız, MPT-76 tüfeklerimiz ve yerli olmasa da modernizasyonu yerli firmalarca yapılmış tanklarımız ve uçaklarımız var. Bizzat Amerikalılar ambargoların Türkiye’yi durdurmaya yetmediğini söylediler. Hatta Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, ambargolar için ambargocu ülkelere teşekkür etti. Çünkü bir şer ancak bu kadar hayra dönüşebilir.
Ülkemiz milli silahlar sayesinde hem güçleniyor, hem de özgürleşiyor. Bir sırtlan bir aslanla baş edemez. Ama aslanın pençesinde tırnak, ağzında da diş yoksa sırtlan gelir onu parçalayıp bir de ‘aslan öldürdüm’ diye hava atar. Bizzat sözde Batılı müttefiklerimizin(!) sebep olduğu bölgesel bir anarşi düzeninde yem olmamanın hazzını yaşatan herkese selam olsun.







