İnsani yardım diplomasisi işe yarıyor
Ülkemizi sarsan Kahramanmaraş depremlerinden sonra 102 ülke yardım çağrısında bulundu. El Cezire’nin haberine göre ülkeler arasında ABD ve Almanya gibi güçlü devletler ve zengin Arap devletleri olduğu gibi Sudan, Burundi, Etiyopya ve Somali gibi zaten dış yardıma muhtaç ülkeler de var.
Konuya Somali üzerinden devam edelim. Hükümet 2020 yılında Somali’nin IMF’ye olan borcunun 3 milyon 487 bin dolarlık borcunu ödemişti. O günlerde birileri millet açken neden Somali’nin borcu ödeniyor diye ortalığı velveleye vermişti. İşte o günün ve bugünün fakir ülkesi Somali, deprem dolayısıyla 3 milyon dolar bağışta bulundu. Bu para belki onlara daha lazım ama insanlık ve minnet onlara bu parayı göndertti.
Türkiye gerçekten de insani yardımda çok ileri bir ülke. İstatistiklere göre milli gelirin % 0.86’sı insani yardım için kullanılıyor. En kötü dönemimizde bile kötü kalplilerin bağırıp çağırmalarına rağmen yardım eli uzatmışız. Yardımı sadece devletin kurumları değil, insani yardım kuruluşları da yapıyor ve yaptıkları yardım devasa boyutlarda.
Aslında dev olan bu ülke insanının kalbi. Kimse yardım derneklerine yardım etmezse hiçbir yere kuruş yardım götüremezler. Ama insanımız nerede bir felaket görse cebindekinin bir kısmını paylaşmaktan çekinmiyor.
Şimdi devir dönüp de deprem ülkemizi vurunca yardım alanlar yardım verenlere döndü. Mesela Bangladeş ilaç gönderdi. Pakistan, hükümeti ve halkıyla topyekûn ayağa kalktı ve kendi boyunu da aşan bir yardımda bulundu. Son olarak 100 bin çadır gönderecekleri ve çadırların ücretinin halk tarafından bizzat karşılandığı bilgisi geldi. Diğer yandan, Taliban bile 165 bin dolarlık yardım taahhüdünde bulundu. Rakamların büyük ya da küçük olması önemli değil. Önemli olan, dar günde kimin yardım etmeye istekli olduğudur. Ayrıca kendisi yokluk çekerken yardımda bulunanların varlıklıyken daha çok yardımda bulunacakları muhakkaktır. Çünkü az iken vermeyen çok iken de vermez. Ama az iken veren çok iken daha çok verir.
Gelen yardımlar gösteriyor ki Türkiye insani yardımda ektiğini biçiyor. Belki yardımlar yaranın tamamını kapatmaz ama bir kısmına merhem olacaktır.
Bu durum, Türk dış politikasındaki insani yardım diplomasisinin ne kadar elzem ve yararlı olduğunu gösteriyor. Türkiye söz konusu yardımları karşılık beklemeden, vicdanı ve inancı gereği yaptı ama çıkarı için yapmış olsaydı yine de değerdi.
“İnsan ihsanın kölesidir” diye bir söz var. Birine yaptığınız iyilik karşıdakini minnet altında bırakır ve onu size borçlu hissettirir.
O yardım asla unutulmaz ve bu sayede dostluklar kurulur ve günü geldiğinde bazen yardımın karşılığı da verilir. Dolayısıyla meseleye materyalist bir gözle bakınca bile yardımların uzun vadede kârlı olduğu görülebilir. Ne var ki bizdeki materyalistlerin kalpleriyle birlikte beyinleri de maddeleştiği için bunu göremiyorlar ve her seferinde “benim vergimi verme” diye çıkışıyorlar.
Devlet ve halk doğru yolda. Keşke imkân olsa da toplam gelirin % 1’ine bile denk gelmeyen yardımı vermek istemeyenlere “yardım yapmama” hakkı tanınsa. Ama karşılığında kendileri yardıma muhtaç olursa onlardan “yardım istememe” taahhüdü alınsa (taahhüde rağmen yardım ederiz ama belki o gün yüzleri kızarır). Aslında bu imkân olsa da yine boş durmayıp yardım edenlere laf atacaklar.
Tıpkı geçenlerde “umreye gitmeyin, depremzedelere yardım edin” diyenler gibi. O kararı niye umreciler değil de kendileri veriyor acaba? Hadi iyi niyetli bir tavsiye olsun. Peki, kendileri de bu yıl tatile gitmemeyi taahhüt ediyorlar mı? Onların eğlenceye ayırdığı paranın umre parasının 10 katı olduğu söyleniyor. Acaba zevklerinden vazgeçerler mi? Hem normal şartlarda umrecilerden daha fazla yardım mı yapıyorlar? Oturduğu yerden yardım yapmadan yardım yapana karışmak ne kolay.







