--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Gazla öldürmek yasak. Ya silahla?

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

ABD’nin Suriye’deki Şayrat hava üssünü vurması bir kez daha gösterdi ki; bazıları için topla, tüfekle, bombayla, veya işkenceyle öldürmek meşrudur. Fakat sarin gazı gibi kimyasal silahlarla öldürmek insanlık suçudur. Her tür saldırıda ölenler insan olmasına rağmen, sadece gazın sebebiyet verdiği ölümler kırmızı çizgiyi aşma nedeni olarak görülüyor. Bu adeti, yani kimyasal silahların kullanımını müdahale için kırmızı çizgi olarak ilan eden kişi, hiçbir çizgisi olmayan Obama’ydı. 

Esed 2013’te de bir kimyasal saldırı düzenlemiş ve 1500 kişiyi öldürmüştü. Diğer zulüm ve ölümlere uyuyan dünya birden ayağa kalkmıştı. ABD de Suriye’ye müdahale edebileceğinin sinyalini vermişti. Fakat Obama, Esed’in kimyasal silah stokunu imha edeceğini bildirmesinden sonra vazgeçti.  Silahların imhası teklifini Esed adına Rusların yaptığını şuraya yazmış olalım. Ancak bir hafta önceki saldırının da gösterdiği gibi silahlar ya tam imha edilmemiş, ya yeniden üretilmiş ya da Ruslar takviye yapmış.

Her şeye rağmen ABD’nin gazlı ölümlere kırmızı görmüş boğa gibi tepki vermesi güzeldir. Dolayısıyla Trump’ın kendini ispat amacıyla Esed’in bir üssünü Kızılderili dilinde ‘balta’ anlamına gelen Tomahawk füzeleriyle vurması doğru bir tavırdır. Bu sayede çocuklar zehirlenerek ölmekten kurtulacaklardır. Fakat evleri bombalanır da ölürlerse elbette ki kimsenin umurunda olmayacaktır. Şayet ölmeyip de mülteci olarak ABD’ye giderlerse kurtarıcıları olan Ebu Ivanka hepsini gümrükten geri gönderecektir. 

Çünkü Trump’ın da ölümleri pek taktığı yok. O sadece İsrailli çocuklar kimyasal silahlarla ölmesin diye Esed’e bir uyarı gönderdi ve fakat Suriyeli siviller de bundan nasiplenmiş oldu. Yoksa Esed’in diğer öldürme şekillerine herhangi bir sesi çıkmayacaktır. Bunu bile İsrail’e bağladın deyip ben komploculukla suçlayanlar olacaktır. Fakat ben değil bizzat Amerikalı yetkililer söylüyor bunu. 

Obama’nın üst düzey bürokratlarından Derek Chollet bir yazısında Esed’in 2013’teki kimyasal saldırısından bahsederken, İsrail’in Suriye’deki kimyasal silah stokunu öğrendikten sonra çok korktuğunu belirtiyor. Çünkü Esed’in 1300 ton tutan stokları Saddam Hüseyin’in olmayan stoklarının 50 katıydı. Bu miktar Suriye’yi dünyanın üçüncü büyük kimyasal silah ülkesi yapıyordu. Chollet’e göre bu kadar gaz iki Virginia eyaleti büyüklüğündeki alanı etkileyebilirmiş. Chollet’in bahsettiği alana 10 adet İsrail sığar. 

O günlerde tehlikeyi sezen Netanyahu hemen Obama’ya koşuyor ve müdahale etmesini istiyor. Çünkü İsrail’in uçaklara, füzelere ve kara saldırılarına karşı koyacak savunma mekanizmaları olmasına rağmen gazlı saldırılarla baş edecek bir savunma sistemi yoktu. En iyi ihtimalde bile sayısız kayıp vereceklerini bizzat kendileri itiraf etmişlerdi. O gün Obama’nın Suriye’yi vurmayıp silahların imhasını kabul etmesi İsrail’i “yetmez ama evet”  düzeyinde tatmin etmişti.

Esed’in 4 Nisan’da İdlib’e gazla saldırması İsrail için kâbusun geri gelmesi demekti. Çünkü sandıkları kadar güvende olmadıklarını anlamışlardı. İsrailli yöneticiler yine Beyaz Saray’a koştular ve dünürleri Trump’ı ikna etmeleri kolay oldu.  Trump saldırıyla ilgili konuşmasında, füzeleri Amerika’nın ulusal güvenliği için yaptığını söylüyordu. Esed’in hiçbir silahı Amerika’yı tehdit edecek menzile sahip değildir. Dolayısıyla Trump’ın kastının İsrail’in güvenliği olduğunu hepimiz biliyoruz.

Türkiye’nin pozisyonuna gelince… Suriye’de süper güçler birbirlerinin hegemonik sahalarına müdahil olurken, Türkiye gibi Suriye iç savaşında taraf olan bir ülke ne yapmalı? Elbette ki müdahil tarafların çekişmesine müdahil olmamalı. Gerek ABD, gerekse de Rusya’nın Türkiye’yi YPG ve rejimle terbiye etmesi unutulmamalı. Menbiç’i koruyan ABD ile Afrin’e yerleşen Rusya’ya karşı mesafeli olmak en sağlam politikadır. Çünkü yarın öbür gün barışırlarsa geriye Türkiye ve ona diş bileyen en az bir süper güç kalacaktır. Büyük güçlerin dostluğundan hayır gelmedi. Düşmanlığından şer geleceği muhakkaktır. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle