Enerji olmadan enerji merkezi olmak
Türkiye, son dönemde petrol ve doğalgaz aramalarına verdiği ağırlık, Karadeniz’de bulduğu gaz ve Ukrayna savaşındaki tarafsız tutumu nedeniyle Rusya’dan aldığı “gaz merkezi” olma teklifi sayesinde birden enerji piyasasının önemli aktörlerinden biri haline geldi. Böyle giderse ana merkez de olabilir. Bu hususta her şey yolunda gidiyor ve her gün yeni bir gelişmenin haberini alıyoruz.
Mesela Rusya yakında G20 toplantısında Türkiye ile ilgili gaz planını açıklayacak. Rusya’ya bu jesti yaptıran sebebin sadece Türkiye’nin tarafsız tutumu değil, Baltık denizinde saldırıya uğrayan boru hatları olduğunu da hatırlatalım. Ruslar diğer boru hatlarının kolayca saldırıya uğrayabileceğini ve Avrupa’ya güvenmeyeceklerini bildikleri için yüzlerini Türkiye’ye döndüler. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyaset anlayışını dürüst ve güvenilir olarak görüyorlar. Bu durumda Türkiye’nin elindeki tek sermayenin “güven” olduğunu söyleyebiliriz. Demek ki gücünüz çok olmasa bile güvenilir olmanız size daha büyük imkanlar sunabiliyor.
Rusya’nın yanı sıra Rus işgal teşebbüsünün mağduru Ukrayna da atıl durumda olan TransBalkan boru hattının yeniden açılıp bu hatla Ukrayna, Yunanistan ve Türkiye’nin birbirine bağlanmasını istiyor. Devlet mutlaka bu teklifi ve uygulanabilirliğini değerlendirecektir. Belki bu tekliften de fayda gelecektir. Diğer bir gelişme ise Kazak petrolünün Azerbaycan üzerinden Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına bağlanıp uluslararası piyasalara satılacağının duyurulmasıdır. Duyuruyu bizzat Kazak başbakan yaptı.
Konuyla ilgili en son haberse petrol ve gaz rezervleri açısından zengin ülke Cezayir’den geldi. Buna göre iki ülke ortak bir petrol-doğalgaz arama şirketi kuracak. Cezayir petrol ve doğalgaz zengini bir ülke ve halen keşfedilmemiş büyük rezervleri var. Onlarda arama sahası, bizde ise teknoloji var. Bu ikisi bir araya gelince yeni keşiflerin olması muhtemeldir. Dışişleri Bakanlığımızın Enerji Danışmanı Caner Can’ın, Sakarya gaz sahasının keşfedildiği 2020’de ülkemizin doğal gaz “offhsore” arama ve üretim alanında elde ettiği deneyimlerinden bilahare üçüncü ülkelerde yararlanabileceğini iki yıl önce belirtmesi, bunu da vaktinde “Sakarya Etkisi” tabirini kullanması önemli. Karadeniz gazımızın aranması ve üretimi sırasında TPAO’nun ve Türk mühendislerinin elde ettiği ve hâlâ da etmeye devam ettiği deneyim ve bilgi birikimi, sondaj gemilerimizle ulaştığımız teknolojik seviye Türkiye’ye olan ilgiyi artırdı ve sonuç olarak işbirliği teklifleri arttı.
Bu durum elbette ki rahatsızlıklara da neden oluyor. Yakın zamanda Libya ile benzer bir anlaşma yapıldığında Mısır, Yunanistan ve Fransa rahatsız olmuştu. Şimdi de Cezayir’le ortak projelere girilmesi bilhassa Fransız lider Macron’u rahatsız ediyor. Belki Fransızların da gelişmiş arama gemileri vardır ama güven dediğimiz sermayeleri pek olmamalı ki Cezayir Fransa’yı bypass geçiyor.
Görünen o ki Türkiye zincirlerini kırdıkça başkaları da zincirlerini söküp atıyor. Daha önce yazmıştık; Bölgenin Osmanlı gibi güçlü ve lider bir ülkeye ihtiyacı var. Osmanlı bakiyesi ülkeler küçük, zayıf ve hala sömürülüyorlar. Onlara ağabeylik yapacak bir ülke olunca hemen etrafında toplanıveriyorlar. Çünkü diğer güçlü ülkelerin sömürmek için geldiklerini biliyorlar.
Biz bu yönelimi ilk olarak SİHA’larda gördük. İleri teknoloji bir silahımız olunca bilhassa Müslüman ülkeler almak için sıraya girdiler. Bazı ülkeler şu anda Türkiye hangi silahı üretse almaya başladılar (bkz. Azerbaycan, Pakistan, Katar, Endonezya, Bangladeş, Libya). Çünkü ambargoya maruz kalmıyorlar, ürünler ucuz ve kaliteliler.
İşte son dönemde enerji piyasasındaki hareketlilik söz konusu artan gücün ve güvenin devamı olarak geldi. Bahsettiğimiz ülkeler görece zayıflar ama petrol ve doğalgaz gibi önemli kaynakları var. Şimdi Türkiye enerji piyasasında da elindeki imkânlarla yönlendirici oluyor ve ortak girişimler başlatıyor. Önce silah sanayii sonra enerji piyasası... Dünyaya yön veren iki sektörde biz de varız ve bölgede ana aktör olmanın yolundayız. Üstelik yeterli petrol ve doğalgazımız olmadan.







