Dış politikada rüzgâr Türkiye’nin lehine
Türk dış politikası muhalefet tarafından olumsuz sonuçlara neden olduğu gerekçesiyle bugüne kadar eleştiriliyordu. Hatta ‘değerli yalnızlık’ diye bir tabir kullanılarak Türkiye’nin dostunun kalmadığı iddia ediliyordu. Nüfusu bir milyon bile olmayan küçücük ülkelerin bile puslu havada ya kendilerini korumak ya da çıkarları için ava çıktığı hengâmda söylenen bu sözler eski Türkiye’nin statükocu ve nemelazımcı zihniyetinin ürünüdür. Onlara bakarsanız Türkiye hiçbir şeye karışmamalı. Karışmasın tamam da ya dışarısı size karışıyorsa? Mesela hükümetin Afganistan savaşında bir dahli yok ama orada olup bitenler bize göç olarak yansıyor. Gerçi bizdeki muhalefet hep tahterevallinin diğer ucuna oturduğu için hükümet sessiz kalsa bu sefer de sessizliği için suçlardı.
Ancak öyle görünüyor ki durdukları taraftan artık rüzgâr esmeyecek. Çünkü hükümetin izlediği dış politika meyvelerini vermeye başladı ve değerli çoğunluğun (!) büyük kısmı Türkiye’nin kapısını çalmaya başladı. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) El Nahyan ailesinden olan Ulusal Güvenlik Danışmanı birden Ankara’ya gelip Erdoğan’la görüştü ve yatırım yapma taahhüdünde bulundu. BAE haydut bir devlettir ve Ortadoğu’daki çatışmaların arkasında bu ülke vardır. Ama şimdi yatırım vaadinde bulunarak ‘Aman’ diliyor.
Hemen sonrasında Ermenistan Başbakanı Paşinyan Türkiye ile ilişkileri düzeltmek istediğini söyledi ve aynı fikirde olan birini Dışişleri Bakanı olarak atadı. İki düşman ülkenin bu kadar hızlı U dönüşü yapması epey şaşırtıcı. Ayrıca Etiyopya Başbakanı Türkiye’yi ziyaret etti ve tüm FETÖ okullarının Maarif Vakfına devredildiğini söyledi. Muhtemelen karşılığında SİHA almak istiyordur. Avrupa Birliği’nin mülteciler dolayısıyla Türkiye’nin ayağına geleceğini tahmin edebiliriz. Dileriz eli boş dönerler. Çünkü kim ne derse desin AB ile yapılan mülteci anlaşması yanlış bir hareketti. Öte yandan; Biden yönetimi Türkiye ile mevcut sorunları dondurmayı tercih etmiş durumda. Yunanistan ise eninde sonunda masaya oturacaktır.
Daha pek çok ülkenin Türkiye’ye yanaşmaya çalışacağını bekleyebiliriz. Çünkü Türkiye 10 yıldır bildiği yoldan taviz vermedi. Türkiye değişmeyince diğer ülkeler değişmek durumunda kaldı. Bu arada Katar, Azerbaycan ve Pakistan’la olan dostluklar ittifaka dönüştü. Mezkûr ittifak daha da güçlenmeli ve ayak uydurabilecek diğer ülkelere de açılmalı. Türkiye ve Türk insanı lider bir ruha sahip. 2000 yıllık devlet geçmişi var (Statükoculuk bunun için Türkiye’nin fıtratına aykırı). Bu meziyetler Türkiye’yi bölgede lider ülke yapabilir. Hem devletimizin dostlarıyla yapacağı işbirlikleri hem siyaseten hem de ekonomik olarak büyük faydalar getirecektir. Nitekim mezkûr ülkelerin en büyük silah müşterilerimizden olduğuna hepimiz şahidiz.
Eğer gidişat böyle devam ederse Suriye iç savaşı, göçmenler ve PKK terörü için de çözümler bulunması muhtemeldir. Çünkü bugüne kadar daha ikincil sorunlarla uğraşmak zorunda bıraktırılan devlet kendi sorunlarına odaklanır. Nitekim Irak’ta Sincar’dan tutun Suriye’de Tel Tamr’a kadar PKK/YPG elebaşları bir bir etkisiz hale getirilmeye başladı. Belki de terör örgütü de çatışmanın sürdürülebilir olmadığını anlar ve Türkiye’nin kapısını çalar.
Ne var ki iyiye de kötüye de muhalefet eden muhalefetimiz esen rüzgârın serinliğinden rahatsız olmuş olmalı ki müspet gelişmelere çamur atmakta gecikmedi. Mesela BAE’li yetkilinin Türkiye’ye gelmesinden rahatsız oldular. Nereye yatırım yapacakları belli olunca siz ‘Her yeri Araplara sattılar’ gibi suçlamaları görün. Malum, onlar için Avrupalı alsa sorun yok, ama Arap alsa ülke satılmış oluyor. Bence önce şu İBB’ye bir el atsınlar ve Allah rızası için hayvanları korusunlar. Önce atlar derken sonra köpekler, şimdi de kediler öldürüldü. Hayvana merhameti olmayanların insana da merhameti olmaz ve ola ki iktidar olurlarsa içine kapanıp kendi insanlarıyla uğraşırlar. O gün geldiğinde bu halkın bir kesimine Suriyeli muamelesi yapılması ihtimal dışı değildir.







