Direnirsek çınar, direnmezsek ateşin odunu oluruz
Geçen haftaki yazımın başlığı “Yeni saldırılara teşebbüs edecekler” idi. Bağımsız, kimsenin güdümünde olmayan ve kendine münhasır bir sistemle yönetilmek istenen bir Türkiye’yi istemeyen uluslararası bir yapılanma, kendisi saldıramadığı için emrindeki teröristleri üzerimize salıyor. Son bir ayda sırasıyla PKK, FETÖ ve yılbaşında DAEŞ’in saldırması, sadece terör örgütlerinin münferiden verecekleri kararlar değildir.
Türkiye bu üç terör örgütüyle amansız bir mücadele veriyor ve bu esnada kayıplar da veriyor. Belki yeni saldırılara maruz kalacağız ama inşallah hepsini yeneceğiz. Ancak terör örgütlerini bitirmekle terör bitmez. Çünkü terör örgütleri devletlerin yardımıyla ayakta kalırlar. Mezkur üç örgütten PKK ve FETÖ’nün arkasında ABD’nin olduğunu inkar edebilecek kimse var mı? Sadece DAEŞ’le ilgili şüpheler var. Buyrun DAEŞ- ABD ilişkilerini de inceleyelim.
ABD merkez kuvvetler komutanlığı CENTCOM’un verdiği bilgilere göre; Ağustos 2014 ile Eylül 2016 arasında DAEŞ’e 128,725 sorti yapıldı ve üzerine 63,061 bomba atıldı. Saldırılar sonucunda 31,900 adet tank, harekat merkezi, cephe, petrol tesisi vs. vuruldu. CIA’ye göre bahsi geçen dönemde DAEŞ’in 31,500 militanı vardı. Militanların bir kısmını Türkiye, Esed rejimi, Irak ordusu, Peşmerge ve YPG öldürdü.
Onların hiçbir DAEŞ’liyi öldürmediğini farz edip CENTCOM verilerini baz alırsak, atılan 63,061 bombadan sadece yarısı isabet alsa ve her bomba sadece bir militan öldürse, bugün DAEŞ diye bir örgüt olmayacaktı. Kaldı ki her bomba bir değil onlarca teröristi öldürebiliyor. Fakat DAEŞ bu kadar bombalamaya rağmen yerli yerinde duruyor ve kolay kolay ortadan kaldırılacağa benzemiyor. DAEŞ’in militanları dokuz canlı değil. Bombalar da yeterince ölümcül olduğuna göre geriye tek bir cevap kalıyor; ABD ve koalisyon güçleri çölü bombalıyor ve sadece başkalarının görebildiği alanlarda bulunan teröristleri öldürerek göz boyuyor.
Çünkü DAEŞ “stratejik amaçlar” için hem ABD’ye hem de İsrail’e lazım. İsrailli bir think tankın direktörü olan Efraim Inbar; “Batı DAEŞ’i zayıflatmalı ama tamamen yok etmemeli” demişti. Inbar, bölge ülkelerinin huzurunun kaçması, Rusya’nın gemlenmesi ve İsrail’in güvenliği için DAEŞ’in var olması gerektiğini savunuyor. İsrail’in DAEŞ’in varlığına ne gibi katkılar sunduğunu bilmiyoruz ama koalisyon güçlerinin tıpkı Inbar’ın fikri üzere hareket edip DAEŞ’i kontrol altında tutup yok etmediğini gözlerimizle görüyoruz.
FBI Başkanı James Comey ise eylülde Amerikan kongresine yaptığı açıklamada; “DAEŞ ezilmemeli. Örgüt yok edilirse bütün teröristler ölmeyip bir kısmı Avrupa ve Amerika’ya geçip masum insanları öldürecekler” demişti. FBI Başkanı açık açık Batıdaki masumlar öleceğine Suriye ve Irak’takiler ölsün istiyor. Comey, DAEŞ’i yok edip topraklarını ele geçirmek yerine onlara toprak bırakıp kontrol altında tutmayı savunuyor. Böylelikle DAEŞ’in Batıya gelmesine gerek kalmayacağını düşünüyor. Ölen Türk, Kürt ve Araplar elbette ki FBI Başkanının umurunda değil.
CIA Başkanı John Brennan ise DAEŞ’e daha çok baskı yapılması halinde örgütün global savaşını yoğunlaştıracağını düşünüyor. Çünkü DAEŞ’in Irak ve Suriye dışında da binlerce militanı var ve üzerine gidilirse Batıya daha çok zarar verirmiş. O da FBI Başkanı ve İsrailli uzman gibi kendisine dokunmayan yılanın yaşamasını ve kendi global çıkarları için kullanılmasını istiyor ve itiraf ediyor.
DAEŞ’i bahçedeki yabani bitki, Amerika’yı da o bitkiyi besleyen ve dallarını uzadıkça kırpan bir bahçıvan gibi görmek lazım. Yerde serili, ölü DAEŞ’lilerin kesilmiş dallardan bir farkı yok. Makas ABD’nin elinde durdukça bitki uzamaya devam edecek. Bahçıvanı kovmak ya da elinden makası almaya gücümüz yetmiyor. Tek çare bir olmak, sabretmek ve oyuna gelmemek. Çünkü dertleri ağacı yaşken eğmek. Direnirsek çınar oluruz. Direnmezsek ateşin odunu oluruz.







