Değişim isteyen değişmezler
Üniversitedeyken misafir hoca olarak gelen İsrailli bir hocamız vardı. Bir derste insanlığın gelişimi için “comparison” yani “karşılaştırma” kelimesinin ne kadar önemli olduğunu anlatmıştı. Derste özetle demişti ki eğer başkalarının sizden daha iyi şartlar altında olduğunu veyahut bir işi daha kolay yaptıklarını görürseniz siz de onları taklit edersiniz ve onların seviyesine ulaşırsınız. Mesela siz sırtınızda yük taşıyorken başkasının tekerlekli bir araç kullandığını görürseniz siz de aynı aracı edinirsiniz ve rahatlamaya başlarsınız.
İnsanlar da, ülkeler de bu şekilde gelişir. İnsanlar önce karşılaştırırlar, sonra da değişimi başlatırlar. Değiştikçe de ilerlerler. Ama bazen değişim fayda vermez ve hatta zarar bile verir. Değişim ancak ve ancak insanı ve toplumu daha iyi bir seviyeye getiriyorsa iyidir. Aksi takdirde yerinde saymak bile lüks hale gelir. Karşılaştırma ve değişim kavramlarını Türk siyasetine de uyarlarsak; eğer istediğiniz lider, hükümet, parti vs. ülkeyi bir adım veya adımlarca ileriye götürüp bir de hayat konforunuzu artırıyorsa değişim iyidir. Fakat sizi daha geriye götürecekse mevcudu korumak daha iyidir.
Seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 yıl boyunca ülkeyi yönetmesinden rahatsız olup artık yeni birileri gelsin diyen epey bir insan vardı. Değişimi istemek en doğal haktır. Ancak değişim isteyenlerin gerçekte değişim mi yoksa başka bir şey mi istedikleri konusunda benim gibi birçok insanın şüphesi var. Ayrıca değişim isteyenler kendilerini ne kadar değiştirmişler bunu da sorgulamak gerek.
Erdoğan’ı istemeyebilirler. Ancak Erdoğan’ın karşısına kendilerinin bile kazanacağına inanmadığı birini koyup ölümüne kadar destekliyorlarsa değişmesini istedikleri şeyin sadece lider olup memleket menfaatleri olmadığı ortaya çıkar. Demek ki istedikleri tek şey kendileriyle aynı ideolojiyi sahip birilerinin Cumhurbaşkanı olması. Ancak buna değişim denmez. Cumhurbaşkanını sadece kendileri için seçseler bile yetersiz birini seçtikleri için değişim istemiş olmazlar.
Türkiye için değişim, mevcut icraatların daha iyisini yapmaktır. Mevcut hükümet insansız hava aracı mı yaptı? O zaman yenisi insansız jet yapacağını taahhüt etmeli. Daha iyi hastaneler yapmalı. Daha düşük enflasyon vaat etmeli. Terörün kökünü kazımalı. Bağımlı bir devlet değil, daha bağımsız bir devlet vaat etmeli. Daha güzel yollar yapmalı. Vermeyeceği sözler vermemeli. Daha ahlaklı ve dürüst olmalı.
Türkiye’de değişim isteyenler gerçekten bunu istiyor olsalardı mesela İzmir’deki kötü belediyeciliğe rağmen CHP’ye oy vermezlerdi. İstanbul’un belediye başkanına neden İstanbul’a da uğramadığını sorarlardı. PKK ile yan yana gelmenin hesabını sorarlardı. Sırf seçim kazanmak için bol keseden makam dağıtımına karşı çıkarlardı.
Eğer kendilerinin iktidarda olmasını değişim için yeterli görüyorlarsa ya değişimin ne olduğunu bilmiyorlar ya da aslında değişime karşılar. Kaldı ki gerçekten de değişim istemiyorlar. Çünkü hiçbir iktidar adayı ülkenin silah fabrikalarını, hastanelerini, havalimanlarını kapatmayı vaat etmez. Terör örgütlerinin önünü açmaz. Ülkeyi kaosun hâkim olduğu 2002 öncesine götüreceğini söylemez. Bu söylediklerimiz birer iddia değil, kendi söyledikleri.
Bu kadar değişim karşıtı olanlar çağdaşlığı değil, çağdışılığı isteyenlerdir. Nitekim halen çoğu 1920’li yılları istiyor ve ülkedeki son 20 yıllık gelişimi karşı devrim olarak görüyorlar. Onlarınki inat ve değişim korkusundan başka bir şey değil. Bunu test etmek için birisinin çıkıp hiç kimsenin uygulamadığı şapka kanununu iptal etmeyi teklif etmesi yeterlidir.
Dünkü seçimler (bu yazılar sonuçlar açıklanmadan yazıldı) değişim istiyor gibi görünen muhalefetle ülkeyi değiştiren mevcut hükümet arasındaydı. Bakalım değişimciler mi yoksa değişime direnenler mi kazanmış.







