--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu yolda beraber yürümeyecekleri ne yapmalı?

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Hegemon güçlerin dünyayı istediği gibi dizayn ettiği bir ortamda periferide yani kenarda kalmış ve süper güçlerin nüfuz edip yönettiği, sömürdüğü, savaş açtığı ve büyümesine engel olduğu daha zayıf ülkelerin hem mücadele edip hem de kaale alınan uluslararası bir aktör haline gelmesi hangi hallerde mümkün olur? Ya da Türkiye bağlamında bu kadar fitnenin kol gezdiği, terörün bir terbiye kırbacı olarak kullanıldığı ve ülkenin darbelerle durdurulmaya çalışıldığı bir hengamede etkili bir güç haline nasıl gelinebilir?

Süper güce meydan okuyup bir onur savaşı verilebilir ve sonunda savaş kazanılmasa da kaybedilmemiş de olur. Fakat onurunuz dışında her şeyinizi kaybetme ihtimali vardır. Dolayısıyla onur savaşları son seçenek olarak kalmalıdır. Halinize razı olup bölgesel güç olma hayallerini bir kenara bırakıp elinizdekiyle de yetinebilirsiniz.  Ancak liderlik genleri taşıyorsanız kendinizi zincire vursanız da kendi kendinizi durduramazsınız. 

Bir millet, geçmişte imparatorluk(lar) kurup dünyaya hükmedebilmişse yeniden imparatorluk kurma potansiyelini daima içinde barındırır. Roma’dan tutun İngiltere’ye ve tabii ki Osmanlı’ya kadar bir zamanlar dünyayı yöneten her devlet ya da millet fırsatını bulduğunda dünyayı tekrardan hegemonyasına alma potansiyeli taşır (Şahsi tezimdir). Bu tezin doğruluğunu farz edersek yeni bir imparatorluk şimdilik ihtimal dışı olsa bile en azından bölgesel bir güç olmak için ne yapmalıdır?

Bazen olur hiçbir şey yapmanız gerekmez. Zamanı geldiğinde hazırsanız birden yukarılara doğru yol alırsınız. Veyahut yukarıdakiler aşağıya iner. Çünkü sizinle uğraşması gereken güçler birbirleriyle veya kendi kendileriyle uğraşıyorlardır. An itibariyle uluslararası denge böyle bir fırsatı sunmaya gebe bir görünüm veriyor. 

Bir yandan Baltık ülkelerine askeri yığınak yapan derin Amerika ve NATO, diğer yandan savunma pozisyonunu alan Rusya. Ekonomide liderliği ele geçiren Çin’e yapılan Amerikan tazyiği ve Ortadoğu’yu hallaç pamuğuna çeviren İran’ın yeniden Amerika’nın menziline girmesi. Ayrıca halkın oylarıyla seçilen Başkan Trump ile emperyal devlet düzeninin devamını isteyen derin Amerika’nın kavgaya tutuşması ve mücadelenin kısa sürede görevden azl ve iç çatışmaya dönme ihtimali. 

Önümüzdeki birkaç yıl büyük çatışmaların dışında kalmayı başarıp da yazacak bir başarı hikayesi olan ülkelerin parlayacağı bir dönem olacaktır. Başka bir deyişle, bölge liderliğine namzet Türkiye gibi ülkelerin yılları olacaktır. Böyle bir fırsat en son İkinci Dünya Savaşında gelmişti. O yıllarda Avrupa ülkeleri, Japonya, ABD ve Sovyetler Birliği gibi dev güçler birbirlerini boğazlarken Türkiye’de devlet milletine savaş açmıştı. Oysa Türkiye gibi Birinci Dünya Savaşından bitap çıkan Almanlar ikinci savaşa kadar öyle bir güçlenmişlerdi ki yeniden tüm dünyaya meydan okuyup, bir kez daha dünya savaşı başlatmışlardı.

Tren o gün kaçmıştı. Büyük devletler bir kez daha savaşa girip yerle bir olduktan sonra yeniden eski güçlerini kazandılar. Türkiye ise bugün bile El Bab’da hâlâ Almanların ikinci dünya savaşından kalma tanklarını kullanıyor. Geriye baktığımızda belki de sorun, o dönem ülkeyi Erdoğan gibi lider yerine İnönü’nün yönetmesiydi. 

Ancak içimizdeki Almanların/İngilizlerin/Amerikalıların ülkesine pusu kurmaması şartıyla, 21. yüzyılın başlarında tarih tekerrür ederse fırsatları kaçırmayacak bir Türkiye’nin pusuda beklediğini ve hak ettiği seviyeye geleceğini söyleyebiliriz. Yerli ecnebiler vatana yabancılardan daha çok zarar verdi ve vermeye devam ediyorlar. Bu ecnebiler bazen FETÖ, bazen PKK, bazen de akademisyen olarak çıktı karşımıza. Gittiğimiz yol, birileri kabul etmese de sahil-i selamete çıkıyor. Bu yolda değil engel olan, hiçbir şey yapmayanlar bile kenara konulmalıdır. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle