Brunson’un Masumiyeti
Beklendiği gibi artık papaz Fetullah’ın iadesi yerine papaz Brunson’un iadesini konuşuyoruz. Güçlü ülke, kendinin küçük adamlarını bile görece zayıf ülkenin büyük adamlarından veya teröristlerinden daha çok önemser. Gücün hukuku bunu gerektiriyor ve adaletin olmadığı her yerde sistem bu şekilde işler. İsrail’e bakın mesela. Bir askerleri öldürüldü mü karşılığında sivil-asker demeden onlarca Filistinliyi öldürür. Türk-Amerikan ilişkilerinde de böyle asimetrik bir tutuculuk var. ABD gücünü kullanarak papaz Brunson’un salıverilmesini hayati, Fetullah’ın iadesini ise tali bir konu yaptı.
Hatta üzerinde durduğu bile yok. Ağzını açan masum (!) Brunson’un haksız yere hapse atıldığını söylüyor. Fetullah’la ilgili sorulara cevap vermiyorlar. Sorulmasa zaten bahsi yapılmıyor. Sıkıştırılınca hukuk falan diyorlar ama bir yandan da Türk hukukuna müdahale edip papazın ajan olsa bile salıverilmesini istiyorlar. Çünkü iki ülke arasındaki eşitliği kabul etmiyorlar. ABD Türk vatandaşları üzerinde istediği gibi tasarruf yapabilir ama Türkiye onların vatandaşlarına dokunamaz. Anlayışları bu.
İlişkileri geren Brunson’la ilgili biraz bilgi toplayalım dedik ama fazla bilgi yok. 25 yıldır Türkiye’deymiş ve ortalama 25 kişilik bir cemaati var. Bazı tanıklara göre cemaatinin çoğu eski Amerikan askeri ve CIA ajanı. 15 Temmuz darbesi başarısız olduğunda üzülmüş ve fakat “kazanacağız” diye de coşkulu bir nara atmış. Neyi kazanıyor? Kime karşı kazanıyor? Söylediklerinin İncil’deki yeri ne? Neden ya PKK/YPG’lilerle ya da FETÖ’nün elemanlarıyla buluşuyor da sıradan insanlarla da buluşmuyor? Kobani’ye kadar giden papaz Brunson niye İdlib’e de gitmez? Vicdanı, mağdurlar arasında ayrımcılık mı yapıyor?
Bu sorulara cevap verildiğinde karşımıza hiç de masum olmayan bir profil çıkıyor. Her şey bir yana, Evangelizm Yahudi-Hristiyan inançlarının karışımından oluşan radikal bir Protestan mezhebi. Aslında mezhebin mezhebinin mezhebi (Hristiyanlık- Katoliklik- Protestanlık-Evangelizm). Bu mezhep Yahudileri ve Hristiyanları kardeş görürken (Yahudiler aynı kanaatte değil) Müslümanları kâfir olarak görüyor. Yani Brunson 25 yıldır kâfirlerin (!) arasında yaşayıp Hz. İsa’nın gelişini hızlandırıyor. İsa Mesih gelince Yahudileri (şu kendisini katledenler) ve Hristiyanları arkasında alıp nükleer silahla kâfir olarak gördükleri bizleri yok edecek. Brunson’ın beynini açıp içine bakmak mümkün olsaydı aklından bunların geçtiği görülürdü.
Dolayısıyla Brunson inanışı itibariyle Müslümanlara karşı düşmanlık besliyor. Bu durumda düşmanını çökertmek için yapacağı her faaliyet ibadet yerine geçiyor. Dolayısıyla ajanlık yaparak Tanrısına daha yakın olduğuna inanıyordur. Ajanlık demişken Amerika’nın misyonerleri ajan olarak kullanması yeni bir şey değil. Pentagon yıllar boyu çeşitli insani yardım derneklerini ve Hristiyan kuruluşlarını başka ülkelere sızmak üzere kullandı.
Mesela Bush ve Obama yönetimleri, başında Kay Hiramine isimli bir şahsın bulunduğu Humanitarian International Services Group (HISG) isimli kuruluşu Katrina kasırgasından sonra Kuzey Kore’ye yardım amaçlı olarak göndermişti. Yardım malzemelerinin içine çok sayıda istihbarat cihazı da konmuştu. Ayrıca Kuzey Kore’nin içinde dolaşırlarken muhtemel bir baskında ordunun kullanacağı yolları tespit ediyorlardı.
Bir kişi veya kuruluşun kendi ülkesi adına istihbarat faaliyetinde bulunması o ülke için normaldir. Ancak hedef ülke için suçtur. Türkiye Amerika’nın hedefi olmuştur. Brunson’a ajanlık yaptırmalarının deşifre olmasından dolayı utanacaklarına çıkıp bir de serbest bırakılmadığı için ambargo uyguluyorlar. Brunson’ı bırakmak Amerikan tehditlerine boyun eğmektir ki son derece onur kırıcı bir duruma düşülür. Mesele artık bir onur meselesi oldu. Türkiye Brunson’ı bırakma onursuzluğunu kaldıramaz. Amerika’da suçsuz olduğu halde hapis yatan Hakan Atilla ile suçlu olduğu halde hapis yatmayan Fetullah Gülen’in durumları da görüşülmeden çözüm bulunamaz.
Tahminim odur ki Amerika kibiri için, Türkiye de onuru için geri adım atmayacak. Bakalım onur mu yoksa kibir mi kazanacak.







