--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bir gece ansızın ya da göstere göstere

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Bir terör örgütü nasıl meşrulaştırılıp devlet, düzenli ordu ve ağır silah sahibi yapılır görmek isteyen varsa ABD’nin PKK/YPG ile olan ilişkilerine baksın. Öncelikle ABD’nin DAEŞ gibi bir derdinin olmadığını belirtelim. Dahası DAEŞ, ABD’nin hem kendi çıkarlarını hem de İsrail’in geleceğini güvenceye alması için son derece yararlı bir enstrümandır. Diyebilirim ki DAEŞ’in varlığı YPG’den bile mühimdir ABD için. Allah bilir, DAEŞ bahanesiyle kim bilir daha kimlerin başını ağrıtırlar.

Şu anda mezkûr örgütü bahane olarak kullanıp Türkiye’yi terbiye etmeye çalışıyorlar. Bu yapılan arkadan bıçaklamanın ta kendisidir. Şayet Türkiye, YPG’ye karşı DAEŞ’e destek verseydi anında teröre destek veren ülke olarak yaftalayacaklardı. Bu saatten sonra ABD’den pozisyonunu değiştirmesini ya da ilkeli davranmasını beklemenin lüzumu yoktur. El Kaide de ABD’nin YPG’den önceki ilk çocuğu değil miydi? Sabırların zorlandığı bu aşamada, Suriye’de geri çevrilemez bir düzenin kurulmasının önüne geçmek için ayniyle cevap vermekten başka bir çözüm görünmüyor.

Türkiye’nin önünde iki seçenek var. Birincisi, Özgür Suriye Ordusu’nu ağır silahlarla donatmaktır (tıpkı ABD’nin YPG’ye yaptığı gibi). El Bab civarında bekleyen binlerce militan var. Bunlara ağır silahlar vererek terörle mücadele etmeleri sağlanabilir. Üstelik ÖSO terör listesinde olan bir örgüt değil (tabi ABD 3 gün sonra listeye almazsa). ÖSO’ya hem silah hem de yeni eleman takviyesi yapılarak YPG ve DAEŞ’le mücadele edilmesi mümkündür. 

İkincisi, Türkiye kendi birlikleriyle Suriye sınırından girip Rakka’nın güneyine kadar iner. Önünde ne kadar terör örgütü varsa siler süpürür. Bunun bir bedeli olacak ama hiçbir bedel ABD’nin YPG’yi devletleştirmesine seyirci kalmaktan daha kötü olamaz. “Amerika ne der?” diye bir endişeye kapılmaya gerek yoktur. ABD kendisine dokunulmadığı sürece homurdanmaktan başka bir şey yapamaz. Hem Türkiye’nin varoluş savaşında kimin ne dediğinin bir önemi var mı?

Bir kere PKK/YPG ve DAEŞ için Amerika’nın ya da başkasının ağzından çıkacak söze bakarak hareket etmek büyük hata olur. Suriye’nin kuzeyi din, dil, ırk ve ideolojik temelli terör üreten örgütlerin ocağı haline gelmiş durumda. Bu örgütler diğer ülkeler için nerdeyse sıfır tehdit oluştururken Türkiye için varlık/yokluk düzeyinde tehdit oluşturuyorlar. Dolayısıyla kimseden izin almaya gerek yoktur.

Ancak ABD bir şey yapmaz derken kastımın Suriye olduğunu belirtmem lazım. Bizzat Ulusal Güvenlik Direktörü Daniel Coats Türkiye’de iç isyan çıkarmakla tehdit ediyor. Fakat Türkiye, Suriye’ye müdahil olursa Gezi benzeri kalkışmaların önü de alınmış olur. ABD bu tür ihanet planları içinde olabilir ama bu halk, ordusu Suriye’de savaşırken iç karışıklık çıkaranlara ne aldanır, ne de müsaade eder. 

Suriye’deki gelişmeleri bu kadar önemli kılan sebep PKK’nın varlığıdır. Türkiye PKK ile savaşmak isterken karşısında Amerika’yı buluyor. Türkiye pes etmedikçe PKK’nın aradan sıyrılıp hedeflerini gerçekleştirme ihtimali bulunmuyor. PKK çözüm sürecini bozup Suriye’de devlet kurma hayaline girmeseydi belki de Türkiye’nin bakışı farklı olacaktı. Meseleye başka bir çözüm olarak örgütün “Nasuh tövbesi” edip Türkiye üzerindeki emellerinden vazgeçtiğine dair inandırıcı bir hamlede bulunması önerilebilir. 

Aslında PKK istemese bile ABD, PKK’ya silah bıraktırabilir. Ancak Amerika otuz yıldır böyle bir teklifle de gelmedi. Belki de bugünü anlamak için sadece bugüne bakma hatasına düşüyoruz. Bilmeliydik ki ABD’nin derdi terörü bitirmek olsaydı Rakka’dan önce Kandil’e girerdi. Girmediğine göre PKK sadece bugün değil dün de kıymetliydi Amerika için. Kabul edelim ki, bu ülkenin sadece düşman değil dost sorunu da var. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle