Bir düşman var düşman içinde
Sorun yaşadığınız bir ülkeyle mücadelede ilk adım onu iyi tanımaktır. Karşılık vermek sonraki iştir. Bugünlerde ilişkilerimizin gerildiği Amerika’da Başkan Trump’ın başı hiç olmadığı kadar dertte. Çünkü Cohen soyisimli birine güvendi. Avukatı Michael Cohen bir fahişeye susması için ödenecek para için Trump’la yaptığı görüşmeyi kaydetmekle kalmayıp itirafçı da oldu. Trump’ın yakın arkadaşı olan medya baronu David Pecker ise tanık olmak için başvurdu. İsmi David olan birine de güvenmeyecekti. David ve Cohen… En meşhur Yahudi isim ve soyisimlerden sadece birer tanesi. Bir de Yahudi ismi takmayan Yahudiler var ki biyografilerine bakmadan kökenini öğrenemiyorsunuz.
Amerikan hükümetinde bakanından danışmanına, müsteşarından büyükelçisine kadar çok sayıda Yahudi kritik pozisyonlarda görev yapıyor. Yahudi olmak elbette ki suç değil. Ancak Yahudilerin suçları ve kurdukları network bilinmezse Amerika’yı da dünya siyasetini de ve hatta ABD’nin Türkiye’ye karşı tutumunu da anlamak mümkün olmayacak. Times of Israel gazetesinin geçtiğimiz yıl yayınlanan bir haberine göre Trump’ın damadı Jared Kushner, ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman-ki aslen İsraillidir-, Hazine Bakanı Steven Mnuchin, Beyaz Sarayda üst düzey görevlerde bulunan ve kipa ile pozlar veren Jason Greenblatt, Stephen Miller, Carl Icahn, Gary Cohn, Boris Epshteyn, David Shulkin, Reed Cordish, Avrahm Berkowitz gibi birçok çalışan Yahudi kökenli. Liste güncel olmayabilir. Ancak gidenin yerini başka bir Yahudi dolduruyor. Sadece geçen hafta bir Yahudi İzlanda’ya büyükelçi olarak atanırken, diğer biri danışman olarak atandı.
Gerek Amerikan medyası gerekse de yazarların çoğu yine Yahudilerden oluşuyor. Son bir ayda Türkiye’nin Batıya ait olmadığına ve NATO’dan atılması gerektiğine dair çok sayıda yazı yazıldı. Şu tesadüfe (!) bakın ki yazarların hepsi (Steven Cook, Michael Rubin, Bernard Henry Levy vs.) Yahudi’ydi. Bu şahısların sayesindedir ki Türk-Amerikan ilişkileri düzeleceği yerde daha da bozuluyor. Çünkü hepsi de ateşin yanında elinde benzin galonlarıyla bekliyor. Kullandıkları dil sert, tahrik edici, dışlayıcı ve son derece yıkıcı.
Herkesin neo-con olarak bildiği bu insanlar FDD, AEI, CFR ve Gatestone gibi önemli düşünce kuruluşlarında çalışmaya başlayarak hükümete yakınlaşmaya başlarlar. Daha sonra önemli görevlere getirilirler. Yükselme şekli FETÖ’nünkine çok benzer. Önce birileri iyi makamlara gelir, ardından diğerleri onların sayesinde devlete sızarlar. Ancak FETÖ’nün paralel devleti başarısız olurken Yahudi paralel devleti gayet iyi işliyor ve kolay kolay da asıl devletten ayıklanacak gibi görünmüyor. Çünkü FETÖ gibi 40 yıl değil, en az 200 yıldır Amerika’yı sömürüyorlar.
İşbu Yahudi paralel devleti sayesindedir ki İsrail Amerika’nın sırtında parazit devlet oldu. ABD, İsrail’e kurulduğu günden beri mali yardımda bulunuyor. Filistin meselesi çözülmediyse Yahudi lobisinin çalışmaları yüzündendir. Amerikan hükümeti içinde İsrail’in çıkarlarına aykırı hareket eden hiç kimsenin siyaset yapma imkânı yoktur. Bu yüzden ABD’den İsrail aleyhine hiçbir karar çıkmamıştır ve çıkacağa da benzemiyor.
Denilebilir ki; Yahudiler gayretleriyle bulundukları konuma geldiler, kime ne? Kimsenin onların konumlarında gözü yok. Ancak onların Türkiye’ye zarar vermelerine kayıtsız kalınamaz. Sabah-akşam yalan ve iftira dolu propagandaları yüzünden bu ülkenin ve bölgenin huzuru kaçıyor. Her terörist ya da ekonomik saldırıda direkt ya da dolaylı olarak parmakları var.
ABD bugün Türkiye’ye düşmanlık besliyorsa, FETÖ’yü tutuyorsa, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul ediyorsa Siyonist Yahudilerle onların kurdurduğu Evangelizm sayesindedir. Mezkur güruh bu kadar güçlü olmayıp kötülüğü meslek edinmeseydi Amerika’nın tavrı daha farklı olurdu. Diyeceğimiz odur ki; bir düşman var düşman içinde.







