Bir beka sorunu yaklaşıyor
Dünya hiç olmadığı kadar tehlikeli bir yöne doğru savruluyor. Milliyetçilik ve din karışımı bir ideoloji başta Amerika olmak üzere birçok ülkede tiranları yönetime getirmeye başladı. Bir zamanlar güç zehirlenmesi yaşayan Avrupa devletleri, birbirlerini yok etmek için iki dünya savaşı çıkarmışlardı. Amerika o zaman süper güç değildi. Şimdilerde ise tek süper güç ve dünyayı bir orman, kendisini de aslan olarak görüyor. Yanına danışman olarak aldığı Siyonistlerle birlikte dünyada beğenmediği her kim varsa kafasına yumruğu vuruyor. Aklı Siyonistler veriyor, uygulamayı Evangelistler yapıyor. Şurada bir kez daha vurgulayayım; Amerika’da paralel bir Siyonist devlet var ve bu yan(cı) devlet asıl devleti esir almış durumda.
Siyonistler ve Evangelistlerin ortak düşmanı Müslümanlar ve İslam’dır. Netanyahu’nun bizzat kendisi Kudüs’ün başkent yapılması, Golan tepelerinin ilhakının tanınması ve İran devrim muhafızlarının terör listesine eklenmesi için Trump’ı ikna ettiğini söylüyor. Diğer yandan Mısır’da Sisi’ye, Libya’da General Hafttar’a ve Sudan’da darbe yapan orduya destek veriyorlar. Ruhunu, saltanatlarının hatırına Batıya satmış bir kısım Arap diktatörlerse yeni diktatörlere sahip çıkıyorlar. Bahsi geçen üç ülkedeki karışıklığın arkasında körfez ülkeleri var. Ne Batı ne de Arap diktatörler demokrasi istemiyor. Çünkü demokrasi varsa çoğunluk (halk) yönetimi ele geçirir. Bu durumda yönetimi ellerinde bulunduran ailelerin saltanatı kaybolur.
Diğer Müslüman diyarlarda bunlar olurken Türkiye’de de boş durmuyorlar. Geçtiğimiz günlerde Amerikalı senatörler New York Times’ta bir yazı yazarak Rus S-400 füzelerini alacak Türkiye’yi hem F-35 uçaklarını vermemekle hem de yaptırım uygulamakla tehdit ettiler. Tabii Türkiye’nin Patriot füzelerini alamadığı için S-400’leri aldığını yazmadılar. S-400’lerin NATO’nun sistemine uymadığı bahaneleri gerçekçi değil. S-400 almak isteyen Hindistan’a ve Su-35 uçakları almak isteyen Mısır’a da tehditler savuruyorlar. Öte yandan; diğer birkaç senatör de bir tasarı hazırlayarak Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile işbirliği yapılmasını ve Türkiye ile ilişkilerin azaltılmasını talep ettiler. Tasarıyı hazırlayanlara önderlik eden Marco Rubio, Yahudi AIPAC kurumundan yüklü bağışlar alan birisi.
Herkes bilmeli ki, Türkiye S-400 alsa da almasa da Amerikan yönetimi F-35’leri ve Patriot füzelerini vermeyecektir. Bir kere F-35’lerin verilmesini İsrail istemiyor. S-400 alımı sadece bir bahane. Ayrıca YPG/PKK’ya verilen destek ve FETÖ liderinin barındırılması düşmanlığın diğer delilleridir. Söz konusu düşmanlık; Evangelist dinci bağnazlık ve Amerika’daki Siyonist paralel devlet etkin olduğu sürece devam edecek.
Vaziyet böyle olduğuna göre önümüzdeki günlerde üzerimize daha çok geleceklerini bekleyebiliriz. Suriye ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi bir şey yapamaz hale getirmek isteyeceklerdir. Ekonomi de haliyle bu kuşatmadan etkilenecek. Dolayısıyla önümüzdeki dönem mevcut dönemden daha iyi olmayabilir. Belki yeni ambargolara maruz kalacağız.
Aslında hükümet seçim propagandalarında “beka meselesi” derken tam da bu olacakları kastediyordu. Yukarıda bahsini yaptığımız senatörlerin Türkiye’ye meydan okumaları seçimlerin hemen sonrasına denk geliyor. Eğer ki, Cumhur İttifakının oyları düşseydi daha da sertleşeceklerdi. Beka meselesi ekonomi gibi değildir. Ekonomi düzelir ya da bozulur. Ama bir ülke ya vardır ya da yoktur. Bu ülke bağımsız kalmak yönünde bir karar almıştır. Fiili sömürgecilerse bunu istemiyor ve eskisi gibi uydu devlet haline getirmek istiyorlar. Başarırlarsa belki bölerler de. Sizce CHP ve HDP’nin içinde bulunduğu bir hükümet bölünmeye engel mi olur yoksa destek mi olur? Bilinmeli ki, üzerimize geldikleri zaman suçlu arayanlar, problemin çözümü değil parçası olacaklardır.







