Batı, İslam Medeniyetiyle çatışıyor
Bir fıkra vardır; Bektaşi’nin biri hocaya gitmiş ve; - Hoca bak, Kur’an’da açık açık yazıyor: “Namaz kılmayın diyor”. Gösterirken de ayetin yarısını eliyle kapatıyormuş. Hoca; -Elini kaldır demiş. El kalkınca “Sarhoşken” kelimesini gizlediğini görmüş ve; - İyi de bunun başında “sarhoşken” var! Burada “Sarhoşken namaz kılmayın” diyor! Bektaşi de - Valla ben o kadarını bilmem! demiş.
Batı dünyasının hükümetleriyle, medyasıyla, derecelendirme kuruluşlarıyla ve uluslararası örgütleriyle Türkiye üzerindeki algı oyunları bu fıkrayı andırıyor. Shakespeare’in tabiriyle “Suçu görmek yerine suçluya vurulan kırbacı görüyorlar”. Teröristlere inen her kırbaç Batılı dostlarının canını acıtıyor. Kaybetmişliğin verdiği acıyı içlerinde tutamayıp halkın zaferini algılarla değiştirmenin çabası içindeler. ‘Bu insanlar neden tutuklandı?’ sorusunun cevabı ısrarla görmezden geliniyor. Darbe günü yaşananlar maziye atılıp darbecileri zihinlerde mağdurlaştırarak onları aklama ve devleti suçlama gayreti içindeler. O gün darbe teşebbüsünü kanını-canını vererek bertaraf edip tarih yazan halk için yazdıkları kelimeler, kalp diline “nefret” olarak çevrildi ve not edildi.
Bir algı savaşının içindeyiz. Üst aklın gözleri beyinden değil, kararmış kalplerinden aldığı emirle çalışıp gerçekleri olduğu gibi görmek yerine yalanlarla süsleyip kendisini avutmaya, başkalarını da iknaya çalışıyor. Peki Batı dünyası neden algılarla oynuyor? Neden gerçekleri olduğu gibi kabullenmiyorlar? Neden kendilerinin icat ettiği demokrasiyi başkalarına çok görüyorlar? Kendilerine bir zararı olmamasına rağmen neden başka bir ülkedeki yönetimi değiştirmeye çalışıyorlar?
Bu soruların cevabı için Amerikalı ünlü siyaset bilimci Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması isimli eserine bakmak lazım. Huntington’a göre Soğuk Savaştan sonra uluslararası ittifak ve ihtilaflarda belirleyici unsur artık ideolojiler değil, medeniyetlerdir. 21. yüzyıldaki çatışmalar medeniyetler arası olacak. Globalde doğu-batı, İslam-Hristiyanlık, lokalde Katolik-Ortodoks, Sünni-Şii, Türk-Kürt gibi etnik, dini ve bölgesel çatışmalar kaçınılmazdır. Huntington, ülkeleri de medeniyet bazlı olarak sınıflara ayırıyor ve ülkeleri üye ülke, yalnız ülke, merkez ülke, bölünmüş ülke, kararsız ülke diye 5 gruba ayırıyor. Mesela Mısır’ı İslam medeniyetinin, İtalya’yı Batının, Etiyopya’yı yalnız ülke olarak görüyor.
Fakat Türkiye’yi kararsız ülke sınıfına sokuyor ki; bugüne kadar yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımızın en temel sebebinin bu sınıfta olmamız olduğunu söyleyebiliriz. Huntington, Türkiye’nin Kemalizm yüzünden İslam’la bağlarının koptuğunu, fakat Batılı bir ülke de olamadığını söylüyor. Kemalizm’in asırlardır var olan Osmanlı-İslam kültürünü yok edip yerine ithal bir medeniyet koymaya çalıştığını, ancak bunun yanlış olduğunu, çözümün Japonya gibi modernleşmeyi kabul edip Batılılaşmayı reddetmek olduğunu, Kemalizm’in her ikisini kabul ederek başarısız olduğunu söylüyor.
Öte yandan, Batı medeniyetinin merkezinin ABD olması misali, İslam medeniyetinin bir merkez ülkesinin olmadığını belirtiyor.
Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti kadrolarının hükümet ettiği son 15 yılda bir öze dönüş serüveninin içine girdi ve bu yolda epey bir mesafe kat etti. Güçlenen ekonomisi ve aktif dış politikası sayesinde hem kendi hem de diğer İslam ülkelerinin çıkarlarını gözeten bir ülke olmanın eşiğinde. Başka bir deyişle hem yeniden İslam medeniyetine üye bir ülke, hem de medeniyetin merkez ülkesi olma yolunda ilerliyor.
Bunu başarması halinde hem İslam ümmetini toparlayıp bütünleştirecek, hem de güçlü bir uluslararası aktör haline getirecek ki global güç dengesini diğerlerinin aleyhine, dramatik bir şekilde değiştirmiş olacak. Gezi olaylarından 15 Temmuz darbesine kadar yapılan tüm saldırılar, Huntington’ın bahsettiği kararsız pozisyondan İslam’ın liderliğine doğru giden Türkiye’yi durdurma operasyonlarıydı. Başarılı olsalardı İslam ülkeleri etkisiz ve dağınık bir medeniyet olarak kalmaya devam edecekti. Başarısızlıksa, adı konulmamış fiili bir hilafetin doğuşuna neden olacak. Batı medeniyetinin aklı bunu görüyor ve kendi varlığı için tehlike saydığı bu yolculuğu isyanlarla, terörle veya darbeyle durdurmaya çalışıyor. Kaybettikçe hırçınlaşan yorgun Batı medeniyetiyle mücadelede başarılı olunursa, dünyanın beş büyüğünün yanına altıncı bir uluslararası aktörün (Türkiye liderliğindeki İslam ülkelerinin) oturması yakındır.







