--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Avrupalı ırkçılarla mücadele etmeli

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Avrupa’da Birinci Dünya Savaşından sonra yükselen ve kıtayı yerle bir eden faşist ruh, üzerinden bir asır geçmeden tekrar faaliyete geçti ve bu sefer ağırlıklı olarak Müslümanları hedef alarak tehlikeli bir manevi şahsa dönüştü. Aşırı sağcı partiler iktidara gelebilmekte (Avusturya’daki ÖVP gibi) veya ikinci parti (Hollanda’daki PVV gibi) olup koalisyon ortağı olabilmekler. Geçmişte Hitler ve Mussolini gibi faşistler varken şimdi Sebastian Kurz ve Geert Wilders gibi yeni yetme ırkçılar var. Yeni kurulan İtalyan hükümeti de bu kategoriye sokulabilir. 

Ancak geçmişten farklı olarak faşistlerin hedefinde ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler değil çoğunlukla Müslüman ülke ve göçmenlerle eski sömürgelerden göç eden insanlar var. Huntington’un ifade ettiği medeniyetler çatışması ırkçı partiler sayesinde zirve yapmış durumda. Çatışmak için bir sebep yok ama asimetrik gücüne güvenen bilhassa kafatasçı kesim Müslümanların zayıflığından istifade edip ezmeye çalışıyor. 

Bahsi geçen şahıs ve partileri iyi tanımalı. Bu günlerde camileri kapatmakla gündeme gelen Sebastian Kurz’un başında bulunduğu Avusturya Halk Partisini Naziler kurdu. Kurz yabancıları ve bilhassa Müslümanları sevmiyor. Öyle ki camileri radikal olmakla suçlayıp kapatıyor. Dört duvardan oluşan bir mabed nasıl radikal olabilir? Cami duvarları veyahut minberi kimin tedrisatından geçti de radikalleşti? Bizim bildiğimiz, radikallik insanlara mahsus bir durumdur. Taş duvarlara radikallik atfeden bir zihniyetin ancak kendisi radikal olabilir. Nitekim Kurz radikal bir faşisttir. Kendisi şu sıralar okullarda oruç tutulmasını yasaklamakla meşgul. 

Bu arada; Müslümanlara karşı kurt kesilen Kurz İsrail karşısında bir hizmetkâr gibi davranıyor. Camileri kapatma kararından hemen sonra soluğu İsrail’de alan bu şahıs önce ağlama duvarının önünde ağladı, sonra da İsrail’e biat manasına gelebilecek söz ve eylemlerde bulundu. Kurz’da İsrail’e karşı öyle bir eziklik var ki Viyana’da bir sinagogda mühimmat bulunsa yine de kapatmaya cesaret edemez. Çünkü gücü sadece Müslümanlara ve dinine yetiyor (!). 

Fakat hakkını yemeyelim. Hollanda’da Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders küfürde Kurz’u da geride bırakır. Tek işi İslam düşmanlığı olan bu zat bugünlerde peygamberimize hakaret amaçlı bir karikatür yarışması düzenliyor. Wilders daha önce de aynı amaçla bir belgesel hazırlamıştı. Ne tesadüftür ki Hollanda’nın kafatasçısı Wilders de bir İsrail hayranı. Öyle ki İsrail’i ikinci vatanı olarak görüyor. Ağlama duvarında çokça gözyaşı döken Wilders, Amerika’daki Yahudi lobisinden destek alıyor ve aldığı yardımı açığa vurmaktan çekinmiyor. 

Şimdilerde bu güruha yeni kurulan İtalyan koalisyon hükümeti katıldı. Almanya’da ırkçı AfD’nin gelecek seçimlerde daha da güçlenmesi kesin gibi. Diğer AB ülkelerinde de durum farklı değil. Amerika’da ise Trump fil gibi önüne geleni eziyor. Unutulmamalı ki ırkçı liderlerden sadece kendileri sorumlu değildir. Onları o makamlara getiren faşist tabanları da bu günahın ortağıdırlar. 

Ancak ırkçılığa maruz kalan taraf olarak o kadar da zayıf olmadığımızı göstermek kendi sorumluluğumuzdur. Maalesef organize olmada ve hakkımızı savunmada çok da aktif değiliz. Örneğin Geert Wilders’in iğrenç karikatür yarışmasına henüz bir tepki gelmedi. Oysa Wilders’e ayniyle muamele yapılıp şahsıyla ilgili bir karikatür yarışması düzenlenebilir. Şahsen Wilders’i şeytana benzeten bir karikatür yarışmasının uygun olacağına inanıyorum. Hakta kuvvet vardır. Haksızlığa uğrayanın cevap hakkı vardır. Eğer haksızlığa karşı susarsak hem haksızlığımızı kabul etmiş oluruz hem de mağdur olmaya devam ederiz. Bu kadar aciz değiliz. Kolektif akıl ve eylemlerle savunmamızı yapabilmeliyiz. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle