Avrupa’dan hesap sormanın vakti gelmedi mi?
11 Ekim 2015’teki yazımda Avrupa’nın istemese de Türkiye’nin jeopolitik konumu yüzünden Erdoğan’ın ayağına geleceğini yazmıştım. Bir hafta içinde önce İngiltere Başbakanı May sonra da Merkel, üzerine kuma alınan kadının küsüp baba evine gittikten sonra çaresizce koca evine dönüşü gibi istemeye istemeye Türkiye’ye geldiler. Hanımefendilerin medyaları her ne kadar Başbakanlarının Ankara’ya gidip Türkiye’ye insan hakları konusunda ayar verdiklerini söyleseler de durum öyle değil.
Şahit olduğumuz şey, Avrupa’nın, hükümetin darbe ve artçı saldırılarla gitmeyeceğini anlaması ve mevcut hükümetle gönülsüzce de olsa yeniden çalışmaya başlamasıdır. ABD’nin başına siyaseti ticaretle karıştıran Trump’ın gelişi, Rusya’nın güçlenmesi, Çin’in önlenemez yükselişi, İngiltere’nin yeniden emperyal hayaller kurması ve Almanya’nın muazzam ekonomik gücüyle dünya siyasetinde daha fazla yer almak istemesi yeni dengelerin ve denklemlerin kurulmasını zorunlu kılıyor.
Türkiye konumu itibariyle her büyük güç için kilit ülke olma özelliğini koruyor. Gönülleri isterdi ki Erdoğansız, zayıf, kolayca güdümlerine alabilecekleri bir Türkiye olsun. Ancak köpekler istedi diye atlar ölmüyor. Bu yüzden şartlar lehlerine olmayınca şartlarla yaşamaya razı oldular. Art arda gelen ziyaretçiler darbe sürecinin bitişi olarak değerlendirilebilir. En azından Batının yakın dönemde yeni bir darbe planının olmadığını gösteriyor. Aksi olsaydı Türkiye’ye uğrayıp işledikleri cürümler için hesaba çekilmeye razı olmazlardı.
Fakat zoraki ziyaretler onlarla artık iyi ilişkiler içinde olacağımız manasına gelmiyor. Şüphesiz ki ikiyüzlü tutumları devam edecek. Mesela Yunanistan Başbakanının iade sözü verdiği darbeci askerleri ikili anlaşmaya rağmen teslim etmemesi Yunanistan’ın değil, Avrupa’nın ve bilhassa Almanya’nın oyunudur. Ekonomik krizdeki Yunanlıların maaşını bile veren Almanlar bu fırsatı kaçıramazlardı ve kaçırmadılar da.
İplerini ellerinde tuttukları Yunanlıları Türkiye’ye karşı kışkırtmaları, doğu ve güneydeki sorunlu komşularımıza Batıdaki Yunanistan’ı da ekleyip Türkiye’yi uğraştıracak yeni bir sorun/cephe daha çıkarmak içindir. Yakında sesi soluğu çıkmayan Ermenileri de bir bahaneyle piyasaya sürerlerse kimse şaşırmasın. Çünkü Türkiye’ye düşmanlık besleyip de pasifte duran bir tek Ermeniler kaldı. Herhalde 15 Nisan yaklaştıkça sözde soykırımı yeniden ısıtırlar.
Avrupa, suçlu olduğunu bildiği NATO’daki FETÖ’cü askerleri de iade etmeyecektir. Ordunun terfi ettirecek masum asker aradığı bir hengâmda kaçak askerlerin sığınma talebinde bulunması suçlu olduklarının delilidir. O askerler suçsuz olsalardı koşa koşa gelirlerdi. Ancak gelmeyecekler ve askeri sırları vermeye bedel sığınma talepleri kabul edilecektir. Türkiye tepkisini koyunca da hukukun üstünlüğü deyip geçiştireceklerdir.
Hükümetimizin artık şunu sorgulaması lazım; Türkiye’nin iç düşmanlarını bile Türkiye’ye vermeyen NATO ülkeleri bir saldırı durumunda 5. Maddeye binaen Türkiye’yi korumak için savaşa girer mi? Bu sorunun cevabı herkesin bildiği gibi HAYIR’dır. Öyleyse faydadan çok zarar veren NATO’ya üye olmanın ve AB kapısında beklemenin gözden geçirilmesi gerekiyor. Şayet zaman ve şartlar müsait değilse en azından onlar gibi sinsi tutumlar içine girip söz ve eylemde misli kadar tutarsız olunmalıdır.
Sahil güvenlik birkaç günlüğüne Ege’yi geçen mültecileri görmese ne olur ki? İade edilenleri de geç kabul edebilir. Tepki verirlerse teröriste bakabilenlerin mültecilere de bakabileceği vurgulansın. Rahat durmayan Yunanlıların sınırına korkutma amaçlı 50 tank konuşlandırılabilir. Saldırı korkusu yüzünden cepheye koşmaları Yunan ekonomisini üç ayda çökertir. Muhtemelen bir kısmı da Avrupa’nın içlerine göçer. Tahrip kolaydır derler. Türkiye’yi tahrip eden her ülkeye verilecek bir cevap vardır. Dürüst davranmak yerine ayniyle muamele yapmak en iyi çözümdür. İkiyüzlülüklere karşı dürüst davranırsanız kendinize ikiyüzlülük yapmış olursunuz.







