--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

ABD’nin F-35’i, bizim F-35’imiz, Rusların S-400’ü

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

ABD’nin bir önceki cezalandırma hamlelerinden birinin ürünü olan S-400 füzelerini alım süreci, şimdi ABD tarafından alımı engellenerek hem Rusya’yı cezalandırmak hem de Türkiye’yi sözünde durmayan bir ülke konumuna sokmak için tekrar gündemde. Normalde ABD’nin Patriotları vermediği için Türkiye’nin kararına saygı duyup suçunu kabul etmesi ve üzerine bir bardak soğuk su içmesi gerekir. Ama Ermeni, Yahudi ve FETÖcü lobilerin rüşvetleriyle yasama-cılık yapan Amerikalı senatörler ve kongre üyeleri yasak-çılık yapıp ikinci kez cezalandırmayı tercih ettiler. 

Buna göre eğer Türkiye S-400 almaktan vazgeçmezse ve de papaz Brunson’u bırakmazsa F-35 uçaklarını vermeyecekler. Türkiye ise darbeden sorumlu kendi papazı F-35’in iadesini istiyor (Bu ülkede kimse FETÖ’nün karanlık yüzünü bilmezken onu iyi tanıyanlar Fetullah Gülen’e F-35 lakabı takmıştı. F, Fetullah demekti. 35 ise Fetullah’ın o günlerde ikamet ettiği İzmir’in plakasıydı). ABD’liler belli ki iki papazı eş değer görmüyor ve bizim F-35 için daha fazla taviz koparmak istiyor. 

Bu arada ABD Türkiye’nin S-400’den vazgeçmeyeceğini anlayınca şimdi de alınacak füzelerin depolarda muhafaza edilmesini talep ediyor. Fakat Türkiye kendini nasıl muhafaza edecek o belli değil ve Amerikalıların umurunda da değil. Patriot verseler bile bunun bir maliyeti olacak. Bir de S-400 için çöpe gidecek 2,5 milyar dolar eklendi mi füzelerin maliyeti en az 5 milyar doları bulur ki kasası boşalan mevta bir ülkenin muhafazasına da gerek kalmayacak. 

Fakat maliyetlerin ABD için herhangi bir kıymet-i harbiyesi bulunmuyor. Bu noktaya gelindiği için herhangi bir suçluluk duygusu içinde de değiller. Öyle ki F-35 uçaklarını vermeme ihtimalleri yüksek. Yarın öbür gün Türkiye bir de Rusların SU-57 uçaklarına talip olsa, bu sefer de onları bahane edip yeni terbiyesizliklerle, pardon ambargolarla terbiye etmeye çalışacaklar.

Bu mevzuda ve diğer birçok mevzuda sorunun ana sebebinin ahlak olduğu gözden kaçmıyor. Her seferinde dönüp dolaşıp silahların kalitesi ya da kimin kimden aldığından çok sözünde durmamayı, müttefik ihanetini, keyfiliği, yanlışta ısrarı veya dürüst olmamayı tartışıyoruz. Uluslararası düzen maalesef ahlakı bir değer olarak görmeyip sadece çıkarlara odaklandığı için büyük güçler tarafından anarşik bir ortama dönüştürülmüş durumda. Güçlü olan zayıf olana acımıyor. Mağdur edilen ülke kendi başının çaresine bakmak istediğindeyse sadakatten ve dürüstlükten bahsediyorlar. Ahlak zayıflara mahsus bir değer olarak görülüyor ve sadece zayıfın uyması bekleniyor. Çünkü büyük devletlere “güç” yetiyor. Bu söylediklerim şahsi görüşlerim değil. Birçok Batılı politikacının bu minvalde sözleri var.

Kimsenin şüphesi olmasın ki ABD ile daha çok sorunlar yaşamaya devam edeceğiz. ABD ya düşmanın arkasında duruyor, ya da düşman gelip ABD’nin arkasına geçip kendini güvenceye almaya çalışıyor. Diğer yandan, yeni ABD yönetimi eski Türkiye misali birkaç egemenden oluşuyor. Trump’ın askeri konular ve dış politikadan anlamaması nedeniyle boşluğu asker ya da bürokrasi dolduruyor. Örneğin bir hafta önce iki ülke Menbiç konusunda anlaşmışken ABD’li generaller hemen akabinde Menbiç’e gidip PKK’nın atadığı idari yönetime Türkiye’ye karşı güvence verdi. Başkanlık, dışişleri ve ordu ayrı tellerden çalıyor ve alınan kararlar kuru gürültüye dönüşüyor. 

Devlet içinde devletçiklerin ve ittifaklar içinde ittifakların olduğu birkaç başlı canavara dönüşmüş yeni Amerika’ya güvenip de silah bırakmak (S-400’lerden vazgeçmek) intihar olur. Sivil yönetimin Ortadoğu’da başına buyruk hareket eden orduya söz geçirmesi mümkün görünmüyor. Türkiye’nin değil, asıl Amerika’nın bir yönetim sorunu var. Yoksa her iki F-35 de Türkiye’ye çoktan gönderilmişti. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle