AB için mülteci bekçiliği bitmeli
Bazen bir sorunu çözmek için birileriyle anlaşma yaparsınız. Mesela savaşı bitirmek için bir barış antlaşması yapılır ve savaş bitirilmiş olur. Ancak bazen de anlaşmak başlı başına bir sorun olur. Bu yüzden anlaşmamak, sorunun çözümüne daha çok katkıda bulunabilir. Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle (AB) yaptığı mülteci geri kabul anlaşması da böyle bir şeydir. Sekiz yıldır yürürlükte olan anlaşma sayesinde Avrupa’ya geçişler % 95 oranında azaldı. Tersinden okursak; Türkiye’deki mülteci sayısı % 95 artmış oldu.
Mültecilere karşı değiliz. Savaştan kaçana kucak açmak kadar insani ve İslami bir şey olamaz. Lakin bahsi geçen mültecilerin menzili Avrupa’ydı ve fakat biz onları engellemiş olduk. Bu durumu belki mülteciler bile beklemiyordu. Maalesef tüm bu fedakârlıklara rağmen ne Avrupalılara yaranabildik, ne de Avrupalılar taahhütlerini yerine getirdi. Mesela vizesiz Avrupa hâlâ bir hayal. Şu anda AB nezdinde bir Türk ile bir Suriyeli arasında bir fark yoktur. İkisi de Avrupa’ya kolay kolay giremez.
Ayrıca sırtımızdaki mülteci yükü artmış oldu ve bu yük en çok da hükümeti zora sokuyor. Dahası, bu kadar fedakârlıktan sonra bilhassa Suriyeli göçmenlerin geri dönüşü imkânsız hale geliyor. Çünkü Esed rejimi, Rusya ve İran mevcut durumdan memnunlar. Hatta şu sıralar Dera şehrindeki 50 bin sivilin Ürdün ya da İdlib’e gönderilmesi için uğraşıyorlar. Böylelikle Suriye’de sadece Esed’e sadık bir nüfus kalacak.
Bu durum mültecileri Esed’e teslim etmenin imkânsızlığını da gösteriyor. Esed’in Suriye’deki mevcut sivillere bile tahammül etmediği bir hengâmda eğer buradakileri gönderirseniz mutlaka ya öldürülürler ya da türlü işkencelere maruz kalırlar. Muhalefetin iddia ettiği gibi Esed onlara kucak açacak değil. Muhalefet sadece mültecilerden kurtulmak istiyor ve hepsini sınır ötesine geçirdikten sonra başına neler geleceğini umursamıyor.
İdlib’deki yerel göçmenlerin evlerine dönmek yerine kötü şartlar altında yaşamayı tercih etmeleri de Esed’in neler yapabileceği hakkında bilgi veriyor. Bir insan eğer 50 kilometre uzaktaki evine gitmek istemiyorsa ölmek istemediği içindir. Yoksa kimseye rahat batmıyor. İdlib’in yanı sıra Ürdün ve Lübnan’daki Suriyelilerin dönmek istememeleri de Esed’in ne kadar zalim olduğu hakkında bilgi veriyor.
Ancak şu da var ki mevcut durum böyle devam edemez. Şamlı bir mültecinin dediği gibi; Türkiye’deki Suriyeliler kendilerini vatansız hissediyor. Dönmek istiyorlar ama ölmekten korkuyorlar. Burada da faşizan gruplar rahat bırakmıyor. Dolayısıyla Suriyeli göçmenler de bir çözüm bekliyor. İşte çözüm için tek çare anlaşma yapmak değil, yapmamaktır. AB, bir an için Türkiye gibi bir devletin hiç olmadığını farz etsin ve mülteci sorunuyla baş başa kalsın.
O zaman belki Rusya ve İran’ı sıkıştırıp Esed’i bir çözüme zorlar. AB dediğimiz birlik Türkiye’den daha etkin ve güçlü olduğu için çaresiz kalınca mutlaka bir çözüm arayışına girecektir. Öyle bir gün geldiğinde Şam’a, Tahran’a ve Moskova’ya her gün AB’li temsilciler gidecektir. Kanaatimiz odur ki mevcudundan daha iyi bir çözüm de bulurlar. Ancak AB ile anlaşmanın yenilenmesi AB’yi rahatlatacağı için mülteci sorunuyla ilgilenmeyecektir. Türkiye’nin ne Avrupa’nın parasına (para direkt Suriyelilere gidiyor) ne de vizelerin kaldırılmasına (çünkü eskisi gibi işsizlik yok) ihtiyacı var. Bu yüzden geri kabul anlaşması yenilenmemelidir.
Tüm bunları yazarken mülteci karşıtı olduğumuz zannedilmesin. Savaş devam ettiği ve Esed iktidarda olduğu sürece kimse gönderilmemeli. Ama şu da var ki; mevcut anlaşma yenilendiği sürece savaş da bitmez, Esed de gitmez. Ama bizim hükümetimiz gidebilir. Hükümet giderse mülteciler zaten gidecek (gönderilecek). Bu yüzden Suriye ile ilgili politikalara terörün dışında mültecileri de eklemeli ve sorumluluğu da AB’ye yüklemeli.







