--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

AB bir Hristiyan kulübü değildir

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Amerika’da Trump’ın Başkan seçilmesi birçoklarına sürpriz olsa da sonuç aslında hiç de şaşırtıcı değildi. Çünkü tüm dünyada sağ yükseliyor ve Amerika’nın bu rüzgârdan etkilenmemesi beklenemezdi. Soğuk sağ rüzgârları her gün daha da sert esiyor ve muhtemelen Avrupa Birliği’nin (AB) birliğini de bozup tarihin çöplüğüne atacak. Birkaç yıla kadar AB’nin B’si olmazsa kimse şaşırmasın. 

Birliklerin, ittifakların, dostlukların sona ermesi, kurumsal bütüncül kimliğin artık fonksiyonelliğini yitirmesi yüzünden olur. Bir birlik faydadan çok zarar veriyorsa üyelikten çıkmak en doğru yoldur. AB, üyeleri için hâlâ yararlı bir yapı. Fakat mültecilere olan düşmanlıkları yüzünden çöküşün eşiğine geldiler. AB biterse sebebi absürt olacak. Osmanlı döneminde 15 fırtınadan sağ kurtulan bir denizci, kahvehanede içtiği bir bardak su ile boğulup ölür ya. İşte Avrupa’nın sonu da o denizcinin sonuna benzeyecek gibi. 

Avrupa kendi kuruntuları yüzünden mülteci sorununu bir ölüm kalım meselesine dönüştürmüş durumda. Mesela İngilizler birkaç yüz mülteci yüzünden AB’yi terk etti. Ayrılığın temelinde daha yapısal sebepler olsa da AB’den boşanmak için kullanılan en önemli argüman mültecilerin İngiltere’yi istila (!) edeceğiydi. İstila ile üzerinde güneşin batmadığı bir imparatorluk kuran soluk benizli Britanyalılar mülteciler için “Kıyılarımıza yaklaşan tsunami. İçinde tecavüzcüler ve teröristler de var” gibi sloganlar kullanarak AB’den ayrıldılar. Oysa 1000 mülteci daha alsalar yüzde 0,18 olan ülkedeki mülteci sayısı hâlâ yüzde 0,18’de kalacak.

Diğer ülkelerin durumu da İngiltere’den farklı değil. Avrupa Müslümanları hiçbir zaman kabullenemedi. Binyıldan fazla bir süredir Müslümanlarla komşu olan yaşlı kıtanın sadece yüzde 4’ü Müslüman. Bu az nüfusa rağmen Müslümanlar hep sorun olarak görülmüştür. Bugün bir Alman ya da Fransız’a sorsanız, Müslümanları ve genelde yabancıları asimile olmamakla suçlayacaktır. Oysa yapılan araştırmalar Avrupa halkının kendinden olmayanı dışlayıcı tavırların asimilasyonun önündeki en büyük engel olduğunu gösteriyor. Bir ülkenin asli unsuru olmak sonradan gelenleri dışlama hakkı vermiyor. Fakat Avrupalılar böyle bir hakka sahip olduklarını düşünüyorlar.

Dünyanın her yerinde Müslüman katleden Amerika bile kendi ülkesinde Müslümanlara verdiği imkanlar bakımından Avrupa’dan daha iyi. ABD’de yaşayan Müslümanlar fakir olmayıp, tam tersine bir Amerikalı kadar gelirleri var. Amerikalı doktorların yüzde 10’ü Müslüman’dır. Müslümanların yüzde 80’i hayatlarından memnun olduğunu söylüyor. AB’de ise Müslümanlar fakirdirler ve çoğu varoşlarda yaşar. Ayrımcılık had safhadadır. Zaten insana saygı gösterselerdi göçmenlerin ülkelerini sömürürler miydi? Tüm mültecilerin sömürülen ülkelerin vatandaşları olmaları tesadüf değildir. 

Son olaylar gösteriyor ki AB bir Hristiyan kulübü bile olabilmiş değil. Dini birlik, üye ülkeleri zor günlerde bir nebze de olsa bir arada tutar. Ancak görülüyor ki AB çıkarlar üzerine kurulu bir yapı ve çıkarlar çatıştığında kolayca ayrışacak üyelerden oluşuyor. Yoksa bazı üyeler 300 mülteci uğruna birlikten ayrılmak için rest çekmezlerdi. Hem Avrupa kıtasının sakinleri hiçbir zaman başkalarının hayrına bir şey yapmamıştır. Bu kıta, medeniyetini ve zenginliğini diğer ülkelerden ve toplumlardan zorla çalarak elde ettiği birikimler üzerine inşa etmiştir. Tıpkı merhum Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi; “Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”

Belki de devranın tersine döndüğü bir ana şahitlik ediyoruz. Haç verilip malları ellerinden alınarak aç bırakılan insanlar kendilerine ait olanı almak için Avrupa’nın kapılarına dayandılar. Avrupa ya zorla aldıklarından bir lokma verip helallik alır ya da huzurları bozulur. Mazlumun ahı kendisiyle mezara gitmiyor. Adalet geç de olsa tecelli ediyor. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle