--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

2. Abdülhamit, Erdoğan, bürokrasi

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Tarihçiler ve siyaset bilimciler 2. Abdülhamit’le ülkeyi şimdiden Osmanlı’nın bir prototipi haline getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı birbirine benzetirler. Abdülhamit cami, okul, üniversite, hastane, köprü gibi 1552 eser bıraktı. Ülkenin dört bir yanına demiryolları döşedi. Düyun-u Umumiye’yi kurarak devletin borcunu 250 milyondan 100 milyona indirdi. Erdoğan’ın 3. köprü, 3. Havalimanı, Marmaray, Avrasya tüneli, duble yollar, şehir hastaneleri gibi birçok eseri de Abdülhamit dönemini andırır. 

Ne var ki bu ülkede iktidarda kalmak için halkın değil dış güçlerin ve yerli işbirlikçileri olan gizli komitaların teveccühüne nail olmak gerektiğinden, her iki devlet adamı da yerli ve yabancı güç odaklarının saldırılarına maruz kaldılar, kalıyorlar. 2. Abdülhamit, 21 Temmuz 1905 Cuma günü Ermenilerin bombalı suikastından kıl payı kurtulmuştur. Erdoğan da yine Temmuz ayının bir Cuma günü, ihanette Ermeni ayrılıkçılardan farkı olmayan Fetullahçıların suikastından son anda kurtulmuştur. Suikast talimatı dışarıdan verilmişti. 2. Abdülhamit’e yapılan suikastın arkasından Edward Joris isimli bir Belçikalı çıktı. Erdoğan suikastının arkasından Amerikalı Fetullah Gülen çıktı. 

2. Abdülhamit suikastı başarılı olmayınca Tevfik Fikret “Ey şanlı avcı, damını(tuzağını) bihûde (boşuna) kurmadın/Attın fakat yazık ki, yazıklar ki, vurmadın” şeklinde veryansın ediyordu. Abdülhamit yanlılarına da “Düşsün sana meyyal-i tahakküm eğilen ser/Kopsun seni –bir hak diye- alkışlıyan eller“ mısralarıyla beddualar ediyordu. Beddua ustası Fetullah da başarısız darbeden sonra “Varsın bir sürü ahmak bir başarı elde etmiş gibi güle dursun. Eğer bunlar hayatta kalırlarsa keşke diyecekler ama diyemeyecekler” diyerek halkı tehdit etti. O dönem Abdülhamit’i karalayan New York Times ve London Times gibi gazetelerin bugün Erdoğan aleyhine attıkları manşetlerin benzerliği de tesadüf değildir. 

Daha fazla benzerlik saymak mümkün ama bize düşen; farklılıkları sıralayıp tarihin tekerrür etmesine engel olmak olmalı. İstihbarat bağlamında Abdülhamit’in daha iyi bir teşkilatla sahip olduğunu kabul etmek lazım. Eğer İngiltere’nin İspanya’daki elçisinin sandığından Abdülhamit’in mektupları çıkıyorsa Kızıl (!) Sultan’ın düşman içine nasıl sızdığını varın siz tahayyül edin. Oysa 15 Temmuz günü gördük ki Cumhurbaşkanının ve kuvvet komutanlarının tüm yaverleri, istihbarattan sorumlu bürokratlar, memurlar hep Fetullah’a haber uçurmuşlardı. Geçenlerde izlediğim bir filmde oyuncu; “İstihbaratı olmayan bir ülke, gözleri kör biri gibidir” diyordu. Darbe günü devlet kördü. Dileriz gözler açılır ve fidanlar ağaca dönüşür.

Abdülhamit dönemini bilmiyorum ama Cumhurbaşkanı ile halk arasında bir yerde pozisyonlanan bürokratlardan çoğunun darbeye korkaklıkları veya vurdumduymazlıklarıyla vesile olduklarını söyleyebilirim. Bazen hiçbir şey yapmamak çok şey yapmaktır. Kayalıklara çarpacak geminin dümeni çevrilmediği için onlarca insanın ölümüne sebep olmak gibi. Askeriye dahil devlet içindeki FETÖ mensupları 17-25 Aralık’tan sonra bürokratlarca temizleneceğine kayıtsız kalındı. OHAL yasası onların 3 yılda yapmadıklarını 3 ayda yapmak için çıkarıldı. Amerikalı emekli memurlar (ajanlar) burada darbe yaparken bizimkiler Amerika’dan dönmeye cesaret edemedi.

Neyse ki bu ülkede böyle bir Cumhur ile Reis var. Halkın geçmişe nazaran ihanete daha duyarlı olması memleketi felaketten kurtardı. Abdülhamit düşerken İttihatçıların önüne atlayan bir halk yoktu. Kendini tankın önüne atan bugünün halkı o dönem yaşasaydı, darbe yapmaya gelen cuntacıların teşebbüsleri muhtemelen atlarıyla birlikte Selanik’e doğru kaçmakla biterdi. 

Ve lider… İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) Başkanı Ali Kurt, Erdoğan ve Abdülhamit’in içinde bulunduğu şartların benzerlik taşıdığını, Erdoğan’ın da dış politikada “Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye” siyasetini izlediğini söylüyor. Ancak Ali bey Erdoğan’ın bu denge politikasında 2. Abdülhamit’ten daha başarılı olduğunu da sözlerine ekliyor. Türkiye hakikaten güçlü bir lidere sahip. Fakat bir o kadar da zayıf bir bürokrasisi var. Eğer bürokratlar liderleri kadar cesur olmazsa 1900’lerin başını eninde sonunda bir kez daha yaşarız. Belki yeni Çanakkaleler, yeni kurtuluş savaşları, yeni meclisler ve sonunda aslına yabancı yeni liderlerimiz olacak. Oysa “Yeni Türkiye”deki ‘yeni’den kastımız bu değildi.

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle