--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

PKK “Barış Süreci”ne noktayı koydu

Faruk Köse
Faruk Köse
Terörü bitirecek “barış süreci”nin başlatılması kolay olmadı. Onbinlerce can, yüzlerce milyar mal, 30 yılı aşan zaman kaybından ve bunlarla bağlantılı pek çok kayıptan sonra böyle bir adımı atmak kolay değildi.
Farklı mülahazalarla karşı çıkanlar olsa da, “bazı kırmızı çizgiler”in korunması ve “bazı gereklerin yapılması” şartıyla süreci desteklemek gerekiyordu. Bu köşenin okuyucuları, “eğer kan duracaksa ve ülke bölünmeyecekse” şartı ile süreci desteklediğimi bilirler. Ancak müsbet sonuç alınmak isteniyorsa “bazı gereklerin yapılması”nın lazım geldiğine de dikkat çekmiştim. Bazılarını kısaca hatırlatmak istiyorum:
1- Çözüm için sadece PKK muhatap alınmamalıydı. PKK fiili durumu itibarıyla masada yerini alsa da, asıl taraf “müslüman Kürt halkı”nın gerçek temsilcileri olmalı; bu kapsamda İslami cemaat ve cemiyetler, sivil toplum kuruluşları, bölge halkının itibar ettiği alimler ve “kanaat önderleri” olmalıydı. İslam’ı referans alan ve “müslüman Kürt halkı”na dayanan “Hizbullah Cemaati”nin sürece dahil edilmesi (Akil Adamlar Raporunda da vurgulandı), sürecin toplumsallaşması bakımından önemliydi.
2- “Terörist” ile “halk”ı birbirinden ayrı tutmak gerekiyordu. Bunun için, süreç nasıl ilerlerse ilerlesin, Kürt insanının “İslami ve insani haklar”ını kullanmasının yolu sonuna kadar ve hiçbir kayıt ve şarta bağlanmadan açılmalıydı. Ancak bu yapılırken, terör faaliyetlerine asla müsamaha gösterilmemeli, en küçük bir terör eyleminde bile müdahaleden geri durulmamalı, terör örgütünün yapısını geliştirerek bölgeye yerleşmesine göz yumulmamalı, kırsalda ve şehirde konuşlanmasına izin verilmemeliydi. Halk şunu bilmeliydi: Eğer terör örgütüne üye ise ve terör faaliyetlerine katılır ya da destek verirse buna karşı en şiddetli biçimde müdahale edilecek, ama terörle ilgisi yoksa, Kürt olması hasebiyle daha önceden kullanamadığı bütün haklarını artık hiçbir kayıt ve şarta bağlı kalmaksızın kullanabilecektir. Böylece halkla ile terör örgütü arasında mesafe oluşturulmalıydı.
3- Terör örgütünün finans kaynakları kurutulmalı, iktisadi-ticari işletmeleri ve faaliyetleri durdurulmalıydı. Ancak bununla eşzamanlı olarak, uluslararası destekleri de kesilmeli, terör örgütüne destek veren ülkelere karşı kesin ve net tavır alınıp, elde bulunan bütün kozlar kullanılarak destek kesilmeliydi. Mücadele konsepti yürütülürken terör meselesinin sadece bir “iç güvenlik sorunu” olmadığı, aynı zamanda “dış güvenlik sorunu” olduğu gözden ırak tutulmamalı; ancak meselenin “uluslararası bir sorun” haline gelmemesi sağlanmalıydı.
Bu şartlara dikkat edilmemesi halinde sürecin tıkanacağını, hatta bundan terör örgütünün kazançlı çıkacağını vurgulamıştım. Nitekim öyle oldu. Henüz resmen telaffuz edilmese de süreç tıkandı. Bu arada terör örgütü “barış süreci”nin getirdiği güvenli ortam içinde bundan sonraki savaş için konsept geliştirdi. Ne mi yaptı?
Bölgedeki terörist gruplarını takviye etti. Yeni savaş konseptine göre konum belirleyip bilinen yerlerini değiştirdi, TSK’nın müdahalesizliğinden istifade ederek “arazi hakimiyeti”ni sağlayacak “yayılma ve yerleşme” operasyonunu gerçekleştirip, bu zamana kadar yerleşemediği stratejik noktalara konuşlandı. Teröristleri yeni savaş konseptine göre eleman ve eğitim bakımından takviye etti. Şehir yapılanmalarını ve yerel örgütlenmelerini güçlendirdi. “Paralel devlet yapılanması” olan KCK’ya operasyonların durmasını, hapisteki elemanlarının serbest kalmasını sağladı. KCK ve PKK olarak “devlet tarafından muhatap alınma” ve “Kürt halkının temsilcisi sayılma” gibi bir meşruiyeti elde etti. Yerel birimlerini geliştirdi ve yeni yerel birimler kurdu. Sınır geçişleri için yeni kulvarlar belirledi. Güvenli ortamdan istifade ederek gerekli gördüğü yurtiçi-yurtdışı aktarımlarını sağladı. Örgütün üst yönetimini yeniden yapılandırıp, özellikle İran ve İsrail bağlantıları arasındaki dengeleri pekiştirerek “yeni savaş konsepti”ne hazır hale geldi.
Artık terör örgütünün “barış süreci”ne ihtiyacı kalmadı; sürecin bitirilmesi için düğmeye basıldı.
Nitekim bunun için, halkı, “güvenlik güçleri”ni ve siyasileri tahrik etmeye yönelik olarak ne gerekiyorsa yapılıyor. Son olarak da PKK’nın silahlı gruplarının başına getirilen Karayılan, “Hükümet bir haftada adım atmazsa süreç tıkanır” diye tehdit ederek noktayı koydu, aslında sürecin bittiğini ilan etti. Öyle ya, Devlete “bir hafta içinde şunu yap, yoksa...” dersen, devlet onu zaten yapacak idiyse de yapmaz, değil mi?
Şimdi, çok geç olmadan yapılması gereken şu:
Yukarıda belirttiğim üç madde kapsamı dahilinde hareket geçmek, yurtiçine ve yurtdışına yönelik kapsamlı bir askeri operasyonla terör yapılanmalarını dağıtmak, bütün KCK’lıları içeri almak ve süreci doğru çizgide yeniden başlatmak.
Ya da, bölünmeye razı olmak!..

Faruk Köse Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle