--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Atatürk için neler yapabilirim?

Faruk Köse
Faruk Köse
Bugün 10 Kasım. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’in ölüm yıldönümü.

“İslam’ı hayat biçimi/programı olarak benimsemiş Tevhid ehli mü’minler”  olarak, tek önderimiz/liderimiz Rasulullah’ın (sav) ölüm yıldönümünü bile anmıyoruz; O’nun ölüm gününe özel bir “anma programı”mız yok. Madem öyle, “Rasulullah’ın (sav) yolu”nu tıkayan, getirdiği İslam’ı hayattan söküp atan Mustafa Kemal’in ölümünü niye analım ki?

Ama “âdet” olmuş, “devlet protokolü”nden sayılmış, anılıyor işte. Her 10 Kasım günü saat 9’u 5 geçe sirenler çalar, yolda-işte, her yerde ne kadar insan varsa durup 1 dakika boyunca “put kesilir”. Devlet erkânı “Mozole”ye çelenk koyup, “Anıtkabir Özel Defteri”ne yazarlar, “ölmedin, yolundayız, izindeyiz ilelebet” türünden. Yapılan tören ise “ibadetvari ritüeller” şeklindedir.

Bu zamana kadar bu tür ritüellere itibar ve iştirak etmedim. Ne bileyim işte, “mizaç”ıma da, “inanç”ıma da ters düşüyor. Allah’tan başkası adına/için tapınma hareketleri yapmak bana uymuyor. Ama bu yıl Mustafa Kemal için bir şeyler yapmak istedim. Öyle ya, ne de olsa içinde yaşadığımız koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu...

Şöyle bir baktım neler yapabilirim diye, ancak pek bir şey bulamadım.

Onun için Kur’an okumak istedim, ama okuyamadım. Çünkü o, Kur’an-ı Kerim’i yasaklamış, Kur’an’ın hükümlerini hayattan tümüyle uzaklaştırmıştı. 1937’de Osmanbey Matbaası’nın deposundaki basılı toplam 65 ton ağırlığındaki Kur’an sayfaları alınarak Galata’da bir Yahudi komisyoncuya satılmış, o da onları kesekâğıtı yapmıştı. Konu savcılığa intikal etmiş, ancak savcılık, bunun “ceza mevzuatımıza göre ceza tehdidi altında olmadığını” beyan etmişti. Mustafa Kemal, 1931 Ramazan’ında bir grup hafızı toplayıp, “inkılabın son merhalesini siz yapacaksınız” demiş, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip bu son merhaleyi şöyle açıklamıştı: “Camilerde Türkçe Kur’an okuyacaksınız.” Yine “sazlı-sözlü Kur’an talimleri” yaptırmış, “Türkçe Kur’an’la namaz” kıldırılmış, 12 yaşın altına Kur’an öğretmeyi ve Kur’an kurslarını yasaklamıştı. Kur’an’ın hiçbir itibarı, değeri, hükmü kalmamıştı. Kur’an ile ilgili yaptıkları böyleyken, ona nasıl Kur’an okuyabilirdim ki?

Camiye gidip iki rekat namaz kıldıktan sonra manevi ortamda onu anmak istedim, ama yapamadım. Çünkü o, pek çok camiyi sattırmış, ibadethane olmaktan çıkartmış; depo, ahır, yatakhane, ambar olarak kullandırtmıştı. Ayasofya Camii’ni müzeye çevirmiş, 1927’den itibaren camileri özel kullanım için sattırmaya başlamıştı. Bu kapsamda, örneğin sadece İstanbul Eminönü’nde 103, diğer ilçelerde ise 298 cami ve mescid satılmış ya da yıkılmıştı. Tüm Türkiye’de satılan ve yıkılan cami ve mescidlerin sayısı 4492 idi. Bu rakama tekkeleri ve namazgâhları dahil edin, rakamın korkunç boyutlara ulaştığını görürsünüz. İlaveten, 608 cami, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne ve Ziraat Bankası’na depo, askeriyeye kışla olarak verilmişti. Ayrıca, namaz çağrısı olan “Ezan”ı da “Allahuekber”i “Tanrı uludur”a dönüştürerek bozmuştu. Hatta, yandaşları “Atatürk ekber, Atatürk ekber” diye onun adına ezan uydurmuşlardı. O camilere  bunları yapmışken, nasıl caminin manevi ortamında onu anabilirdim ki?

Onun için Mevlid okutmak istedim, ama okutamadım. Çünkü Behçet Kemal Çağlar Mevlid’i de değiştirmişti ve “Yeni Mevlid” bana pek uygun düşmüyordu. Mesela bu Yeni Mevlid’de, onun için, “İsmi pâkin pâk olur zikreyleyen / Her murada erişir ‘Türküm’ diyen” dediler. “Yarını görürdü, düne bakardı / Kürsüye çıktı mı Arş’a çıkardı” dediler. “Ger dilersiz bulasız halktan necat / Atatürk’e, Atatürk’e esselât” dediler. “Dediler ey kıblei muhtacı halk / Kutlu olsun sana mu miracı halk” dediler. “En büyük, en güzel, en yiğit kayıp / Rabbim de gözyaşı dökmezse ayıp” dediler. Şimdi ben böyle “ayıplı” bir Mevlid’i nasıl okutabilirdim ki?

Onun mezarını ziyaret etmek istedim, ama edemedim. Çünkü onu toprağa da gömmediler. Önce mumyalayıp 15 yıl müzeye kaldırdılar, sonra Anıttepe’de “Firavunların lahiti gibi bir mermer lahit” yapıp oraya koydular. Hadi onu geçtik, o türbeleri kapatmışken, takipçileri kabrini “anıt”laştırıp türbe edindiler; “protokol”e bağlayıp “resmi ritüeller” üreterek “ibadethane”ye dönüştürdüler. Ancak sahip olduğum “İslam inancı” Allah’tan başkasına ibadete izin vermiyor. O yüzden mezarını da ziyaret edemedim.

Geriye tek şey kaldı, onun için dua etmek...

Ben de öyle yapıyorum, ölüm yıldönümü münasebetiyle Mustafa Kemal için şöyle dua ediyorum:
“Dilerim Allah’tan, Yevm-i Mahşer’de lâyığını bulur, yaptıklarının karşılığını misliyle görür!”

Faruk Köse Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle