• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Sahada diş geçiremeyen ABD doları silah olarak devreye soktu!

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Sahada diş geçiremeyen ABD doları silah olarak devreye soktu!

Sahada yürüttüğü askeri saldırıda İran’a geri adım attıramayan ABD, şimdi savaşın ağırlık merkezini ekonomiye kaydırıyor. Washington “tarihin en ağır yaptırımları” ve “en büyük mali savaş” söylemleriyle Tahran’ın yalnızca kendi ekonomisini değil İran’la ticaret yapan ülkeleri, bankaları, enerji şirketlerini ve petrol alıcılarını da hedef alan geniş çaplı bir finansal kuşatma hazırlığında. ABD’nin bu mücadeledeki en güçlü silahı ise doların küresel ticaret ve finans sistemi üzerindeki hakimiyeti.

Sahada yürüttüğü askeri saldırıda İran’a geri adım attıramayan ABD, şimdi savaşın ağırlık merkezini ekonomiye kaydırıyor. Washington “tarihin en ağır yaptırımları” ve “en büyük mali savaş” söylemleriyle Tahran’ın yalnızca kendi ekonomisini değil İran’la ticaret yapan ülkeleri, bankaları, enerji şirketlerini ve petrol alıcılarını da hedef alan geniş çaplı bir finansal kuşatma hazırlığında. ABD’nin bu mücadeledeki en güçlü silahı ise doların küresel ticaret ve finans sistemi üzerindeki hakimiyeti.

ABD, pazartesi günü Tahran'ın ticari ortaklarını hedef alan ekonomik yaptırımlar uygulamaya hazırlanırken İran'ı, “şimdiye kadarki en büyük mali savaş” olarak nitelendirdiği bir hamleyle tehdit etti. İran ise ekonomik savaşın devam etmesi halinde Körfez'den yapılan bütün petrol ihracatını durduracağı tehdidinde bulundu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazar günü Financial Times'ta yayımlanan görüş yazısında “ekonomik hesaplaşma gününün geldiğini” belirterek yaklaşan önlemleri “bir düşmana karşı şimdiye kadar yürütülen en büyük mali savaş” olarak nitelendirdi.

İki ülke haftalardır karşılıklı askeri saldırılarda bulunmamış olsa da altı aydır devam eden çatışmayı sona erdirmek amacıyla ciddi müzakerelere de başlamadı.

Bessent, İran ekonomisi ve finans sistemiyle ilişkilerini sürdüren ülkelerin de hedef alınabileceği tehdidinde bulundu. Bu ülkelere, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürmenin sonuçlarını dikkatle değerlendirmeleri gerektiği mesajını verdi.


 

İRAN’DAN HÜRMÜZ TEHDİDİ

İran'dan ise ABD'nin ekonomik baskı planına son derece sert açıklamalar geldi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, ekonomik savaşın devam etmesi halinde petrol akışının hedef alınabileceğini belirterek:

“Ekonomik savaşın devam etmesi halinde ne Hürmüz Boğazı'ndan ne de Körfez'in herhangi bir noktasından tek damla petrol ihraç edilecek.” ifadelerini kullandı.

Rızai ayrıca, “Tahran, herhangi bir ülkenin ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü ekonomik savaşa katılmasını veya bu savaşı desteklemesini savaş eylemi olarak değerlendirecektir” dedi.

ÇİN’DEN İLK MESAJ

Bessent daha önce Pekin yönetimine Washington ile iş birliği yapması çağrısında bulunmuş, Çin'in petrol ihtiyacının önemli bölümünü Körfez bölgesinden karşıladığına dikkat çekmişti.

Çin'in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü ise yaptırımların ve baskının sorunların çözümüne katkı sağlamadığını belirterek diplomasi çağrısı yaptı.

Pekin daha sonra yaptığı açıklamada da “Yaptırımlar ve baskı yöntemleri sorunların çözümüne yardımcı olmaz” mesajını verdi ve Çin'in meşru hak ve çıkarlarını korumak amacıyla gerekli önlemleri alacağını bildirdi.


 

İRAN: YAPTIRIMLARI AŞMAYI ÖĞRENDİK

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Washington'ın başlatacağı ekonomik savaşın sonuçlarının ABD'ye geri dönebileceği uyarısında bulundu.

Kalibaf, sosyal medya hesabından Amerikan önlemlerinin sonunda ABD'nin kendisine zarar vereceğini ima eden bir karikatür yayımladı.

İran'ın resmi medyası ise ABD'nin yeni ekonomik savaş tehdidini görece sakin karşıladı.

Tesnim Haber Ajansı, Washington'ın yıllardır İran'ın bütün mali ve ekonomik bağlantılarını kesmeye çalıştığını belirterek İran'ın “bu kısıtlamaların etrafından dolaşmayı öğrendiğini ve artık bu konuda oldukça yetenekli hale geldiğini” belirtti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ABD'nin ekonomik savaşını Washington'ın uzun yıllardır kullandığı korkutma ve baskı taktiklerinin devamı olarak değerlendirdi.

Arakçi, İran'ın bu tür ekonomik baskılar konusunda tecrübe kazandığını belirterek ülkesinin “bunlarla nasıl başa çıkacağını öğrendiğini” söyledi.

İRAN DÖVİZ BİRİKTİRİYOR

İran Merkez Bankası Başkanı Abdülnasır Hemmeti, yaptığı açıklamada, ABD’nin yaptırımlar konusunda şimdiye kadar yapabileceği her şeyi yaptığını ve seçeneklerini büyük ölçüde tükettiğini söyledi. Hemmeti, Washington’ın son açıklamalarının İran’a yönelik yeni bir kısıtlama ya da baskı unsuru içermediğini belirtti.

Hemmeti, Tahran’ın ABD baskıları karşısında hazırlıksız kalmadığını ifade ederek İran’ın ocak ayından bu yana zor koşulların ortaya çıkabileceğini öngördüğünü ve bu nedenle önleyici tedbirler almaya başladığını söyledi. Bu tedbirler arasında döviz rezervlerinin artırılması ve yabancı para stoklanması da yer aldı.

İran Merkez Bankası Başkanı, ülkenin temel ihtiyaç maddeleri ile ilaç ithalatı için gerekli dövizin tamamının sağlanacağını vurguladı. Sanayi sektörünün ihtiyaç duyduğu yabancı para kaynaklarının da yıl sonuna kadar karşılanacağını söyledi.

Hemmeti, İranlı yetkililerin daha önceden yaptığı planlama ve aldığı önlemlerin ülkenin ekonomik baskılara karşı koymasını sağladığını belirterek, hazırlıklar sayesinde İran’ın “döviz temininde herhangi bir sorun yaşamadığını” savundu.


 

ABD DOLARI SİLAH OLARAK KULLANIYOR

ABD'nin İran'a karşı hazırladığı yeni ekonomik yaptırım dalgası, Washington'ın onlarca yıldır geliştirdiği en güçlü dış politika araçlarından birini yeniden gündemin merkezine taşıdı. Amerikan yönetimi askeri gücünün yanında dünyanın finansal mimarisindeki ağırlığını da rakipleri üzerinde baskı kurmak amacıyla kullanıyor. İran, Venezuela ve Küba bunun en belirgin örnekleri arasında yer alıyor. Bu ülkelerin deneyimleri incelendiğinde, ABD yaptırımlarının yalnızca iki ülke arasındaki ticaretin kesilmesinden ibaret olmadığı görülüyor. Washington'ın asıl gücü, hedef aldığı ülkenin dünyanın geri kalanıyla ekonomik ilişki kurmasını zorlaştırabilmesinden kaynaklanıyor.

Bu düzenin merkezinde dolar bulunuyor. Amerikan finans piyasalarının büyüklüğü, ABD bankalarının küresel sistemdeki ağırlığı, Amerikan pazarının şirketler açısından taşıdığı önem ve Washington'ın yaptırım mevzuatını dünyanın farklı bölgelerindeki ekonomik aktörler üzerinde etkili hale getirebilmesi bir bütün oluşturuyor.

Bu nedenle ABD'nin ekonomik yaptırımları klasik anlamdaki bir ticaret ambargosundan çok daha geniş sonuçlar yaratabiliyor. Washington İran petrolünü satın almayacağını açıkladığında bunun etkisi sınırlı kalabilir. Fakat İran petrolünü satın alan yabancı şirketleri, bu petrolü taşıyan tankerleri, işlemlere aracılık eden bankaları veya İran'la çalışan başka kuruluşları da yaptırım riskiyle karşı karşıya bıraktığında denklem tamamen değişiyor.

Çinli bir şirketin önünde artık yalnızca İran'la ticaret yapıp yapmama kararı bulunmuyor. Şirket aynı zamanda İran'la yapacağı ticaretin ABD pazarına, Amerikan bankalarına ve dolar üzerinden yürüttüğü diğer işlemlere erişimini tehlikeye atıp atmayacağını hesaplamak zorunda kalıyor.

İşte Washington'ın ekonomik gücünün en önemli noktası burada ortaya çıkıyor.

ABD başka ülkelerin İran, Venezuela veya Küba ile ticaret yapmasını fiziksel olarak engellemek zorunda değil. Bu ticaretin maliyetini ve riskini yeterince yükseltmesi çoğu zaman aynı sonucu doğurabiliyor.

Dolar onlarca yıldır uluslararası finans sisteminin temel para birimi olma özelliğini koruyor. Merkez bankaları rezervlerinin önemli bölümünü dolar cinsinden tutuyor. Petrol ve diğer emtiaların büyük bölümü dolar üzerinden fiyatlandırılıyor. Küresel şirketler borçlanırken dolar kullanıyor. Uluslararası bankalar dolar işlemlerini gerçekleştirebilmek için Amerikan finans sistemine ihtiyaç duyuyor.

Bu durum Washington'a başka ülkelerin kolay kolay sahip olamayacağı bir güç sağlıyor.

Bir işlemin New York'ta gerçekleşmemesi veya taraflardan hiçbirinin Amerikan şirketi olmaması her zaman Amerikan finans sisteminin tamamen devre dışı kaldığı anlamına gelmiyor. Özellikle dolar cinsinden işlemler Amerikan finans kuruluşlarıyla temas edebiliyor.

Bunun yanında çok uluslu şirketlerin büyük bölümü ABD'de faaliyet gösteriyor veya Amerikan finans piyasalarından yararlanıyor. Dolayısıyla Washington'ın yaptırım tehdidi şirketler açısından yalnızca belirli bir işlemin engellenmesi anlamına gelmiyor. Çok daha büyük ekonomik ilişkilerin kaybedilmesi ihtimalini ortaya çıkarıyor.

Bu yüzden İran gibi bir ülkenin Washington'ın yaptırımlarından etkilenmesi için ABD ile yoğun ticaret yapması gerekmiyor. İran'ın müşterilerinin ABD ile ekonomik ilişki içinde olması yeterli olabiliyor.

Bu ayrım Amerikan yaptırım düzeninin küresel etkisini anlamak açısından son derece önemli.

İran, Amerikan finansal baskısının en uzun süreli hedeflerinden biri.

1979 İran Devrimi'nin ardından başlayan yaptırımlar yıllar içerisinde giderek genişledi. İran'ın bankacılık sistemi, enerji sektörü, petrol ihracatı, petrokimya şirketleri, deniz taşımacılığı ve çeşitli sanayi kuruluşları farklı dönemlerde yaptırımların hedefi oldu.

Fakat İran örneğindeki asıl dönüşüm, Washington'ın yalnızca İranlı şirketleri cezalandırmak yerine İran'la çalışan yabancı aktörleri de hedef almaya başlamasıyla ortaya çıktı.

Çünkü petrol üreten bir ülkeye yalnızca kendi şirketlerini hedef alan yaptırımlar uygulamak yeterli olmayabilir. Petrol başka ülkelere satılabilir. Farklı para birimleri kullanılabilir. Aracı şirketler kurulabilir. Tankerlerin isimleri ve bayrakları değiştirilebilir. Ödemeler üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirilebilir.

Washington yıllar içerisinde bu yöntemleri izleyen ağların peşine düşmeye başladı.

Bir petrol tankerinin yaptırım listesine alınması ilk bakışta küçük bir karar gibi görünebilir. Ancak deniz ticaretinde tanker tek başına hareket etmiyor. Geminin sigortaya, limana, finansmana, müşteriye ve ödeme sistemlerine ihtiyacı bulunuyor.

Bunlardan herhangi birinin devreden çıkması ticareti zorlaştırıyor.

Böylece yaptırım tek bir şirketi cezalandırmaktan çıkarak ekonomik bir zincirin tamamına baskı uygulayan sisteme dönüşüyor.

İran'ın bugün karşı karşıya bulunduğu yeni Amerikan baskısının önceki yaptırımlardan daha önemli görülmesinin nedeni de bu. Washington Tahran'ın kalan ticari bağlantılarını daha fazla hedef almak ve İran'la çalışmaya devam eden ülkelerin önündeki ekonomik maliyeti yükseltmek istiyor.

Bu durumda asıl mücadele İran ile ABD arasında kalmıyor. Çin doğrudan denklemin içine giriyor.

ÇİN NEDEN KİLİT ÜLKE

İran'ın yaptırımlar altında petrol satabilmesi açısından Çin son derece önemli bir pazar oluşturuyor. Pekin ise Amerikan tek taraflı yaptırımlarının başka ülkelerin ticari ilişkilerini belirlemesine uzun süredir karşı çıkıyor.

Burada iki büyük güç arasında çok temel bir egemenlik tartışması bulunuyor.

Washington kendi finans sistemine erişimin koşullarını belirleme hakkına sahip olduğunu düşünüyor. ABD yönetimi bir yabancı şirketin yaptırım uygulanan İran kuruluşlarıyla çalışması halinde Amerikan ekonomik sistemine erişimini sınırlandırabileceğini savunuyor.

Çin ise iki egemen ülke arasındaki ticaretin üçüncü bir devlet tarafından engellenmesine karşı çıkıyor. Dolayısıyla İran yaptırımları aynı zamanda ABD ile Çin arasındaki ekonomik güç mücadelesinin küçük bir modeli haline geliyor.

Pekin Amerikan baskısına tamamen boyun eğerse Washington'ın finansal üstünlüğünü kabul etmiş olacak. Tamamen karşı çıkarsa Çinli bankaları ve şirketleri Amerikan yaptırımlarıyla karşı karşıya bırakma ihtimali doğacak.

Bu nedenle Çin yıllardır iki hedef arasında denge kurmaya çalışıyor. İran'la ekonomik ilişkilerini tamamen koparmıyor ancak büyük Çinli şirketlerin Amerikan finans sistemine bağımlılığı nedeniyle ilişkilerin nasıl yürütüleceği konusunda dikkatli davranıyor.

ABD'nin dolar üzerinden kurduğu baskının ne kadar etkili olduğunun en açık göstergelerinden biri de bu. Washington'ın Çin'e İran'la ticaret yapmaması için askeri tehdit yöneltmesine gerek kalmadan Çinli şirketlerin risk hesaplarını değiştirebilmesi önemli bir güç göstergesi.

VENEZUELA'DA PETROLÜN VARLIĞI NEDEN YETERLİ OLMADI

Venezuela örneği ekonomik yaptırımların başka bir yönünü ortaya koyuyor.

Venezuela çok büyük petrol rezervlerine sahip. Teorik olarak bu büyüklükte doğal kaynağa sahip bir ülkenin önemli miktarda döviz geliri elde edebilmesi gerekir. Ancak petrolün yer altında bulunması ekonomik güç için yeterli değil.

Petrolün çıkarılması, işlenmesi, taşınması, sigortalanması, satılması ve parasının tahsil edilmesi gerekiyor. Washington'ın Venezuela'ya yönelik yaptırımları zaman içerisinde özellikle petrol sektörünü ve devlet petrol şirketi PDVSA'yı hedef aldı.

Böylece Venezuela'nın temel döviz kaynağının uluslararası sistemle bağlantısı zorlaştırıldı.

Venezuela'nın karşı karşıya kaldığı mesele artık yalnızca petrol üretmek değildi. Petrolü kimin satın alacağı, hangi geminin taşıyacağı, ödemenin hangi banka üzerinden yapılacağı ve elde edilen paranın nasıl kullanılacağı da önemli hale geldi.

Fakat Venezuela aynı zamanda yaptırımların siyasi sınırlarını gösterdi. Ağır ekonomik baskı yönetimin kısa sürede değişmesini sağlamadı.


 

KÜBA ALTMIŞ YILI AŞAN DENEY

Küba bu tartışmanın belki de en çarpıcı örneği.

ABD'nin Küba'ya yönelik ekonomik kısıtlamaları altmış yılı aşan bir geçmişe sahip. Washington farklı dönemlerde Havana üzerindeki baskıyı artırdı veya bazı alanlarda gevşetti. Buna rağmen Küba'nın ekonomik sistemini uluslararası finans ve ticaret ağlarından sınırlayan çok geniş bir yaptırım düzeni varlığını korudu.

Eğer yaptırımların başarısı yalnızca hedef ülkede ekonomik maliyet yaratılması üzerinden değerlendirilecekse Küba'daki yaptırımlar etkili kabul edilebilir.

Ancak ölçüt hedef ülkenin siyasi sistemini değiştirmek olduğunda tablo farklılaşıyor. Küba yönetimi on yıllarca devam eden Amerikan baskısına rağmen varlığını sürdürdü.

BANKALARIN KORKUSU YAPTIRIMIN KENDİSİNDEN DAHA ETKİLİ OLABİLİYOR

Amerikan yaptırım sisteminin en az konuşulan ancak en önemli unsurlarından biri uluslararası şirketlerin yaptırıma uğramadan önce davranışlarını değiştirmesi.

Büyük bir banka İran bağlantılı bir ödeme talebi aldığında yalnızca işlemin bugün yasal olup olmadığını değerlendirmiyor. Gelecekte soruşturma açılıp açılmayacağını, müşterinin yaptırım listesinde başka kuruluşlarla ilişkisi bulunup bulunmadığını ve Amerikan makamlarının işlemi nasıl yorumlayabileceğini de hesaplıyor. Banka açısından İran bağlantılı işlemden kazanacağı para sınırlı olabilir. ABD finans sistemine erişimini kaybetmenin maliyeti ise devasa olabilir.

Sonuçta banka çoğu zaman en güvenli seçeneği tercih ediyor ve işlemi tamamen reddediyor. Bu durum yaptırımın resmi kapsamından daha geniş ekonomik sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.

Aynı davranış sigorta şirketlerinde, lojistik firmalarında, teknoloji şirketlerinde ve yatırım fonlarında da görülebiliyor. Böylece Amerikan devleti dünyanın her yerindeki ekonomik işlemleri tek tek engellemek zorunda kalmıyor.

Risk hesabı özel şirketleri kendiliğinden geri çekilmeye yöneltiyor.


 

WASHINGTON'IN SİSTEMİ NEDEN HALA ÇALIŞIYOR?

ABD yaptırımlarına maruz kalan ülkeler uzun zamandır alternatif sistemler geliştirmeye çalışıyor.

İran dolar dışındaki para birimleriyle ticaret yapmaya yöneldi. Çin ve Rusya kendi para birimleri üzerinden ticareti artırmaya çalışıyor. Alternatif ödeme sistemleri geliştiriliyor. Altın ve takas yöntemleri yeniden kullanılabiliyor.

Fakat bütün bunlara rağmen doların yerini kısa sürede alabilecek tek bir sistem henüz ortaya çıkmış değil.

Bunun nedeni doların gücünün yalnızca Amerikan devletinin siyasi gücüne dayanmaması.

Doların arkasında dünyanın en büyük ve en likit finans piyasalarından biri bulunuyor. Amerikan devlet tahvilleri küresel rezerv sisteminin temel varlıkları arasında. Uluslararası şirketlerin büyük miktarda dolar borcu bulunuyor. Emtia ticareti büyük ölçüde dolar üzerinden gerçekleşiyor. Amerikan sermaye piyasaları küresel yatırımcılar açısından son derece önemli.

Dolayısıyla dolar sisteminden çıkmak siyasi bir kararla bir gecede gerçekleştirilebilecek bir işlem değil.

Bir ülke ticaretinde doları azaltabilir ancak şirketlerinin borçları dolar olabilir. Merkez bankası rezervlerini çeşitlendirebilir ancak güvenli ve likit varlık ihtiyacı devam eder.

İki ülke yerel paralarla ticaret yapabilir ancak üçüncü ülkelerle ticarette yeniden dolara ihtiyaç duyabilir. Washington'ın yaptırım gücü bu ağ etkisinden besleniyor.


 

ABD'NİN ÖNÜNDE CİDDİ BİR STRATEJİK RİSK BULUNUYOR

Doların yaptırım amacıyla sürekli kullanılması Washington açısından uzun vadeli bir paradoks yaratıyor.

ABD'nin yaptırım uygulayabilmesinin nedeni doların vazgeçilmez olması.

Fakat ABD doların bu konumunu sürekli siyasi baskı amacıyla kullandıkça diğer ülkelerin dolara bağımlılığı azaltma isteği güçleniyor.

Çin açısından mesele yalnızca İran değil. Pekin gelecekte ABD ile çok daha ciddi bir siyasi kriz yaşaması halinde kendi şirketlerinin benzer finansal baskılarla karşılaşabileceğini görüyor.

Rusya'nın yaşadığı deneyim de başka ülkeler açısından önemli bir örnek oluşturdu.

Merkez bankası rezervlerinin, uluslararası ödeme sistemlerinin ve yabancı bankalardaki varlıkların jeopolitik çatışma sırasında erişilemez hale gelebileceğinin görülmesi birçok ülkenin finansal güvenlik anlayışını değiştirdi.

Bu nedenle altın rezervlerinin artırılması, yerel para birimleriyle ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve Batı dışındaki finans kuruluşlarının geliştirilmesi artık yalnızca ekonomik tercih olarak görülmüyor.

Bunlar ulusal güvenlik meselesine dönüşüyor.

DOLARIN SONU MU GELİYOR?

ABD dolarından uzaklaşma fikri, daha önce ABD'nin küresel hakimiyetinden olumsuz etkilenen ülkeler ve ekonomik bloklar tarafından hedef olarak dile getirilirken, bugün uluslararası para sisteminde hem fiili adımlarla hem de geleceğe yönelik beklentilerle somut ilerleme kaydetmeye başladı.

İran savaşı da bu dönüşümü hızlandıran unsurlardan biri oldu. Çünkü savaş, ABD'nin ülkeleri küresel ekonomiden izole etme kapasitesinin zayıfladığını ortaya koyarken, Çin de bu süreçten yararlanarak doları devre dışı bırakan alternatif bir küresel ödeme sistemini güçlendirmeye çalıştı.

Resmi Para ve Finans Kurumları Forumu'nun (OMFIF) gerçekleştirdiği ankete göre, önümüzdeki 10 yıl içinde ilk kez dolar varlıklarını azaltmayı planlayan merkez bankalarının sayısının, dolar varlıklarını artırmayı planlayanlardan daha fazla olması bekleniyor. Bunun temel nedeni ise ABD dolarına bağlı siyasi risklerin giderek artması.

Yaklaşık 10 trilyon dolar büyüklüğünde varlığı yöneten merkez bankalarını kapsayan ankete göre, merkez bankalarının yüzde 79'u ve kamu fonlarının yüzde 60'ı küresel para sisteminin artık "çok kutuplu" bir yapıya doğru geçiş yaptığını düşünüyor.

ABD doları hala açık bir alternatife sahip değil. Dolar bu yıl, ABD'de faiz oranlarının yüksek seyretmesi, Amerikan varlıklarına yönelik güçlü talep ve ABD-İran savaşı nedeniyle güvenli liman arayışının artmasıyla yüzde 3 değer kazandı.

Buna rağmen merkez bankaları Norveç kronu ve Yeni Zelanda dolarındaki paylarını artırırken, İngiliz sterlinine olan ilgilerini de yükseltti.

Ankete katılanlar euro ve Çin yuanındaki varlıklarını artırmak istediklerini belirtirken, her iki para biriminin de yapısal sorunlar nedeniyle beklenen performansı gösteremediğini ifade etti. Buna rağmen ankete katılanların neredeyse tamamı yuanın portföy çeşitlendirmesi açısından etkili bir araç olduğunu değerlendirdi.

Anket ayrıca, rekor seviyelere ulaşan altının ve merkez bankalarının yüzde 82'si tarafından rezerv olarak tutulmasının, artık rezerv yönetimi stratejisinin merkezine yerleştiğini ortaya koydu.

Bu sonuçlar, ABD'deki siyasi belirsizlikler ve artan jeopolitik riskler nedeniyle doların küresel rezerv para statüsüne ilişkin dünyada süren tartışmalarla da örtüşüyor.

Başka bir araştırma ise, toplam 29 trilyon dolarlık varlığı yöneten egemen varlık fonları ile merkez bankalarının yatırımlarını ABD doları ve geleneksel tahvillerden çıkararak yenilenebilir enerji, altyapı ve altın gibi reel varlıklara yönlendirdiğini gösterdi.

Invesco tarafından yapılan ankete göre, ABD'nin artan borç yükü ve doların jeopolitik baskı aracı olarak kullanılmasına ilişkin endişeler nedeniyle kamu yatırımcılarının yarısından fazlası servetlerini korumak amacıyla enerji sektöründe uzun vadeli koruyucu yatırımlara yöneliyor.

90 egemen varlık fonu ile 54 merkez bankasının katıldığı araştırma, özellikle gümrük tarifeleri, deniz taşımacılığı hatlarının kapanması ve Ukrayna ile Orta Doğu'daki savaşlar nedeniyle yatırımcıların çeşitlendirilmiş ve krizlere dayanıklı portföylere daha fazla önem verdiğini ortaya koydu.

Ankete katılan merkez bankalarının yüzde 61'i, ABD'nin borç seviyesinin doların uzun vadeli rezerv para statüsünü olumsuz etkilediğini belirtti. Bu oran 2024'te yalnızca yüzde 20 seviyesindeydi.

Doların yerine geçebilecek güvenilir bir alternatifin bulunmaması nedeniyle bu dönüşümün kademeli olması bekleniyor. Ancak Invesco anketine katılanların yüzde 29'u, doların rezerv para konumunun önümüzdeki beş yıl içinde zayıflayacağını düşünüyor. Bu oran 2022 yılında yüzde 12 seviyesindeydi.

Ekonomi Nobel Ödülü sahibi Paul Krugman da blogunda, Donald Trump'ın başkanlığının 16 ayı sonunda ABD'nin dünyadaki güvenilirliğini ciddi biçimde zedelediğini yazdı.


 

Krugman şu ifadeleri kullandı:

"Buna yıkım listesine bir madde daha ekleyeyim: ABD'nin küresel finansal gücünün en önemli aracı olan doların egemenliği, alternatif ödeme sistemlerinin yükselişi nedeniyle ciddi biçimde zarar gördü. İran savaşı bu yükselişi önemli ölçüde hızlandırdı."

Krugman, İran'ın Çin, Rusya ve diğer ülkelerle ticaretinde petrolünü Çin yuanı veya kripto paralar karşılığında satarak ABD yaptırımlarını aşabildiğini ve elde ettiği gelirle Çin malları satın alabildiğini anlattı.

Krugman'a göre, "Trump'ın İran'a karşı yürüttüğü savaş, diğer ülkelere dolar merkezli küresel ödeme sistemini aşabileceklerini gösterdi. Bunun gerçekleşmesinde en büyük pay ise Çin'e ait."

Bazı araştırmacılar doların giderek daha fazla siyasi amaçlarla kullanılmasının, uzun vadede çok kutuplu küresel para sistemine geçişi hızlandırabileceği uyarısında bulunuyor.

Ekonomist Catherine Schenk ise haziran ayı başında Project Syndicate platformunda yayımladığı analizde, beklenmedik siyasi gelişmeler, ticaret savaşları ile Avrupa ve Orta Doğu'daki çatışmaların dünya düzeninde yeni bir dönemi başlattığını ve bunun doların geleceğine ilişkin tartışmaları hızlandırdığını ifade etti.

Schenk, özellikle Trump'ın ikinci başkanlık döneminde bu sürecin daha da hızlandığını belirtti. Ancak doların uluslararası rolünün merkez bankalarının döviz rezervlerindeki payıyla ölçüldüğünü ve doların küresel rezervlerdeki payının yaklaşık yüzde 60 seviyesinde kalarak son 30 yıldır büyük ölçüde değişmediğini vurguladı.

Ayrıca 2025 yılında döviz piyasalarında günlük ortalama işlem hacminin 9,5 trilyon dolara ulaştığını ve bu işlemlerin yüzde 90'ının dolar üzerinden gerçekleştiğini belirtti.

Dünyanın en büyük ticaret ekonomilerinden biri olan Çin'e rağmen, Çin yuanının sınır ötesi ödemelerdeki kullanım oranının halen yalnızca yüzde 3 seviyesinde bulunduğuna dikkat çekti.

SWIFT sistemi, yaptırımlar ve bunların etkilerine ilişkin değerlendirmeler yapan Schenk, yakın gelecekte uygulanabilir güçlü alternatiflerin ve küresel ölçekte yoğun bir koordinasyonun bulunmaması nedeniyle doların küresel hâkimiyetini kaybetmesinin kaçınılmaz olmadığını ifade etti.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Hollywood Filmlerinde Mert, Sokaklarında Namert Olan Ülke: Washington! Küresel Siyasetin Yeni Savaş Alanı: Ekonomik Kuşatmalar ve Doların Gücü Uluslararası ilişkilerde güç dengeleri, geçmişe kıyasla askeri sahalardan çok daha fazla ekonomik cephelerde şekillenmektedir. Askeri müdahalelerin yüksek maliyeti, yarattığı insani krizler ve uluslararası kamuoyunda doğurduğu tepkiler, küresel güçleri farklı stratejiler aramaya itmiştir. Bu doğrultuda Amerika Birleşik Devletleri (ABD), askeri güçle doğrudan sonuç alamadığı veya sahada geri adım attıramadığı aktörlere karşı, elindeki en güçlü küresel enstrüman olan Amerikan dolarını ve finansal yaptırımları bir silah olarak devreye sokmaktadır. Bu durum, modern dünyada savaşın ağırlık merkezinin fiziki cephelerden ekonomik sistemlere kaydığının en açık göstergesidir. Tarihin en ağır yaptırımları ya da en büyük mali savaş söylemleriyle yürütülen bu finansal kuşatmalar, sadece hedef alınan ülkeyi değil, o ülkeyle ticaret yapan tüm küresel aktörleri de içine alan bir etki alanına sahiptir. Washington yönetimi, küresel finansal sistemin merkezinde yer almanın verdiği avantajı kullanarak bankaları, enerji şirketlerini, denizcilik firmalarını ve petrol alıcılarını doğrudan baskı altına alabilmektedir. Bu strateji, hedef ülkeyi küresel ticaret ağından tamamen soyutlamayı, döviz girdilerini kesmeyi ve içeride ekonomik bir istikrarsızlık yaratarak siyasi kararları etkilemeyi amaçlamaktadır. Sahada kazanılan veya kaybedilen mevzilerden ziyade, sistemin kurallarını elinde tutan gücün kendi hegemonyasını koruma çabası olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu tür geniş çaplı finansal kuşatmalar, uluslararası ilişkilerde güven zeminini de derinden sarsmaktadır. Baskıcı ve tek taraflı ekonomik kararlar, müttefik devletler de dahil olmak üzere birçok ülkeyi alternatif finansal kanallar aramaya ve yerel para birimleriyle ticaret yapmaya zorlamaktadır. Kısa vadede bir güç gösterisi ve baskı aracı olarak işlev gören bu yöntemler, uzun vadede küresel finans sisteminde çok kutupluluğun kapısını aralama potansiyeli taşımaktadır. Sonuç olarak, küresel siyasette dürüstlük ve mertlik gibi ahlaki kavramların yerini çıkarların aldığı bu dönemde, finansal savaşlar ulusların egemenlik mücadelelerinin en kritik cephesi olmaya devam edecektir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23