Merhum Yılmaz Yalçıner'in ardından... Bir dönemin Akit Yayın Kurulu anıları!
Bir dönem merhum Yılmaz Yalçıner ile Akit çatısı altında birlikte çalışan Gazeteci Kamuran Akkuş, Akit Yayın Kurulu'nda Yalçıner ile yaşadığı anıları yazdı.
Yeniakit.com.tr
Gazeteci Kamuran Akkuş, Yeni Akit yazarı Yılmaz Yalçıner'in vefatından sonra duygusal bir yazı kaleme aldı.
Bir dönem merhum Yalçıner ile Akit çatısı altında birlikte çalışan Akkuş, şu ifadeleri kullandı:
Yılmaz Yalçıner'in ardından...
"Yanıma o muhabiri verin, helikopterle Avrasya Feribotu'na çıkarma yapalım"
1993 yılında İstanbul Aksaray Küçüklanga Caddesi numara 102’deki gazete binasında yolumuz kesiştiğinde Yılmaz Yalçıner üstat 47 yaşında imiş, ben ise 19’umdaydım.
Vakit / Akit gazetesi çatısı altında insani ve mesleki açıdan dolu dolu yıllar geçirdik Yılmaz abi ile.
7 Aralık’ta rahmeti Rahman’a kavuştu. Mekanı cennet olsun.
Araya farklı şehirler, kurumlar ve yıllar girmişti. İrtibatım kopmuştu. Sosyal medya aracılığıyla birkaç yıl önce tekrar iletişime geçmiştim. Telefonda da görüşmüştük. Son dönemde Facebook’taki ilim, irfan, edep, zekâ ve akıl yüklü paylaşımlarını, güncel hadiselere ilişkin yorumlarını takip etmek ayrı bir lezzetti doğrusu.
Yılların emek ve birikimi olan 928 sayfalık Türkçe'de Dünümüzü Hatırlatma Sözlüğü’nü yeni tamamlamış; eser şubat ayında raflardaki yerini almıştı.
*
Merhum Yalçıner üstat ile ilgili 2 çarpıcı sahne belleğimde tazeliğini korumakta…
Sahne 1:
16 Ocak 1996'da Trabzon'dan Rusya'nın Soçi limanına hareket eden Avrasya Feribotu Çeçen eylemcilerce rehin alınarak kaçırılmıştı. Televizyonlar canlı yayınlarla, ajanslar flaş haberlerle gelişmeleri anbean aktarmanın telaşındaydı…
Dumanı üstünde tüten bir başka haberi teslim için girdiğim Akit gazetesi Yayın Kurulu toplantısının yapıldığı mütevazı odada (Merhum Yazı İşleri Müdürümüz Hasan Karakaya’nın odası) hava elektrikliydi. Masada Avrasya Feribotu meselesi vardı haliyle. Tam haberi masaya bırakıp ayrılacakken Yalçıner üstat gözlerini bana dikerek tüm coşkusu ve heyecanıyla haykırdı:
-Yanıma muhabir olarak Kamuran’ı verin, hemen bir helikopter kiralayıp gemiye çıkarma yapalım!
Gözlerimin parladığını, “ah keşke!” diye haykırdığımı hatırlıyorum içimden!
Gözündeki ışıltı, yüreğindeki celadeti, meslek aşkını unutamam Yılmaz abinin….
Sonuçta, imkanları sınırlı gazetemiz harekete geçme fırsatı bile bulamadan sınırsız imkanlara sahip holding medyası elini çabuk tutmuştu. Meşhur bir televizyoncu-gazeteci, kameralar eşliğinde bir-bir buçuk metreden helikopterden gemiye atlamış, günlerce bu atlayış ve röportajın ekmeğini yemişti.
Demem o ki; Yılmaz abinin içindeki “gazeteci” ve daha da önemlisi içindeki “eylemci”, Avrasya Feribotu olayında da açığa çıkmıştı; zıp zıp yerinde duramamış, ivedilikle o gemiye helikopterden atlayıp o sıcak anları yaşamanın ve haberleştirmenin derdine düşmüştü.
Yayıncı, yazar, gazeteci olmasının yanında bir “eylemci” idi Yılmaz Yalçıner; evet… 1980 darbesinin hemen ardından 14 Ekim 1980 tarihinde THY’nin Diyarbakır uçağını 3 arkadaşı ile kaçırarak Tahran’a gitme teşebbüsünde bulunan bir eylemci… “12 Eylül cuntacılarıyla ve emperyalizmle mücadele” adına böyle bir işe kalkışmışlardı. 11 yıl 7 ay hapis yatmıştı, Diyarbakır’daki kahpe işkencelerden nasibini alarak.
Sahne 2:
Akit / Vakit Yayın Kurulu, her biri “yıldız” niteliğinde efsane isimlerden müteşekkildi:
- Mustafa Karahasanoğlu / İmtiyaz sahibi-Genel Yayın Yönetmeni
- Hasan Karakaya / Yazı İşleri Müdürü (Vefat: 30 Aralık 2015)
- Ahmet Kekeç /edebiyatçı/yazar/ansiklopedist (Vefat: 14 Kasım 2020)
- Atilla Özdür / yazar (Vefat: 27 Ağustos 2021)
- Yalçın Turgut Balaban / karikatürist (Vefat: 17 Ekim 2021)
- Yılmaz Yalçıner / yazar (Vefat: 7 Aralık 2021)
- Hasan Aksay / Eski Devlet Bakanı (Nadiren katılım sağlardı)
- Hasan Hüseyin Maden /yayıncı
- Kemal Güler / karikatürist / Görsel Yönetmen
Tabii, Yayın Kurulunun gündemini besleyen özel haberlerin çoğu da Serdar Arseven kaptanlığında mütevazı şartlarda fırtınalar estiren İstihbarat Servisi’nin emektar muhabirlerinin ve şefinin imzasını taşımaktaydı.
2021 yılı hazan mevsimi oldu bizim için. Efsane kadrodan üç ağabeyimiz ağustos, ekim ve aralık ayında peş peşe vefat etti. Karakaya üstat 2015 sonu rahmet-i Rahman’a kavuşmuştu. Mekanları cennet olsun. Hayattakilerin ömürleri uzun ve bereketli olsun.
Yayın Kurulu toplantılarına ilişkin (yukarıdaki maddede bir örneğini verdiğim üzere) şunu net hatırlıyorum: Özellikle Yılmaz Yalçıner’in katıldığı toplantılar, hayli elektrikli geçerdi.
Yayın Kurulundaki isimlerin yaşam biçimini, hayatı algılayışlarını, duruşlarını bilmeyenler zannedebilirdi ki içeride yumruklar konuşuyor, büyük çıngar çıkmış durumda. Halbuki “dava”, “iman”, “ümmet”, “şuur” diyen bir avuç gazeteci / entelektüelin “gazetecilik” için çarpan yüreğinin gümbürtüsüydü o. Temel düsturları maddiyat değil maneviyat olan bir avuç yürek, “haber” tartışıyordu. Fikirler, usuller, yöntemler, başlık ve kurguyla, kapsamla alakalı konulardı içeriden seslerin yükselmesine sebep olan. Mevzuya iletişim kuramları açısından bakacak olursak “eşik bekçiliği”ni ecdadın-toplumun temel değerlerini merkeze alarak yapmaya çalışıyorlardı. Kültürel-dini-milli kodların, insanlık onurunun “eşik bekçiliği”ni…
Patronla da kıyasıya fikir kavgası yapılabiliyordu o toplantılarda. İçindeki “çocuğa”, “gazeteci”ye, “eylemci”ye dur diyemeyen Yılmaz Yalçıner, o anlarda en çok sesi yükselenlerin başında geliyordu. Karşısında da bir o kadar heyecanlı, coşkulu, yüreği yangın yeri diğer Kurul üyeleri:
-Yok hayır, şöyle yazmalıyız.
-Yanlış düşünüyorsun, şu zaviyeden bakmalıyız?
-Yahu arkadaş! Bu olayın arka planda şu yönü de var; etmeyin tutmayın!
-Kardeşim o başlık olmaz! Bu başlıkla tam tersi bir mana çıkar.
-Bu kurgu, Türkiye’ye zarar verir, mütedeyyin insanları da üzer; şöyle yapalım.
-Hayır efendim, Peygamberî metot böyle olmaz, şöyle olmalı.
-Abi! İşte bu başlık gönül telini titretir.
-Bu başlık ve şu spotla Rusya’ya, İsrail’e, ABD’ye ve İngiltere’ye şu mesaj verilmiş olur; şöyle kurgulayalım.
-Ankara’dan kulağı delik olan şu isimle görüştüm, o işin perde arkası şöyle aslında.
-Yok kardeşim inanma, psikolojik harekât bu; tuzağa düşmeyelim.
-Yahu şu kamu teşkilatının şu koridorlarına İsrail ekolü hakim. Aman oyuna gelmeyelim.
-Bu faili meçhul cinayetin arkasından “andıç” çıkarsa şaşmam. Durun hele, nedenini anlatayım maddelerle…
-Yahu adamlar kendi adamlarını hunharca katledip suçu karşı mahallenin üzerine atıyor. Kendi işledikleri cinayetler üzerinden milletin temel değerlerine saldırıyorlar, neredeyse Türk toplumunun tamamına topyekûn savaş ilan ediyorlar. Bunu delillendirerek anlatmalıyız manşetten. Hem kendi içlerinden de bunu itiraf edecek akil adamlar bulunabilir, rahatlıkla röportajı kabul ederler.
-Gazete binasının önüne konulan bombanın menşeine dair kulağıma şöyle bir duyum geldi.
-Gazeteyi kalaşnikofla taramakla bize hangi güçler ne mesaj vermek istiyorlar? O mesajı ayağımızın altına aldığımızı manşetten ilan edelim.
-Adamlar açıkça beni ölümle tehdit etti. “Ömrüm tamam olmadıkça siz hiçbir şey yapamazsınız. Emr-i Hakk vaki olacak ise merdivenden inerken de düşüp ölebilirim” deyip savdım adamları. O yüzden şu başlığı atarak gereken mesajı gereken yerlere ve topluma verelim.
-6 milyon kişinin oy verdiği Refah Partisi’ni kapatarak milyonları sokağa dökmeye, iç savaş çıkarmaya çalışıyor bu adamlar. Erbakan Hoca bu oyuna gelmez. Biz de yayınlarımızda gereken duyarlılığı gösterelim.
-Recep Tayyip Erdoğan’a ceza veren DGM Başkanı’nı Marmaris’te bulup konuşmuş arkadaşlar. Verdiği kararı savunamamış, soruların hemen hiçbirine cevap verememiş. Bu güzel haber.
Fazlası var, eksiği yok… Boş lakırdı hele hiç yok… İşte o odanın duvarlarını yankılandıran yürek yangını sözlerden bir demet…
Şimdi nerede o fikir tartışmaları, nerede o seslerin yükseldiği yazı işleri ve Yayın Kurulu toplantıları? (Düşük yoğunluklu olsa da o ruh bir yerlerde hâlâ yaşatılmakta). Ve nerede o gazetecilik aşkı, nerede o güzel insanlar?.. Bir bir azalmaktalar zira…
Yılmaz abiye ve diğer önden gidenlere rahmet olsun; kalanlara selam olsun.
