İslamî Bilimler alanında yaptığı araştırmalar ve yayınladığı eserler ile tanınan gazetemizin merhum yazarlarından Haluk Nurbaki, ölümünün 17. yılında hayırla yâd ediliyor.
HABER MERKEZİ - 17 yıl önce 2 Haziran günü hayatını kaybeden gazetemizin merhum yazarlarından Dr. Haluk Nurbaki, ölüm yıldönümünde hayırla ve özlemle yâd ediliyor. Evrenin gözbebeği insana hizmet etmeyi kendisine görev addeden Nurbaki, göze bakan ancak gönle seslenen bir kimse olarak beyaz elbiseli gönül doktoruydu.
“MESELE NASIL YAŞANACAĞINI BİLMEKTİR”
İlim ve gönül adamı merhum yazarımız Dr. Haluk Nurbaki’nin ölüm yıldönümü vesilesi ile bazı yazılarından ruhaniyetine selam niyazı ile kısa özetler sunmak istedik. Nurbaki, “Yaşamak İster misiniz?” başlıklı yazısında nasıl yaşamak gerektiğine dair önemli ipuçları vermişti. Nurbaki, “Şu halde mesele, yaşamak istediğinizden ziyade nasıl yaşayacağını bilmektir. Ömrün değişmezliği yanında da bu süreyi sağlıklı geçirmek, insanları davranış biçimiyle yakından ilgilidir. Ateist ilim adamları, uzun yıllar boyu anne sütünü tenkit etme cesaretini gösterdikleri gibi bir de sağlıklı yaşamak için birbirini tekzip eden formüller uydurdular” demişti. Nurbaki, yine “Stres” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullanmıştı: “Stresin insanın derinliklerindeki problemi inançsızlığına bağlı korkulardır. Güvensizliğin ve korkunun yol açtığı rahatsızlıklara, her şeye kadir olan Kâinat Sultanı’na iman ve O’na ibadet dışında şifa sağlayacak hiçbir çare yoktur” demişti.
“NAMAZ GURUR VESİLESİ YAPILMAZ”
Nurbaki, “Efendimizi Dinlememenin Diyeti” isimli yazısında ise, “İnsanoğlu, Efendimiz’in (S.A.S) diş sağlığından yıkanmaya kadar koyduğu bütün prensiplerin yaşamak için zaruri olduğunu henüz fark edebildi” ifadelerini kullanmıştı. Nurbaki, gerçek ve taklit namaz arasındaki farkları vurguladığı “Taklit ve Gerçek Namaz” isimli yazısında da “ Namaz Allah’a karşı tam kulluktur. Eğer namazı gurur vesilesi yaparsak, nefsimize namaz görüntüsünde tapmış oluruz” yorumunda bulunmuştu.
HALUK NURBAKİ KİMDİR?
1948 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli hükümet tabipliklerinde çalıştı. 1950 yılında Büyük Doğu Hareketi’nin 9 kurucusu arasında yer aldı. TBMM 12. döneminde (1961-1965) Afyonkarahisar’da Adalet Partisi için milletvekili seçildi. Gureba Hastanesi’nden Anadolu’ya yollandı. XII. Dönem Afyonkarahisar Milletvekili olarak Meclis’te bulundu. Ankara Numune Hastanesi’nde uzman hekim ve başhekim olarak
görev yaptı. İsviçre, Fransa, İngiltere’de kanser araştırmaları ve radyoloji sahasında araştırmalar yaptı. Son olarak gazetemizde yazarlık da yapan Nurbaki, İslamî İlimler alanında yaptığı araştırmalar ile tanınıyor. Başlıca eserleri ise : İnsan Bilinmezi, Kur’an Ayetleri ve Bilimsel Gerçekler , Amme Cüzü Yorumu, Gönül Penceresinden Fahr-i Kainat Efendimiz, Fatiha’nın Kırk Yorumu, İslâm Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem.
Haluk Nurbaki’nin kutlu yürüyüşü
Tam 17 yıl olmuş!
Aramızdan bir ilim ve yürek adamının sessizce ayrılıp gidişinin!..
Beyaz elbiseli bir gönül doktoruydu Haluk Nurbaki! Göze bakar gönle seslenirdi…
Buydu işi…
Görevi ‘Evrenin gözbebeği’ olan insana hizmet etmek… Bu yolla Fahr-i Kâinata yeni bir inanmışı götürmek…
Aşk ile… Tüm inanmışlığı ile…
Sadıklar yolunda, hidayet edilenler yolunda yürümek…
Nasıl bir yürüyüş bu? Kutlu bir yürüyüş elbette!.. Kutlular yolunda, azizler yolunda bir yürüyüş!
Nasıl bir yürüyüş bu? Sadıkların peşi sıra hiç yan çizmeden yapılan bir yürüyüş!
Nasıl bir yürüyüş bu? Kendinden önce bir inanmışı, bir insanı önceleyen, ‘Önce o’ diyen bir yürüyüş!
Nasıl bir yürüyüş bu? Vermeyi, paylaşmayı ‘Bir gönül sanatı’ sayan anlayışla gerçekleşen bir yürüyüş! İnfak ahlakını önceleyen, sadece ben kazanayım, ben yaşayayım, başkalarından bana ne diyen bencilce bir egoizmden uzak hayatı ortaklaştırmayı ve Hakkın nimetlerini üleşmeyi birinci öncelikli görev sayan bir anlayış…
İnfaksızlığı insansızlık sayan bir yürüyüş bu!
İnfaksızlığı insafsızlık sayan bir anlayış!
İnfakın olmadığı toplumlarda bırakın fiziki yaralanmışlıkları, hercümerç oluşları, alabora oluşları, keşmekeşliklerin girdabında azap içinde en büyük mânâ yaraları alınır.
Alınır da azaplardan azap beğenilir.
Bu manevi yaralar başka yaralara benzemez. Açtığı yara fizik ötesidir. Ruh örseleyicidir. Maneviyat yoksunluğudur!
Ebedi hüsrana sürükleyicidir. O nedenle Haluk Nurbaki Hoca sürekli infak vurgusu yapar.
Hz. Mevlana’nın Hz. Şems’in kendisine ne öğrettiği yolundaki bir soruya verdiği cevabı ‘Veliler Deryasından Katreler’ isimli eserinde şöyle özetler:
“Ben Şems’e rastlamadan önce üşüdüğüm zaman ısınıyordum ama Şems’ten sonra artık ısınamıyorum. Çünkü, Şems bana bir şey öğretti “Yeryüzünde bir tek mü’min üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin! Ben de biliyorum ki, yeryüzünde üşüyen mü’minler var, artık ben ısınamıyorum.
Eskiden açken bir çorba içince doyardım. Ama, şimdi hiçbir şey bana bir besin hazzı vermiyor. Çünkü, biliyorum ki açlar var. İşte Şems bana bunu öğretti.
Bu öğrettiği şeylerse, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in ahlâkının tâ kendisidir…”
Bugün yaşanan toplumsal olaylara, sosyal yaralara, dünyayı diğerine dar etme çabalarına baktığımızda Haluk Nurbaki öğretisinin kıymeti biraz daha ortaya çıkacaktır.
O, işte bu münevver yürüyüşün ışıltılı bir temsilcisiydi.
…
Haluk Nurbaki’nin yürüyüşünde ilmi öncelemek vardır. İslam âleminin ilim farzını terk etmesi sebebiyle zorluklar yaşadığını anlatırdı. İslam ile ilmin ayrılmazlığına işaret ederdi sürekli. Kitaplarını da ‘İslam ve İlim Serisi’ adı altında yayınlamıştı. İstanbul’da birlikte olduğumuz yıllarda dergilerde makale olarak yayınladığı yazıları kitaplaştırma fikrini götürmüştüm. Bu yazılardan oluşan kitabın adını ‘İmanla Gelen İlim’ koymuştu. İman lütfedilmemişse ilim çoğu defa insanı aklın oyuncağı haline getirebilmekteydi. İmana, yakinlik noktasına götürmeyen ilim gerçekte ilim midir yoksa insan beyninin bir avutucusu mu?
Haluk Nurbaki’nin ışıltılı yolculuğundan cesaret önemli bir yere sahipti. Dönemin Vakit Gazetesi’nde Perşembe günleri yayınladığı daha sonra Damla Yayınları tarafından ‘Kutsal Mücadelem’ adıyla yayınlanan kitabın yazılarına bakılırsa ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır. Yine ‘Gerçek Âlim Gerçek Âşık: Haluk Nurbaki’ kitabında yakınlarından topladığım hatıralar bunun birinci elden şahitleridir.
Haluk Nurbaki cesaret ve merhameti aynı anda zikrederdi. Cesaretsizlikten kaynaklanan yumuşaklığı merhamet olarak kabul etmediği gibi, yerinde ve hak eden kişiye gösterilmeyen cesareti de cesaret saymazdı. İkisi de olmalı ve mümin bunları yerinde kullanmalıydı.
…
Fahr-i Kainat Efendimize tutukluydu Haluk Nurbaki! Yürüyüşünün esası buna dayalıydı.
En çok O’na tutkuluydu.
Hasreti büyüktü. İçinde Allah sevgilisine olan bir yangın taşıyordu.
Ne zaman iki cümle etse dostlarına bu yangının ateşi hissedilirdi, ortalığı harlardı. Bu aşkın alevi herkesi yalar geçerdi.
Gönlündeki bu yangının alevleri diline dökülürken titremeler oluşur, hıçkırıklar geliyorum derdi…
Gözler ise göz olduğunu hatırlar o kutlu sevdanın işaretlerini verirdi damla damla!
Haluk Nurbaki’nin kutlu yolculuğunda Hanedan-ı Ehl-i Beyt önemli bir yere sahipti. Adı güzel kendi güzel Muhammedimizin gönül şehrine Hz.Ali ve Ehl-i Beyt kapısından insan buyur edilir ancak!
Haluk Nurbaki yolculuğundan gönüllere safa Muhammed Mustafa ile sunulurdu. Saflaşmanın, billurlaşmanın, mânâ kristilali olmanın başka yolu yoktu.
Haluk Nurbaki hoca ilmin, infakın, namazın, cesaretin, Allah güzelliğini onaylamanın yollarını araladı, açtığı bu kapıdan bir nesli imana kurulan tuzaklarından kurtararak geçirdi.
Bu kutlu yolculukta bizleri de yanına alıp âlemlerin övüncüne tam bir tevhid ehli olarak götürmek için makaleler yazdı, konferanslar verdi, radyo TV sohbetleri yaptı, kitaplar yayınladı.
Haluk Nurbaki Hocamız hayatın bu yakasındaki kutlu yolculuğunu 17 sene önce 2 Haziran 1997’de tamamlayarak; “Yaratılanların en yücesi, en şereflisi, insanlığı ölüm uykusundan uyandıran ilahi sevda, kainatın gözbebeği, Fahr-i Ebedisi, canımız, sırrımız, nurumuz Yüce Efendimiz” şeklinde ifade ettiği Efendisine gitti.
Yolculuğun kutlu olsun!
Efendine kavuştuğun 17. sene-i devriyesinde biz sevenlerin seni minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz hocam.
Seni çok özledik!