Sadreddin Yüksel

Büyük İslam âlimi Molla Sadreddin Yüksel kimdir?

Sadreddin Yüksel 11 Ocak 1920 tarihinde dünyaya geldi. 

Henüz 11 yaşındayken klasik medresede eğitimi almaya başladı.

Siirt'in Baykan ilçesine müftü olarak atandıktan sonra memuriyet hayatına başladı.

Bu dönemde İşârâtu'l-Î'câz tefsirini yayına hazırladı.

Bir süre sonra müftülük görevinden istifa edip Bitlis'in Norşin ilçesine yerleşti ve ders vermeye başladı. Norşin'deki vazifesine devam ederken 1958 senesinde, ileride İslamcılar için önemli bir lider haline gelecek evladı Metin Yüksel dünyaya geldi.

1964 senesinde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kur'an-ı Kerîm meâl ve tefsiri hazırlamakla görevlendirildi. Bu vazifesine bir süre devam ettiyse de, muhtelif sebeplerden dolayı proje yarım kaldı.

1966 yılı sonunda ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı. İsmail Ağa Kur'an Kursu'nda Arapça İslâmî ilimler dersleri verdi.

1968-75 yılları arasında Diyanet tarafından atandığı İstanbul Merkez Vaizliği görevini devam ettirdi.

İyi seviyede Arapça, Farsça ve Kürtçe bilen Sadreddin Yüksel, meşhur şehidimiz Metin Yüksel ve İslam'ı tahrif eden sözleriyle meşhur olan -ki babası tarafından mürted ilan edildiğini söyleyenler vardır- Edip Yüksel'in babasıdır. Günümüzde, televizyon programlarında gündemi yorumlaması için konuk edilen Müfid Yüksel de Sadreddin Yüksel'in evladıdır.

Dördü erkek, üçü kız olmak üzere yedi çocuk babası olan Sadreddin Yüksel, 25 Aralık 2004 tarihinde irtihal etti ve Rabbine yürüdü.

Nureddin Yıldız ve Sadreddin Yüksel

Gazetemiz yazarlarından Nureddin Yıldız hoca efendi, bir sohbetinde büyük âlim Molla Sadreddin Yüksel hakkında şu sözleri söyledi:

"Sadreddin Yüksel hoca efendi, olsa olsa Osmanlı Şeyhülislamlarının hocaları ile kıyaslanır. İlim erbabı bir adam. Bir kütüphane. Binlerce cilt bir kütüphane düşün, Sadreddin hocanın kafası öyle bir kafa. Kitap dolu. Kafasında kitaplar yüzüyor. Sayfa numaraları ile biliyor kitaplardaki konuları.

Ahmed Davudoğlu hoca efendi ile Sadreddin Yüksel hoca efendi arasında bir gel-gitler olmuştu belli meseleler üzerinden, o ilmi tartışmaların yapıldığı bir ortama tevafuken kader beni de soktu. İki âlim nasıl böyle münakaşa ediyorlar, onu gördüm.

Bir tartışma oldu oldu; Ahmed Davudoğlu hoca efendi şöyle söylüyor, böyle söylüyor deyince, dedi ki "E ben Şafiiyim, o Hanefi, İbn-i Hacerin Taş Baskısı 4. cildinde şu şu sayfada o böyle söylüyor" Sanki önünde kitap var gibi sayfa numarası veriyor, bir de hangi baskısı olduğunu söyleyerek...  Böyle bir âlim."