• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

20 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Karikatürü istifadelerinize sunuyoruz... (20 Ekim 2026)

1 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Kendi Ekseninden Kopan Şuur: Arada Kalmışlığın Arabeski İnsan, bastığı toprağın kokusu, gökyüzünün rengi ve geçmişin kültürel mirasıyla bir eksen oluşturur. Toplumlar da öyledir; asırlar boyu ilmek ilmek dokudukları değerler bütünü, onların hayatiyetini sağlayan en temel can damarıdır. Ancak modernleşme sancıları, coğrafi kader ile kültürel hevesler arasında sıkışıp kalan toplumumuz için bu ekseni bir denge merkezi olmaktan çıkarmıştır. Batılı olmak arzusu ile kendimiz kalmak mecburiyeti arasında yaşanan o kronik çatışma, bizi ne yazık ki modern dünyanın onurlu bir parçası yapmadığı gibi, köklerimizle olan bağımızı da lime lime etmiştir. Kendi doğasını reddeden ama başkasının elbisesini de üzerine uyduramayan bir bünye gibi, gitgide kendi eksenimizden savruluyoruz. Eksenden kopmak, sadece bir yön duygusunu kaybetmek değildir; aynı zamanda bizi besleyen, diri tutan ahlaki, felsefi ve insani hayat kaynaklarımızdan da kuruyarak kopmaktır. Bugün geldiğimiz noktada ne tam anlamıyla rasyonel, kurumları oturmuş ve bireysel özgürlükleri hazmetmiş bir Batılıyız; ne de mistik derinliği, kadim irfanı ve toplumsal dayanışmasıyla parıldayan bir Doğulu. İki büyük nehrin ortasında, akıntıya kapılmış bir sandal gibi ne o kıyıya yanaşabiliyoruz ne bu kıyıya. Bu amorf yapı, hayatın her alanına sızan ve adına "arabeskleşme" dediğimiz o melez, niteliksiz ve isyankâr kültürü doğurdu. Müzikten mimariye, siyaset dilinden günlük insan ilişkilerine kadar her zerremizi istila eden bu arabeskleşme, estetik kaygıyı yok etmekle kalmıyor; kolektif şuurumuzu da kelimenin tam anlamıyla alabora ediyor. Şuur alabora olduğunda ise geriye sadece derin bir feryat, hiçbir yere ait olamamanın getirdiği o hırçın öfke ve her şeyi kabullenen bir kadercilik kalıyor. Oysa insanı insan yapan, toplumu ayakta tutan şey o şuurun berraklığıdır. Şimdi bizler, fırtınalı bir denizde batmış bir geminin su yüzeyine vuran enkazı gibi, o alabora olmuş şuur kırıntıları arasından kendimize bir kimlik devşirmeye çalışıyoruz. Yıkıntıların arasında parlak bir geçmiş, tutarlı bir gelecek arayan gözlerimiz, parçalanmışlığın getirdiği bir kafa karışıklığıyla malul. Kimliğimizi ararken bile, bizi biz yapan asıl unsurların ne olduğunu unutmuş durumdayız. Kendi kendimizin yabancısı olduğumuz bu fetret devrinden çıkmanın yegane yolu, ne tamamen arkamızı döndüğümüz Doğu'nun nostaljisine sığınmak ne de yüzümüzü çevirdiğimiz Batı'nın taklitçisi olmaktır. Kurtuluş, o alabora olan şuur kırıntılarını hamasetten uzak, berrak bir zihinle yeniden bir araya getirmek ve kendi eksenimizi, kendi topraklarımızda yeniden inşa etmektir. Bunu başaramadığımız sürece, rüzgarın önünde savrulan ve nereye ait olduğunu bilmeyen bir yaprak gibi, kendi kimliğimizin gurbetinde yaşamaya mahkum kalacağız. Nitekim unutmamak gerekir ki; başkalarının pusulasıyla yola çıkanlar, kendi kutbunu kaybeder; ne varabildikleri yer onlarındır artık, ne de arkalarında bıraktıkları yurt.
  • 3 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23