• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Memur olarak atandı, gördükleri karşısında isyan etti: Bu ülke nasıl ayakta duruyor

Memur olarak atandı, gördükleri karşısında isyan etti: Bu ülke nasıl ayakta duruyor

4 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

İyi niyet sonucu.

Sersenişte bulunan kişi sadece belediyede çalışanları aktarmış. Aynı durum bir çok devlet kurumlarında var. Bir tarihte Trakya bölgesinde bir vergi dairesine gittim öğle ara sonradı iş başı saati gelmiş ve geçmiş olmasına rağmen sıranın başında olmama rağmen onlarca memur masalarında öyle bir meşgullerki bir türlü kalkıp ilgilenen olmadı. Sonrasında ses yükseltmemiz sonucunda bir bayan masasından kalkarken örgü yumağını masanın kenarına koyarak ilgili olmak icraatını başlattı. Dürüst olma ahlaki yok ise al sana fırsat. Devlet deniz yemeyen keriz.
  • 1 Saat Önce

Ahmet

Allah bunun hesabını soracak hala memur işçi maaşı yetmiyor diye salya sümük ağlayanlara. Allah bildiği gibi yapsın ne diyelim.
  • 2 Saat Önce

Yılmaz hamza

Dogru cok israf var ama bu partiler oldugu surece bitmez herkes kendi adamını yerleştiriyor ve tabıkı bu gerçek ortaya cıkıyor bunu ancak durusu adil insanlar gelirse bu sorunlar cozulur senelerdir kurumlara insanları yerlestıre yerleştireceğiz bu durumdayız ve insanlar hayatlarından memnunlar ne karisan var nede gorusen tek care bunlardan kurtulmakyoksa varsa bu ulke dünyanın enbuyuk ilkesi olur ama maalesef yok
  • 2 Saat Önce

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

NASIL YAZABİLİYORUM! Yazmak, basit bir anlatım aracından öte, yazarın ruhunu ve cesaretini ortaya koyduğu derin bir varoluş biçimidir. Yazmak, sadece harflerin yan yana gelerek cümleleri oluşturduğu teknik bir süreç değildir. Gerçek bir yazı, kağıdın üzerine dökülen mürekkepten çok daha fazlasını taşır; o, bir ruhun başka bir dünyaya attığı ilk adımdır. Yazmak için her şeyden önce derinden hissetmek gerekir. Bir yazar, anlatacağı acıyı, neşeyi ya da öfkeyi kendi damarlarında dolaşan kan gibi hissetmediği sürece, yazdıkları sadece soğuk birer metin olarak kalmaya mahkumdur. Gerçek bir eleştiri veya anlatı, ancak o eleştirilen dünyanın içine hayali bir yolculuk yapmakla mümkündür. Yazar, sadece dışarıdan bakan bir gözlemci olarak kalamaz; o dünyanın sokaklarında yürüyen, rüzgarını teninde hisseden ve tüm olumsuzluklarını bizzat göğüsleyen birine dönüşmelidir. Bir adaletsizliği kaleme almak, o adaletsizliğin yarattığı boşluğu ruhunda taşımayı; karanlığı anlatmak ise o karanlıkta yolunu kaybetmeyi göze almayı gerektirir. Yazmak, o dünyayı tamamen içeriden, tüm çıplaklığıyla deneyimlemektir. Bu eylem, doğası gereği büyük bir cesaret ve tutku barındırır. Kişi, zihninde inşa ettiği o zorlu dünyaya girdiğinde, oradaki tüm çelişkileri ve sancıları da kuşanır. Bu süreç, sadece düşüncelerin değil, aynı zamanda duyguların ve bilincin bir araya gelerek yeniden inşa edilmesidir. Olgunluk gerektiren bu yolda yazar, her şeyiyle kendisi olabilmeli ve korkusuzca o dünyanın derinliklerine inebilmelidir. Sonuç olarak yazmak, sadece bir anlatım aracı değil; bir varoluş biçimidir. Hissetmekten korkmayan, eleştirdiği dünyanın tozuna ve çamuruna bulanmayı göze alan bir kalem, ancak o zaman zamansız ve etkileyici eserler bırakabilir. Çünkü sadece yürekten süzülen ve bizzat yaşanmışçasına hissedilen kelimeler, bir başkasının ruhuna dokunacak güce sahip olabilir.
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23