Samimiyetsiz dost ve müttefik kervanı
Müttefik diye bildiğimiz, fakat bizi hiçbir zaman müttefik olarak görmeyen NATO’nun denizlerde bekçiliğini yapan, dünyanın dört bir yanında karakollarını koruyan, Ortadoğu coğrafyasındaysa batılıların güvenliğini sağlayan bir ülkeyim ben.
Delikanlı siyaseti ahlakıyla bir savaş modeli ve mazlumları korumaktan başka bir derdi olmayan bir ülkeyim ben. Efsanelerle dolu bir geçmişim vardır benim. Yedi cihan tarihine ismimi yazdırmışımdır. İşte, böyle bir ülkeyim ben. Dünyanın her tarafında gücümün yettiğince insanlığa hizmet etmekten başka bir görevim olmadı.
Coğrafyamda ve çevremde, BM’nin beşli daimi çetesi ve onun şakşakçıları olan diğer batılılar, adeta Ortadoğu’da bizimle oyun oynamaktadırlar.
Bu barbarlar, ilkeli dış politikadan ne anlar? Ahlak ve edepten yoksun olan bu devletler, kan ve gözyaşından beslenmektedirler.
Bazen canım öylesine yanıyor ki, sırtımı döndüğümde kaç yerimden hançerlendiğimin bile farkında olamıyorum.
Yıllardır dost ve müttefik bildiğimiz ülkelerin, ülkemizde bize yaşattıkları darbelerin, muhtıraların, gözyaşının ve tükenmek bilmeyen terör olaylarının acısı ve ızdırabıyla devam ediyoruz. Bu öyle bir keder ki; her gün yüreğimizi bin parçaya bölüyor.
Kimi Kürt, kimi Alevi, kimi Laz, kimi Çerkez, kimi Arap; sınıf sınıf ayrıştırılmış. Öyle bir ayrışma ki; sağcı demişler, solcu demişler, laiksiniz demişler, yobazsınız demişler; bütün fitne fesatla üzerimize oynamış bu sözde müttefikler. İçimde bin bir çeşit terör oluşturmuşlar.
Marksist, komünist, paralelci, dinsiz, İslamcı; tüketmedikleri sözcük kalmadı. Sahi bu nasıl bir müttefiklik anlayışıdır ki, ben hâlâ delikanlı, diplomatik ilişkilerden bahsediyorum.
Suskunluğumu bozacak kadar hırslanacak bir ülke olmaya başlıyorum. (Tıpkı istendiği gibi) Bu nasıl bir uykudur ki, İslam coğrafyasında uyanmayan Müslümanlar; Şia mısınız? Sünni misiniz? Nesiniz?
Nasıl bir şeydir? Bir türlü kendimize gelemiyoruz. Bu batılı vampirlere yem olmaktan ne zaman kurtulacağız.
Gelelim sahibi olduğunuz PKK’nın alicengiz dümenlerine. Otuz iki yıldır PKK denen bir illetle mücadele ediyoruz. Sözde müttefiklerimiz hani nerdesiniz? Rusya’nın temel felsefesiyle kurulan bu örgüt, zamanla batılılara ihale edilen ve batılıların Ortadoğu’daki çıkarlarına hizmet eden eli kanlı bir terör örgütüdür. Sınırlarımda oynanan oyunlarla iflah olunmayacağını herkes bilmelidir.
Şimdiden ilan edelim: Üzerinde can veren bedenlerin kanı ilahi kudretten gelen bu aziz vatan coğrafyası; ihanetlere hiçbir zaman boyun eğmeyecektir.
DHKP-C’li, PKK’lı, YPG’li ve PYD’li bunca örgüt, mazlumların kanında boğulacağını unutmamalıdır. Reyhanlıyı yaptıran soysuzlardan Suruç’taki katliama; Ankara’daki gar meydanı katliamından askeri personele yapılan terör eylemine kadar hepsinin üst aklının aynı olduğuna şüphe duymamaktayız.
11 Eylül olaylarıyla başlayan ve dünyayı ateş çemberine saran ikiyüzlü müttefiklerimiz, bu süreçte aslında bize büyük bir ders vermektedir. Her şeye rağmen ben hâlâ uluslararası diplomatik dilde, nezaketten yana bir devletim.
Nezaket mi kaldı? İnsanlık mı kaldı? Sabır mı kaldı? Benim de bir 17 Şubatım var deyip, birilerinin başına ateş yağdırmam gerekmez miydi? Suni gözyaşlarını ve isteksiz kınamalarını yayınlayan müttefiklerimiz, üzüntülerini ifade ederken, bile bu millette büyük saygısızlık olarak kabul edilmesi gerekmez mi? Terör örgütlerine eğitim veriyorsunuz, teknolojik silah ve lojistik sağlıyorsunuz, istihbarat ve bilgi paylaşımı yapıyorsunuz; sonra da hayâsızca dost ve müttefikiz diyorsunuz.
Burada benim devletim hâlâ misliyle mukabeleden bahseder. Misli mi kaldı bu işin? Volkan gibi önüne alıp eritmen gerekmez mi? Siyonizm ve emperyalizmin barbarlığına karşı delikanlı konuşmalar da para etmiyor. Fayda sağlamıyor.
Bu halk, dış politikada dik duran bir hükümete şüphesiz ki sonuna kadar desteğini verir. Ama misliyle mukabeleden çok, Emniyet istihbaratını, MİT’i, TSK’yı veya birçok yapılanmasının devlet gereği olduğunu, somut sonuçlarla devletin yapması gerektiği düşüncesinden de artık kaçınılmaması gerekir.
Bu milletin ordusuyla, hükümetiyle, Reis-i Cumhuruyla bir bütün olarak hareket edeceğinden şüphemiz yoktur. Bu kanayan yüreğimizin de bir tesellisi zorunludur.
Şunu da unutmamak gerekir; içimizdeki kimi siyasiler İran hayranlığı, PYD hayranlığı, giyotinci Fransız hayranlığı duyuyor. Burada devletin kurumsal bir yapıda hukuk çerçevesinde buna da bir dur deme zamanı gelmedi mi? Vatan hainliğinin cezası olmaz mı? Cumhurbaşkanımızın sıkça kullandığı bir cümleyi aktarayım size: “Milleti yaşat ki; devlet yaşasın.” Hani nerde devlet? Millet katledilirken soysuzların yaşam hakkı olur mu?
Ülkemin güzel insanlarına selâm olsun. Dua ile kalın.







