Kürt faşizmi: Sömürgeci devletlerin kalem tuttuğu bir manzumeler bütünü
“CELLADINA ÂŞIK” TUTUMUN AĞIR BİLANÇOSU...
7 Haziran seçimleri öncesinde tutturulan bir HDP türküsü vardı. Ülkece Stockholm Sendromuna mı tutulmuşlardı, toplu bir epilepsi atağı mıydı, halüsinasyonlar mı alıp götürmüştü akıllarını bilmiyorum fakat insanların “celladına aşık olma” tutkusunun açık bir örneği, sonuçları itibariyle de acı bir bilançosu idi. Kendilerinin bizatihi ifade ettiği şekilde yapılanmanın bir Abdullah Öcalan projesi olduğu, bu işin heykel dikmeye kadar gideceği, eline saz alıp sempatik pozlar veren Demirtaş’ın pek de üstü kapalı olmayan bir üslupla terör örgütü sempatisi yaratma çabasına rağmen sol cenahın kendilerine oy kaydırması, sahi ne saçma bir romantizm idi?
OSMANLI'DAN BUGÜNE, AYNI TEZGÂH...
72 milletten oluşan Osmanlı İmparatorluğu, 250 yıllık bir süreç içerisinde bütün azınlıklarının silahlı mücadeleye girmesiyle yıkıldı. Tarihimizi, stratejik hatalarımızı iyi okuyan, yorumlayan ve uygulama alanı bulduğu anda bunu esirgemeyen odakların; jeopolitik ve jeostratejik açıdan her geçen gün daha da avantajlı ve güçlü bir hale geldiğimiz yeni dünya düzeninde bu denli hamleleri tekrar uygulamaya koyması, mutlaka bizler için sürpriz değildi. 73. millet olarak nitelendirilen Kürt milletinin büyük bir çoğunluğu, genel tabloda bugün maalesef kendilerine yakıştırdıkları “azınlık” rolünü pekala üstlenip, destek oldukları terör örgütü aracılığıyla bu topraklardaki kaostan beslenen leş kargalarına istedikleri zemini hazırlamak adına üstün bir çaba sarf etmiş, ve sarf etmeye de devam etmektedir.
ONURLU BİR TARİH, ONURSUZCA HİÇE SAYILAMAZ...
Geçmiş tarihte Kürt halkına yönelik yapılan zulüm ve baskının yansıması adı altında yapılan kanlı eylemler, ülke içi karışıklık, sürekli tehditkar bir tutum ve sonu gelmeyen bağımsızlık ve özerklik sevdasına kapılmış kesim; zor zamanlarında yanlarında yine Türklerin olduğunu nasıl görmezden gelebiliyor? Omuz omuza birimiz birimizi ayırmadan verdiğimiz onca mücadelede; Kürt’ü, Laz’ı, Arap’ı, Çerkez’i ve daha nicesi hepimiz birbirimize öylesine kenetliyken; iki Britanya “tavsiyesine” nasıl sahip olunan onurlu tarihi bile bir kalemde silinip atılabiliyor? Bunun adı bağımsızlık mücadelesi olamaz. Zaten bir bütün olduğumuz bu topraklar içerisinde, günümüzde ülkenin batısından doğusuna herkesin eğitimden sağlığa her hizmete rahatça erişebildiği bir noktaya gelinmiş bir günde; bu kaos çabasının adı, hiçbir iyi niyetli kelime ve amaçla tanımlanamaz.
SAÇMA ROMANTİZM ATAKLARINA, AKILCI VE NET BİR TAVIR ZAMANI...
Demirtaş’ın sürekli olarak medya önünde; DAİŞ, IŞİD, PYD gibi terör örgütleriyle hep bir yandan mücadele halinde olan bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na, bu mücadeleden alenen şikayetçi bir tutumla sürekli iğneleyici ve memnuniyetsiz söylemlerinin altında kimlerin imzası olduğunu az çok hepimiz artık gün gibi bilmekteyiz. Neye, kime, ne şekilde tepki vermemiz gerektiğini hepimiz artık bilmekteyiz. Seçime az bir süre kala, devlet ve millet bekasını her şeyin üzerinde tutan; toprak ve millet bütünlüğünü, kardeşçe yaşamayı, bir olmayı, birlik olmayı gönülden isteyen; net olan, taviz vermeyen, acaba demeyen, bir parça huzur için on binlerce şehit vermiş bu ülkeye sevdalı vatanseverlerin sağduyulu tutumlarına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. İstikrarın devamına, dış mihrak tahriki saçma romantizm ataklarına fırsat vermemeye, kenetlenmeye, bu ülkeyi gerçekten çok sevmeye ihtiyacımız var.
OYUNA GELME TÜRKİYE...
Kürt’ü, Türk’ü ve bu ülke vatandaşı olan, aynı ekmeği ve suyu paylaştığımız tüm kardeşlerimden tek temennim; pusu başında hain emellere değil, sandık başında kutsal emellere, barışa ve kardeşliğe Ak ve aydınlık bir Türkiye’ye kanat çırpalım. Oyuna gelmeyelim, oyunlarını başlarına yıkalım.
Selâm ve dua ile...







