“İyinin alternatifi olmaz; daha iyisi olmadığı sürece’’
Özal hükümetinden sonra başlayan koalisyon sürecinin bu ülkeye bir yararı olmadığı gibi koalisyonun istikrar yapısı bir türlü sağlanamamıştır.
Neredeyse altı ayda bir hükümet değiştirilmiştir. Bu süreçte faili meçhul cinayetler işlenmiş, mafyalaşma meydana gelmiş ve devlet terörü had safhaya ulaşmıştır.
Türkiye toplumu olarak büyük bir çıkmazdaydık. 1996 yılına geldiğimizde Refah Partisi’nin halk tabanında bir karşılığı vardı ve kritik bir seçim sonucunda birinci parti olarak çıkmıştı. Bundan rahatsız olanlar Refah Partisi’nin önünü kapatmak için her türlü cambazlığı sergilemişlerdi. Lakin zor da olsa Refah Yolu hükümeti kurulmuştur. 1997 yılında meşhur Sülo denilen şahıs entrikalara dahil olarak Refah Partisi’ni istifaya zorlayarak tekrar şaklaban koalisyon dönemini başlatmışlardır. Ne tesadüftür ki; mağdurları oynayan Ecevit’in, Demirel’in mazlum rollerinde riyakarlıkları sonradan ortaya çıkmıştır. Yedi kere gittim, sekiz kere geldim diyen Demirel’in aslında halk için değil, kendi menfaatleri için çabaladığı ortadaydı. Onu destekleyenler, gidip gelmesine karar verenler Türk toplumunun düşmanlarıydı. Sözüm odur ki; ‘’İyinin alternatifi olmaz; daha iyisi olmadığı sürece.’’ Koalisyonların beceriksizliklerinden kaynaklanan işsizlik, terör, iç kargaşa, dış borçlanma ve iç borçlanmada dar boğazlık, kamu çalışanın maaşının ödenmemesi…
Türkiye siyaset tarihinin tıkandığı bir sürece dahil olmuş ve dar bir çıkmaza girmişti. Baskıcı bir rejim tarzı olarak görülen koalisyon süreci milleti canından bezdirmişti. Dini değerleri aşağılayan, köylüyü, çiftçiyi insan yerine koymayan, kendi saltanatları peşinde koşan koalisyon ortakları… Kumarcı kabineden başbakan olmak için entrika peşinde koşanlar, bakanlık pazarlıkları noktasında birbirlerini tehdit edenler ayyuka çıkmıştı.
Gelelim aydınlığa kavuşan o yıllara. 2002 yılına geldiğimizde Türk siyasi tarihinin bir dönüm noktası olduğu gözlenmektedir. Recep Tayyip Erdoğan ve yol arkadaşlarının kurduğu siyasi partinin bu toplumun umudu olduğu ve ilk seçimde tek başına iktidar olmayı başardığını gördük. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en uzun süreli iktidar partisi olarak iktidarda kalması ve ürettiği iç, dış politikayla birlikte önemli bir süreçtir. Bunun yanı sıra Türkiye halkının özgürlükçü yapısını ortaya çıkararak çok ciddi reformları yaptığını, bu ülkede 30 yıldır akan kanın durdurulması için çok ciddi çaba sarf ettiğini, aynı zamanda Türkiye halklarının etnik ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin insanca yaşam ve demokratikleşme sürecini başlattığını bilmekteyiz. Bunun yanı sıra Türkiye’de sanayileşme, modern kültür yaşam alanı, uluslararası diplomasiyi önemli ölçüde başarmış bir iktidardır.
Ne yazık ki uzun süredir sürdürülen istikrar birilerini rahatsız etmiş olacak ki aynı dış güçler tekrar düğmeye bastılar. 7 Haziran seçimlerinde muhtemelen almak istedikleri seçim sonuçlarını elde etmişlerdir. Değerli okuyucularımız; burada bu yazıyı kaleme alırken kısaca Türk siyaset tarihinde neler olmuş neler bitmiş bir gözden geçirelim;
Siyonist ve emperyalist güçlerin sömürgeci zihniyeti Türkiye ile ilgili planlarına adım adım devam etmektedir. Türkiye’nin son zamanlarda istikrarlı büyümesi sayesinde uluslararası camiada güvenilir ülke olması, Orta Doğu’da istikrarlı yapının merkezi olması, kimi insanları rahatsız etmiş ki Türkiye’nin iç ve dış siyasetine karışmaya başladılar. Bunun somut örneği şudur: Bu seçimlerde neredeyse bütün emperyalist güçler Türkiye’yi gündemine aldı ve istediklerini elde ettiler.
1960’larda rahmetli Adanan Menderes’e uygulanan senaryonun aynısını farklı yol ve yöntemlerle Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da uygulamaktadırlar. Bu millet Cumhurbaşkanını yedirmez.
Sonuç odur ki; Türkiye’yi tekrar bir koalisyon sürecine sürüklediklerini görmekteyiz. Biz toplum olarak koalisyonları başarılı görmediğimiz gibi siyasilerimiz de konuyu idrak ederek akıllarını başlarına almalılardır. Önemli olan Türkiye toplumu olarak düşmanlarımıza fırsat vermemek. Temennimiz Ak Parti’nin, CHP’nin, MHP’nin ve HDP’nin bu milletin geleceğini düşünerek stratejide hata yapmamalarıdır. Yani demem o ki; ‘’İyinin alternatifi olmaz; daha iyisi olmadığı sürece.’’
Selam ve Saygılarımla…







