--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Altın nesil, Öncü nesil derken Türkiye’de nesil kalmadı

Sabri Şahsuvar
Sabri Şahsuvar
14

Toplumlar incelenirken üzerinde durulması gereken konulardan belki de en önemlisi, din ve dinin toplumsal hayattaki yansımalarıdır. Gerek Batı dünyasında gerekse İslam dünyasında geleneksel yapı ile modern dönemde ortaya çıkan durum, ciddi bir kopuş ve değişimi barındırmaktadır. 

Geleneksel olarak kendini dini kimliği ile tanımlayan bireyler, modern dönemle birlikte farklı kimliklerle ve aidiyet duygusuyla ortaya çıkmaktadır. Modernleşmenin söz konusu etkisi, dinin görünürlüğünü ve yansımalarını da ciddi ölçüde etkilemiştir. 

Türklerin gerek Müslüman oluşlarında, gerekse sonraki dönemlerde çok büyük bir yere sahip olan tarikat ve cemaatler, Osmanlı Devleti’nin sonlarından başlayarak ciddi bir krizin içerisine girdi. Cumhuriyet Türkiye’si, tarikat ve cemaatleri yasaklayarak, laik ve toplumsal yapı inşa etmeye çalıştı. 

Bu süreçte baskı ve zulümlere karşı gizli olarak faaliyetini sürdürmek zorunda kalan tarikatlar, kontrolsüz bir şekilde toplumsal hayatta etkilerini sürdürmeye devam ettiler. Özellikle 28 Şubat süreci ve 15 Temmuz darbe kalkışması sonrasında, tarikat ve cemaatler ciddi bir şekilde eleştirilerin ve sorgulamanın odağında yer aldılar. 

Uzun yıllar boyu hem toplumsal hem siyasi olarak etkinliği değişmekte olan dini gruplar, modern Türkiye’de nihai hali neredeyse eskisine zıt olan bir kimlik değişimi yaşamıştır. Eskinin içe dönük ve mistik yapıları, yeni dönemde dışa açık ve aleni bir yapı halini almıştır. Buna karşılık Ak Parti hükümetinde sorunsuz büyüme ve her türlü demokratik alana sahip her türlü propaganda araçlarına sahip cemaatlerin büyüdüğünü görmekteyiz, ancak iyi niyetleri suiistimal eden onlarca cemaat olduğunu söylemekte sakınca görmemek gerek.

Örnek vermek gerekirse GÜLENİST cemaat, yaklaşık kırk yıl gibi bir süredir kamusal, bürokratik ve resmî alanlarda eğitim, ekonomi, siyaset, medya, sivil toplum, dershaneler, dernekler ve vakıflar ile kritik devlet kurumları üzerinden sağladığı çok yönlü nüfuz ile toplumsal alanda etkili bir güç olmayı hedeflemiştir. 

Örgüt her ne kadar mensupları nezdinde ve kamuoyundaki tanımında “cemaat” olarak bilinse de, bu yazımızda hareketin sosyolojik anlamda artık bir cemaatten ziyade “örgütlü dinsel yapı” ya da “paralel yapı” gibi kavramlaştırmaları tercih edilecektir. “Örgütlü dinsel yapı” kavramıyla ise hareketin gerçekte dinden mülhem ya da ona dayalı değil, aksine onu kullanan ve araçsallaştıran bir grup olduğu görülmektedir.  

Paralel yapının süreç içerisinde taktik ve stratejilerine göre kamusal, kurumsal ve bürokratik alanda sağladığı hegemonik güç, grubun bilinen zihnî ve ideolojik yaklaşımlarında, örgütsel tavır ve eylemlerinde de dönüşüme yol açmıştır. Kontrolsüz bir zeminde büyüme ve ülke adına tehdit unsuru olarak görüldüğü, darbe yapacak kadar haddini aşmıştır. 

Buna benzer gündemde olan ve son zamanlarda medya üzerinden yer edinmeye başlayan Alparslan Kuytul ve cemaati, ilginç çıkışlarda bulunmaktadır. Furkan Vakfı olarak bilinen yapı neden radikal yapılanmaya ihtiyaç duymaktadır? Meselenin biraz tarihsel ve sosyolojik derinliğine bakmakta fayda var. Alparslan Kuytul, El Ezher’in Şeriat Bölümü’nde İslam Hukuku alanında 1993-1997 yılları arasında okumaktadır ve daha sonra Furkan Vakfı’nı kurmaktadır.

1990’lı yılarda İran akımının başladığı dönemde farklı İslami yapılardan etkilenmiş olacak ki bulunduğu bölge ve sosyolojisi açısından İslami yapılanma adına zeminin uygun olduğu görülmektedir. Aynı dönemlerde ABD’nin Mısır üzerinden CIA gizli servisi ve MOSSAD açısından İslam coğrafyasının uygun olduğu ve Suudi, selefi, Vahabi camiası yaşadığımız coğrafyada önemli ölçüde zemin bulduğu döneme denk gelmektedir, bu varsayım üzerinden birçok terör yapılanmasına baktığımızda FETÖ tarzı uyuyan hücre misali akım ve dini yapılar desteklenmektedir. Çok basit yol yöntemler kullanılarak insanlarımızın inançları gereği yol ayrımına geldiğini görmekteyiz, bu da Türkiye açısından ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’deki cemaat liderlerinin birçoğu birbirinden farklı kişiliklerde ve pratiklerde olsalar da ‘80’ler sonrasından ‘90’ların ortasına kadar böyle ortaya çıktı. Fethullah Gülen, Adnan Oktar, Hizbullah’ın kurucusu Hüseyin Velioğlu, Alparslan Kuytul gibi şahıslar devlet içi kuşatma ile öne çıkmaktadır. 

Kuytul ve camiası sistem düşmanlığı üzerinden beslenmiş, darbecileri ve FETÖ’yü savunmaya, bunun yanında olayı birçok milli meselede Türkiye düşmanlarını tercih etmeye kadar varmıştır. Öte yandan; FETÖ elebaşına benzer şekilde Hz. Peygamber’in adını istismar ederek onun kendi mitinglerine katıldığını iddia etme noktasına gelmiştir. 

Bu gibi yapıların ilim ve irfanla samimiyetle bağlantısı olmadığı gibi suiistimallere de zeminin bulması Müslümanlar açısından kaygı vericidir. Altın nesil, öncü nesil derken bütün nesilleri zehirlediler. Devletin kontrol mekanizması, Diyanet İşleri Başkanlığı bu oynanan tiyatrolara bir an evvel son vermelidir. 

Vesselam..

 

Yorumlar

(14)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Serdar

12 Mayıs 2021 00:12

İslama düşman bir yönetim anlayışının sonucunda anadolunun tertemiz dindar insanlarının Allah ve Kuran'a bağlılık duygularını istismar eden şeytanlaşmış bir takım tipler ortaya çıkıp maalesef Müslümanların parasına, malına hatta ciğerparesi çocuklarına tabiri caizse çöküp İslama ve Kuran'a hainlik yaptılar ve yapıyorlar. Süleymancıların ve Saadet partisi yönetiminin Müslümanlardan nemalanıp hangi şeytanlarla iş tuttuğu görülüyor. Nedir bu Müslümanların bu şeytanlardan çektiği. Allah yardımcımız olsun ve bu hainlerden hepimizi korusun.

Murat Koca

11 Mayıs 2021 16:39

Sabri Bey, dindar nesile ne oldu?

Abdulkerim

11 Mayıs 2021 15:54

Halk'da düşünmeden her hıyarım var diyene elinde tuzluk koşuyor,beynini kiraya veriyor.Sonra kafasına takke,altına şalvar,üstüne cüppe geçiren herkes kendi bağlı olduğu tarikattan başkalarına ya da herhangi bir tarikata bağlı olmayanlara Cehennem odunları olarak bakıyor.Sorun İslam'ı halka yeterince anlatacak samimi kurumların olmaması.

Mustafa ÖZER

11 Mayıs 2021 14:58

Türkiye kendi özü olan islami ayarlarına dönmedikçe,bize aşılanan bu lâik geldiği yere gönderilmedikçe biz daha çok büyük belâlara maruz kalacağız.

ahmet

11 Mayıs 2021 12:21

diyanetim uyu uyu eeee eeeee eeeeeee

Sütcü İMAM

11 Mayıs 2021 12:09

Öyle yada böyle sonucta hepsinin anlı secdeye değiyor bunları gündeme taşıyarak asıl tehlikeyi saklıyorsunuz.  

Necati

11 Mayıs 2021 11:37

işte bütün mesele, bütün sorunların tek kaynağı bu ;sizedeki kafa yapısı ve sizinle aynı kafaya sahip insanlar.

Yorumcu

11 Mayıs 2021 11:32

Onlar zaten tehlikeli ama sözde dindar kanallar bile hint dizleri ile dini huşuyu hiçe sayıyorlar. Zenginleyip semiren ve dava arkadaşlarını unutan başörtülü haliyle İstanbul sözleşmesi safsatasına destek verenn kimliğini kaybetmiş yeni güruh lar türedi. Sanki karısını döven cahilin o sözleşmeden haberi varmış gibi. Amman efennim eve tıkılın marketten şunu alabilirsin bunu alamassın gibi vatandaşını bunaltan lüzumsuzlar. Sayın Cumhurbaşkanım size kim ne haber taşıyor bilmiyorum ama kontrol kaybolmaya başlandı gibi

Kalmamış senden belli,,,

11 Mayıs 2021 10:17

BIZIM sürekli soyleyip sizi de uyardigimiz ,sizin sonradan?????uyandığınız vatan hainine GULENIST CEMAAT diyebilme ahlak seviyesindesin bugün eğer bu ülke fettullahla gerçekten mücadele ediyorsa senin gibi etrafında dolaşarak , kızıyormuş numaralarıyla GULENIST cemaatten,,, feto numaralarına yatman ,senin gibilerin adalete hesap vermesini engellememeli,,,,,

Muhammed

11 Mayıs 2021 10:07

Yaziniza Alparslan Kuytul noktasında katılmıyorum Adam basit bir tarikat hocası ıdeolojik fikri olmayan siyasi davranan bir kişi Bazı yanlış uygulamalar ile olduğundan farklı bir yere oturtuldu bunu görmeniz gerekirdi ... Saygılarımla

Sabri Şahsuvar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle