Tehdit altındayız
Cumhurbaşkanı’nın kendisiyle ve ailesiyle ilgili olarak ölüm tehdidi altında olduğu bir ülkede, başka herhangi bir gündem maddesi tâli konu olarak kalır.. Başta bunun bir altına çizmemiz lazım.. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bursa konuşmasında aynen söyledi.. “…Bunlar şimdi beni ve ailemi tehdit ediyorlar. Zannediyorlar ki, bu tehditleri yaparsak, bunlar biraz kendilerine çekidüzen verirler. Buradan söylüyorum: Rabbimin bize vermiş olduğu bu canı Rabbim’den başka kimsenin almaya gücü yetmez. Bu şahsım için de, çocuklarım için de böyledir….” O vakit dün ortaya çıkan “yakın koruma sorumlusu imam” başlıklı haberler daha bir anlam kazanıyor.. Böcek soruşturmasının seyrini değiştiren ifadelere göre durum görünenden daha ciddi.. Erdoğan’ın, Başbakanlığı döneminde kullandığı Subayevleri’ndeki Başbakanlık Ofisi’nde çıkan böceklerin bir numaralı şüphelisi Serhat Demir’in, Başbakanlık Koruma Dairesi’nde görevlendirilmesini, Cumhurbaşkanı’nın “ben ve ailem tehdit altındayız” sözüyle birlikte okumak lazım.. Yani hem ortada böcek soruşturması kapsamında verilen ifadeler hatta itiraflar var hem de bizzat Cumhurbaşkanı’nın “ölüm tehdidi altındayım” sözü var.. Daha ne kadar görmezden geleceksiniz?.. Ne kadar daha; “bu kavga cemaat-hükümet kavgasıdır, girmeyelim” diyeceksiniz?..
•
Dün Hürriyet Gazetesi’nde çıkan haber… İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde bulunan 2 harddiskte yapılan incelemede, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere neredeyse tüm bakanların dinlenen telefonlarından elde edilen ses kayıtları ele geçirildi. Kayıtlar, soruşturmanın yürütüldüğü odadaki çalışma masasının çekmecesinden çıktı.. Ses kayıtları saklanan 101 isim arasında kimler yok ki?.. Şimdi böyle bir tertibin peşine düşmeyeceksiniz de, ülkede neyle ilgileneceksiniz?..
•
Cumhurbaşkanı cephesinden baktığımız vakit 7 Şubat 2012’deki rezaletten bu yana Erdoğan’ın, hiçbir şart altında vites küçültmeden mücadelesine devam ettiğini görüyoruz.. Peki bu süreçte her zaman kadrosunu, bilâ istisna yanında gördü mü?.. Açık söylemek gerekirse hep değil.. Yanında olanlar oldu olmayanlar.. Var-mış gibi yani yanındaymış gibi davranıp, her tarafa mavi boncuk dağıtanlar oldu.. Bunun da kayıtlara geçmediğini düşünüyorlarsa bence yanılıyorlar..
•
Paralelciler her fırsatta hatırlatıyorlar; “sizin şu kırmızı kitap işi ne oldu?” diye.. Hakkımda dava açmışlar “paralel yapı kırmızı kitaba giriyor” diye yazdığım için.. Korkacak bir durum yok. Giriyor kırmızı kitaba ve bundan sonraki aşamaları da bu kırmızı kitabın şartları belirleyecek.. Çünkü bu yapı ya da buna benzer yapılar ülke için tehdit.. MGK’da da bu yönde bir kanaat ortaya çıkmış durumda. Cumhurbaşkanı tek başına bununla mücadele ediyor. Devleti tehdit eden bu yapıyla mücadelenin bir milli güvenlik politikası dahilinde sürmesi gerekmez mi?.. Bakın bu yapı ile mücadele, aynen MGK’da alınan karar doğrultusunda milli güvenlik siyaset belgesine girdiği vakit, yeni dönemin yargılamaları için de referans olacak.
•
Telefon dinlemelerini yapıp bunları paralel merkezlerde stoklayanlarla, Suriye konulu kozmik toplantıyı dinleyip-kaydedip servis edenler, MİT TIR’larını durduranlarla Cumhurbaşkanı’nın ofisine böcek yerleştirenler eğer aynı kadrolar ise, açık söylüyorum “gelmiş geçmiş en tehlikeli yapı ile karşı karşıyayız” demektir.. Devletin bu konudaki kanaati, uluslararası alanda Türkiye aleyhine çalışan, Türkiye’yi ve yönetenleri suç örgütlerine destek oluyormuş gibi gösterme gayreti içinde olan bir yapının, bugün “PKK’dan bile tehlikeli olduğu” yönünde.. Bunun da bilinmesinde yarar var. Kalın sağlıcakla.

