--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

O Günler Geçmişte Kaldı

Ersoy Dede
Ersoy Dede

Türkiye için sanayi devrimi Avrupası’nın kavramlarıyla işçi-işveren ve iktidar-halk ilişkisini tanımlamak çok güç.. Zira normal şartlar altında bir burjuva sınıfından söz ediyor olsaydık, kent soylu, zengin, işveren, üretici bir sınıf ve altında yaşam savaşı veren bir işçi sınıfından da söz ediyor olabilecektik.. Oysa ülkenin fakir alt sosyo-ekonomik seviyesindeki geniş halk yığınları kendilerini “orta direk” olarak tanımlıyor.. Tamamen burjuva sınıfı olarak görmemiz gereken ‘Anadolu Sermayesi’ ise bu tanımlamayı kategorik olarak İstanbul sermayesine bırakıyor.. G20’ye dönem başkanı olmuş, Rusya’nın enerji nakil hatlarına istikamet çizen, Dünyanın en büyük ekonomileri arasında kendine yer edinmiş bir ülkeyi yöneten siyasi iktidar ise, “burjuva partisi” olarak anılmak yerine, ezilen halkların partisi olarak anılmayı yeğliyor… Dolayısıyla bilinen kavramlarla konuşmak güç..  

••

Bakın neden Anadolu Sermayesi diyorum.. Çünkü bize kendini aristokrat olarak yutturan milli burjuvanın çıkış hikayesi ile serbest piyasa koşulları ve acımasız rekabetçi ortamın oluşturduğu yeni sermaye sınıfı arasında ciddi fark var…  Anadolu Sermayesi, ham madde ithalatından tutun da üretimin nakliyesine kadar binlerce meseleyi tek başına hallederek büyüyor.. Kendi eliyle marka oluşturuyor ve bu markasını kâh Estonya’da kâh Avustralya’da, ama tamamen kendi olanaklarıyla görücüye sunuyor..  Biraz teşvik, bir parça vergi kolaylığı gibi sihirli dokunuşlarla harikalar yaratıyorlar.. Başları derde girince de efendi gibi iflas edip borçlarını kapatıyorlar.. “Hadi IMF’den para alın da bize dağıtın” diye hükümetin tepesine binmiyorlar… 

••

Bugün kendini “burjuva” ve “aristokrat” olarak tanımlayan İstanbul sermayesine de bir bakalım isterseniz..   Öyle ki üstenci bir bakış açısıyla hem halkı hem de diğer sermaye sahiplerini aşağılayan bu yapının tesisi tamamen Cumhuriyet dönemi “oluşturulmuş” bir sistemdedir.. Bizzat tek parti CHP eliyle yürütülen siyasal politikaların, reel ve finansal ekonomi politikalarıyla harmanlanması yoluyla doğmuş bir milli burjuva…  Osmanlı gayr-ı müslim azınlıklarının üzerinde oturan, CHP eliyle yapılan yağmayı bölüşen ve paylaşan bir sermaye…  (varlık vergisi, el konulan taşınmazlara yapılan kamulaştırma ve haksız ihaleler vs..) Meselenin daha somut anlaşılması için bir örnek verelim.. Mesela Varlık Vergisi… Bu utanç uygulamasını, akıl almaz faşizan söylemlerle savunan Başbakan Şükrü Saraçoğlu, sermayenin el değiştirmesine dair gizli planı CHP Grup Toplantısında anlatırken şöyle diyordu; “…. Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsatla karşı karşıyayız.. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz… Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır……” Uygulandı mı?.. Hâlâ hayatta olanlar bilecektir.. 1942 Aralık’ta ağır vergi koşulları gayr-ı Müslimlerin önüne konuldu.. Tanınan 15 günlük sürenin ardından malları haczedilerek bugünkü sahiplerine geçti… Yani bu sadece bir tanesi.. Hangi birinden söz edelim ki?.. 6-7 Eylül ile terkedilen işyerlerinden mi, üzerlerine oteller kondurulan azınlık mezarlıklarından mı?.. O vakit öyle olmuş.. Malı da devlet vermiş, işi de devlet ihale etmiş, iş sonunda elde edeceği kazanca da devlet karar vermiş… Şimdi holdinglerinin internet sitelerinde; “…. bakkal dükkanı açmıştık. Hamdolsun işler iyiye gidince otomobil ithal etmeye başladık…” gibi garip özgeçmişlerle kendilerine mazi uyduranların, Faşist Kemalist rejimle kol kola neler yaptığını biliyor bu millet… 

••

Bugün de tıpkı 80 yıl öncesi gibi, gücü muhafaza edilsin istiyorlar.. Halk “işçi” olsun, iktidar “burjuva partisi”, kendileri de aristokrat… Bugün hâlâ 80 yıldır sarsılmayan gücünün varlığını ve mevcudiyetini teyit etmek niyetinde bu aileler.. “Madem top benim. İstediğimi oynatırım, istemediğimi takıma almam” şımarıklığında.. Müsaadenizle bu değişen paradigma konusunda, kendini aristokrat zanneden kapitalist orta sınıf ailelerin tümüne toptan bir yanıt verelim.. “geçmiş olsun”… Kalın sağlıcakla.

Ersoy Dede Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle