--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Köşk ve Çiftlik

Ersoy Dede
Ersoy Dede

Sizi bugün ulusal kurtuluş mücadelesi verdiğimiz dönem ile Cumhuriyetin ilk yıllarının kesiştiği 20’ler ve 30’lar Türkiyesi’ne götürmek istiyorum.. Ülke savaşlardan kafasını yeni kaldırmış. Söz konusu savaşlar hem insan kaynağını kurutmuş hem de kalkınmayı sağlayacak sermayeyi tüketmişti.. Elde avuçta ne varsa savunma harcamaları için kullanılmış, geriye baştan inşa ve imar edilmesi gereken bir koca ülke kalmıştı… Üretim yapacak tek bir fabrikamız dahi yoktu. Ne lâzımsa hepsi dışarıdan geliyordu.. Toplu iğneye kadar.. Memlekette bir şey yapılıyorsa da (karayolu, demiryolu, maden vs.) onları da yabancılar yapıyordu zaten.. Denizlerimizdeki lojistik kontrolü dahi bizde değildi.. Ağır vergi yükü altında ezilen köylü ulaşım imkânı da bulamadığından ürettiği kısıtlı tarım ürününü ekonomiye kazandıramıyordu.. Kapitülasyonlar kaldırılmıştı evet ama dış borçları ödemeye devam ediyorduk… Tablo bu.. 

•

Yazının bundan sonrasını alan ihlâli yapmadan tamamen daha evvel belgelenmiş ve yazılmış olanlar üzerine kuracağım.. Yeni bir şey yok yani..

ÇANKAYA KÖŞKÜ

Çankaya Köşkü öncesi Mustafa Kemal, Ankara Garı’ndaki bugün müze olarak ziyaret edebileceğiniz iki katlı binada kalıyordu.. Mimar Kemalettin’in elinden çıkmış olan yapı 27 Aralık 1919 tarihinde, Mustafa Kemal, kurtuluş mücadelesini sürdürmek üzere, Ankara’ya geldiğinde, ‘Ankara’daki en modern yapı’ olarak teklif edilmişti kendisine.. 

•

Ancak burası zamanla yeterli gelmemeye başlayınca Ankara’da daha sessiz ve fakat daha geniş bir yerleşkesi olan yeni bir ev arayışına girişildi. Çankaya’daki ‘Kasapyan Bağ Evi’ böyle bulundu.. 

Soner Yalçın, buranın satış hikayesini şöyle anlatıyor; “Kasapyan Bağevi”.. Ankaralı bir Ermeni tüccar tarafından yaptırılmıştı. Zengin kuyumcu ev sahibi, savaş sırasında kenti terk ederken, bağ evini de eşyalarıyla birlikte Bulgurluzadeler’e satmıştı. Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi, hemşehrilerinden topladığı paralarla evi, Bulgurluzade Tevfik Efendi’den 4 bin 500 liraya satın aldı ve Mustafa Kemal’e hediye etti”.. (25 Mart 2007 - Hürriyet) Ancak Tarihçi Ayşe Hür, Kasapyan Ailesi’nin Kanada’da yaşayan son kuşak torunu Edward J. Çuhacı’ya ait bir mektubu Radikal Gazetesi’deki köşesinde yayınlamış ve çok çarpıcı bir iddiayı ortaya atmıştı.. Mektupta özetle şöyle deniyordu; “..... Çankaya Köşkü’nü Kasapyan ailesi hiç kimseye satmamıştır. Devrin hükümeti yalnız o köşkü değil, bütün mallarını ve mülklerini ellerinden alıp Ağustos 1915 yılında tüm aileyi sürgüne sevk etmişlerdir....” 

•

Köşk Mustafa Kemal’e geçtikten sonra dekorasyon işleriyle Latife Hanım ilgilendi.. O da işi bir bilene Mimar Vedat Tek’e ihale etti. Mimar Vedat Bey dönemin koşulları içinde yapılabileceğin en iyisini yaptı. Hiçbir masraftan kaçmadı. Latife Hanım bu halini beğenir gibi olsa da Mustafa Kemal’in çok hoşnut kalmadığı söylenir.. Ki Latife Hanım’dan ayrıldıktan sonra Köşk’e bir daha el atılmasını emretti.. Bu defa dünyaca ünlü isimlerden görüş alındı.. sonunda Prof. Dr. Clemens Holzmeister’da karar kılındı.. Holzmeister kiliseler ve katedraller konusunda uzmandı. Dünyanın dört bir tarafında bugün ‘eser’ kıymeti gören pek çok kilise ve katedralde imzası vardır.. Neticede eski bağevinin yanına yeni bir bina yapılmasına karar verdi Holzmeister.. Dışını kendi çizdi içini ise Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde çizdirdi.. Yine hiçbir masraftan kaçınılmıyordu. İnşaatta kullanılacak malzemelerin tümü Avusturya’dan getiriliyordu. Öyle ki sadece dışı değil iç mobilyaları da Viyana’dan getirilmiş, ancak çok dayanmadığı için kısa süre sonra bir daha değiştirilmişti. 1921’den 1932’ye kadar kullandığı bağ evini bırakıp Çankaya Köşkü’ne geçişin hikayesi böyle.. 

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ

Çok kısaca Atatürk Orman Çiftliği’nin de hikayesine bakalım.. 26 Aralık 1954 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde şöyle yazıyor; “Orman Çiftliği aleyhine açılan davaların adedi fazlalaşmaktadır. Halen 10 kadar davada davacılar çiftliğin takriben yarısından fazlasının kendilerine veraset suretiyle intikali lazım geldiğini ve arazinin, çiftliğin kuruluşu sırasında normal bir satışla alınmadığını iddia ediyor.” Haber uzun. Özeti bu.. Hazineye bağışlanması ile ilgili de bir anı nakledelim.. İsmet İnönü’nün hatıratından; “.. Çiftliğin satılmasını konuştuk. Atatürk, Ziraat Vekâleti’nin çiftliği almak istediğini söyledi. Ben buna itiraz ettim.. ‘Büyük ölçüde hükümet yardımı ile meydana gelmiş bir eseri tekrar hazineye satmak bizim için doğru olmaz’dedim. ‘Ne olacak çiftlik?’ diye sordu… ‘Hazineye verin’ dedim.. Kalın sağlıcakla.

Ersoy Dede Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle