--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik

Ersoy Dede
Ersoy Dede

Hakkari’de silahsız, savunmasız, sivil üç vatan evlâdına yapılan bu alçakça, bu kalleşçe saldırıdan sonra “çözüm” konuşmak güçleşiyor.. Başı taşla ezilmiş yavruların, direğe bağlanarak yahut yakılarak öldürülen canların etrafından  dolaşıp nasıl barış konuşacaksınız ki?.. Sokakta kanlar içinde yatan o masum çocuğun cansız bedenine baka baka söylenebilecek sözler o kadar sınırlı ki.. Kürtçe yahut Türkçe ağıt yakmaktan daha fazla ne söylenebilir ki?.. Haydi gelin süreç konuşalım biraz. İki yıl boyunca bir tek şehit cenazesi bile gelmezken konuşmak kolaydı. Haydi şimdi konuşalım.

•

Bütün bu yaşananların ardından pek çoğunun (ki buna bazı hükümet üyelerinin de dahil olduğunu söylemek lazım) bu sürecin artık bittiğini düşündüğünü sanıyorum. Haksızlar mı? Elbette değil. Kimsenin kimseyle pazarlık edilecek canı yok. Özellikle de sürecin müzakere eden taraflarından birinin çıkıp da, “üç cana karşı üç can” anlamına gelebilecek bir açıklama yapması, en hafif tabir ile alçaklığa, kalleşliğe ortak olmaktır. Bir tarafta vatan hizmetini yapmak üzere evinden binlerce kilometre uzağa gelmiş üç çocuk,  diğer tarafta ise teröristler.. Karşılaştırılması bile caiz değil. Ancak bu son “3’e 3” meselesi bize gösteriyor ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Estonya dönüşü uçakta söylediği o ‘üst akıl’ bir çalışma içinde bu topraklarda… Özellikle de Kürtlerin canını sıkacak bir çalışma.. Çözümü berhava etmeye dönük bir gayret. Ben size sonuca götürecek formülü derhal arz edeyim. Şu soruların yanıtını bulun denklemi çözelim birlikte; “Üç Mehmet vurulduğunda kim üzüldü, kim sevindi?..”

•

Bu sütunda daha çok yeni Kobané provokasyonu analizi yaparken, Abdullah Öcalan’ı bir yere oturtmuştum.. Demiştim ki, tüm bu yaşananların sorumlusu mudur Öcalan, yoksa o iç savaş provalarını, kalkışma denemelerini, tek el hareketiyle durduran biri midir?.. Bu sorunun yanıtı her iki şekilde de verilebilir. Yani bir hareketi durdurabilecek kudreti olan kişi, o hareketi de pek âlâ başlatan kişi olabilir.. Yahut kendi dışında başladığını düşündüğü bir hareketi durdurabilir. Hangisi olursa olsun bugün Öcalan’a düşen bir görev var. Eğer içinden bir şeyler yapmak geçiyorsa şimdi tam zamanı. Eğer ortalık yangın yerine döndüğü halde parmağını bile kımıldatmayan, kendisini dinleyeceği varsayılan gençlere yönelik bir talimatı olmayan Öcalan varsa ortada, denklem dışı kalmaya mahkûmdur. Dün yapılan yorumlar ile bugünküler farklı olacaktır. Daha çok yeni “Mandela” benzetmesi yaparken, bugün sürece dahil olmamayı seçerse başka bir süreç başlar.. ‘Barış sürecinin aktörü’nden, ‘bebek katili’ne ne kadar hızlı geçiş yapıldığını kimse anlamaz..  Yapabileceği bir şey varsa bugün bile geç… 

•

1983’ten bu yana her şiddet eyleminden sonra teröre lanet, örgüte kınama, aileye taziye, Silahlı Kuvvetler’e metanet, Devlet’e şeref, Millet’e onur… Neler yapmadık ki şu vatan için! Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik… Bugün Hakkari saldırısından sonra yine yapalım. Arada daha da coşturduğumuz vakit kendimize bir bayrak mitingi tertipleriz. Hazır yarın da 29 Ekim.. Tam vakti.. Peki ama sonra?.. Değerli okurlar, sinir uçlarımıza dokuna dokuna gittiğinin farkındayım sürecin. Ama barış böyle oluyor. Bir de hiç unutmamak gerekiyor ki bizim muhatabımız PKK, Kandil yahut Öcalan değil. Sürecin iki tarafı var..  Biri sen, biri de sana bu gazeteyi satan Kürt bakkal. İkinizin aranızdaki bir mesele bu. Ne PKK, ne Kandil.. Biz birbirimizi biliriz. Burada kavga etmiyoruz ya, bunu koruyalım kâfi.. Herkesin kendi evinin önünü süpürmesi gibi düşünün.. Kalın sağlıcakla.

Ersoy Dede Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle