Hesap lütfen!
Son günlerde yaşanan provokasyondan kimse öyle kolay kolay paçasını sıyıramayacak. Unutanlar ya da dikkatinden kaçanlar için hatırlatmakta yarar var.. 30’dan fazla kişinin hayatını kaybetmesiyle, binlerce ev ve iş yerinin tahrip edilmesi ile sonuçlanan olayların bir başı var... Sadece fiziksel değil, psikolojik ve sosyolojik sonuçları da olan bir süreç yaşadığımız.. Yeniden sokaklara korku salınması, güvensizlik ikliminin hakim kılınmaya çalışılması, bir tehdit olarak ‘terör’ kartının masaya sürülmesi gibi akıl almaz gelişmeler yaşanıyor. Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği, askerin kent içinde asayişe katıldığı, polislerin şehit edildiği bir ortam.. Kimse; “ama biz sadece protesto gösterisi yapın demiştik” diyerek bu işten sıyrılamaz..
•
Çok açıkça görülmüştür ki bu son çıkan olaylarda Kürt siyasi hareketi sınıfta kalmıştır. Ben işe Ahmet-Mehmet diye bakmam. Benim durduğum yerde pencereden görünen manzara şu; KCK Yürütme Konseyi, PKK’daki şiddet yanlılarını (dolayısıyla çözüm ve barış karşıtlarını) mobilize etmek için bir çağrı yaptı.. Ardından Kürt siyasi hareketini yöneten güçler ise bu çağrıya karşılık derhal parti meclisi kararı aldı. Kobani’de yaşananların gece boyu protesto edilmesi yönünde hem parti teşkilatlarına hem de partinin iki dudağı arasından çıkacak söze bakan sivil toplum teşkilatlarına bu davet gitti. İki gün sonra ise üzerine benzin dökülerek yakılanlar, başı taşla ezilenler, binanın üçüncü katından atılanlar.... Vahim.. Tek kelimeyle vahamet.. Ve bu vahamete kapı açan gücü temsil eden Selahattin Demirtaş’ın tek yaptığı, “ama biz böyle olacağını nereden bilebilirdik?” oldu... Pardon da eğer siz, sokaklardan gelen biri olarak, böylesi kritik bir atmosferde yapacağınız “protesto” çağrısının böyle neticeleneceğini öngörmüyorsanız, bırakın gidin o koltuğu.. Yok eğer öngördüyseniz daha doğrusu bu tabloyu önceden planladıysanız derhal bırakın gidin o koltuğu... Bakın bu toplam sosyal sonuçlar üzerinden bir siyasi hareketin idarecisine yapılmış demokratik bir çağrıdır. Oysa parti tabanını şiddet ortamına varabilecek bir söylemle harekete geçirmek partinin kapatılması ve yöneticilerinin siyaset yasağı almasıyla sonuçlanacak bir eylemdir. Ama kategorik olarak parti kapatmalara karşı olduğum için “hesabını Demirtaş siyaseten versin” diyorum.. Bıraksın gitsin o koltuğu.. Bize de yani BDP seçmeni olmayan yüzde 94’lük kesime de yalan söylediği için özür dilesin. Çünkü ben cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında Demirtaş’ın oynadığı rolü gerçek sanmış ve ona inanmıştım.. ProPkk bir ismin, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığıı için yarışa girmesini sembolik olarak önemsediğim gibi, doğrudan doğruya Demirtaş’ın söylemlerini de yapıcı bulmuştum. Oysa meğer Demirtaş, kağıttan bir kaplanmış...
•
CHP ise bu süreçte dilinden düşürmediği iktidar suçlamalarıyla ve PKK’nın değirmenine su taşıyan beyanlarıyla nasıl bir ihanet içinde olduğunu herkese açıkça gösterdi. Cemil Bayık ne diyorsa, Demirtaş ne diyorsa, Kılıçdaroğlu’ndan da aynını dinledik. Terör örgütü elebaşı dedikleri Abdullah Öcalan’ın bile barış çağrısı yaptığı günlerde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yangına körükle gitmesi, CHP’nin durduğu yeri göstermesi bakımından çok önemliydi.. ‘Bölgenin Kobani, hedefin Işid olduğu yeni bir tezkere’ çağrısıyla, PKK söylemini meşrulaştıran Kemal Kılıçdaroğlu’na da CHP seçmeni gereken yanıtı verecektir. Hele de gerek tezkere itirazında eylem birliği gerekse Kobani Provokasyonu’nda fikir birliği yaptığı HDP ile tek amblem ve logo altında seçime giderse Kılıçdaroğlu kimse şaşırmasın. Bu milleti de kimse öyle hafife almasın. Her şeyi herkes görüyor. Kalın sağlıcakla.

