Gülen köşeye sıkıştı
Dünkü yazımızda kırmızı bülten meselesinin, Türkiye’yi uluslararası hukukun girdabına sürükleyip süreci çözümsüz hale getirmek için Pesilvanya tarafından kurulan bir tuzak olup olmadığını sorgulamıştık.. Ki buna belki de en açık delil, ‘kırmızı bülten’ lafının ilk kez Pensilvanya tarafından telaffuz edilmesidir.. Ancak işler Gülen’in zannettiği gibi değil. O mesela şimdi Fehriye Erdal işine bakarak diyor ki kendince; “beni şimdi isteseler ABD’den, almaları en az 10 sene sürer, o vakte kadar da kime öle kim kala”... Fakat Fethullah Gülen’in de Türkiye’deki uzantılarının da atladığı bir önemli detay var. Kırmızı bülten şüphe yok ki uluslararası hukukun konusu. Fakat bu uluslararası hukuka da referans teşkil edecek bir başka şart daha var. O da ülkeler arası ikili anlaşmalar..
•
Interpol’ün kırmızı bültenini değerlendirirken, ABD ve Avrupa ülkeleri, özellikle talebin siyasi sığınmayı engelleyip engellemediğine bakıyordu. Yani örnekse bir kişi, ülkesindeki etnik, mezhepsel ya da fikri ve ideolojik anlamdaki ayrımdan kaçarak bir ülkeye sığındıysa, hakkında yakalama kararı yahut kırmızı, sarı, yeşil bülten olması fark etmez.. Vermezdi.. Ancak hatırlayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kudretli bir Başbakan olarak, cemaat tarafından organize edilen stadyum etkinliğine katılıp, yüksek perdeden “Türkiye’ye dönün artık, 28 Şubat’ın baskıcı şartları ortadan kalktı” demedi mi?.. Benzer bir dönemde, o vakitler Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül de, cemaatin okullarına destek verdiği iddiasıyla darbeci yargı tarafından siyasi yasak talebiyle iddianameye sokulmadı mı?. Bu da demek oluyor ki, siyasi bakımdan Türkiye’de, 1999 şartları yok.. Hatta o şartları ortadan kaldıran bir siyasi irade var. Dini bakımdan değerlendirildiğinde ise kimsenin inanç hürriyetine dönük bir baskı yok.. Hiçbir cemaat mensubu da çıkıp herhalde; ‘namaz kılamıyoruz, oruç tutamıyoruz, ibadetlerimizi yerine getiremiyoruz’ falan diyecek durumda değil. Dolayısıyla iadenin yerine getirilmesini zora sokacak hiçbir argümanı yok ABD’nin.. Normal şartlar altında, mahkemenin yakalama kararı ile ilgili yasal prosedür tamamlandığı anda iade süreci fiilen başlayacaktır..
•
Fakat bunun da ötesinde ABD ile Türkiye arasında; ‘suçluların iadesi ve ceza işlerinde karşılıklılık’ anlaşması var.. Bu anlaşma uyarınca (Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın verdiği resmi rakama göre) Türkiye, 1993’ten bu yana ABD’ye 10 suçluyu iade etti. Yani 1979 tarihli bu anlaşma fiilen işliyor. Anlaşma hükümlerine göre hakkında atılı suçtan daha evvel beraat etmemişse, politik bir nedenle istenmiyorsa ABD makamları bu talebi derhal gündemine almak durumunda.. Hatta iadeye dönük prosedürlerin uzama ihtimaline karşılık, talep edilmesi halinde ‘geçici tutuklama’ kararı dahi uygulanabilecek.. Bu kararı isterse yerel makamlar, ‘adli kontrol’ şeklinde de uygulayabilecek. Ama bu teknik olarak şu anlama gelecek; Türkiye resmen ABD’ye müracaat ettiği anda, Fetullah Gülen tutuklanacak.. Paralel medyanın hesaplayamadığı işte bu..
•
Ama benim bir teklifim var. Böylesine ulvi bir dava adına Türkiye’deki sevenlerinin ayaklandığı bir ortamda, Fetullah Gülen’in huzur içinde Pensilvanya’da yaşamını sürdürmesi güç.. Yaşı belli, çeşitli rahatsızlıkları da var. Böyle karışık bir ortamda vatanından ayrı olması bana çok hakkaniyetli de gelmiyor. Zaten bir lokma bir hırka yaşadığını söylüyor ABD’de de.. E Hidayet Karaca tutuklandığında da ‘onun yerinde olmak isteyen kim bilir kaç kişi vardır’ diyerek manen ve kalben arkadaşlarının yanında olduğunu da göstermişti.. Bence hiç uzaktan uzağa acı çekmesin. Yabancı ellerde Amerikan polislerince tutuklanıp mevcutlu şekilde dönmesin ülkesine. Özgür bir adam olarak dönsün ve bağımsız yargının huzuruna çıkıp hesap versin. Aklansın.. Fiilen köşeye sıkışmış durumda zaten. Eminim yargı, kendi kendine teslim olmuş birine karşı, yurtdışından iade alınmış birine göre daha farklı muamele yapacaktır.. Yalnız bırakma dostlarını Fetullah Gülen.. Kalın sağlıcakla.

