Gül ve Yeni Siyaset
AK Parti için Abdullah Gül’ün siyaset denkleminde olacağı anlaşılıyor. Bazıları cuma günü Erdoğan’ın, cuma namazı çıkışı yaptığı açıklamayı, ‘flaş’ bir gelişme olarak algıladı. Oysa 27 Ağustos sonrası süreçte başta Abdullah Gül olmak üzere kimse olumsuz bir tablo ortaya koymamıştı ki.. Gerek Erdoğan, gerek Davutoğlu gerekse Gül.. Hiç biri bu yeni dönemle ilgili olarak diğerini yok sayan, emekliye ayrılmış gibi gösteren sözler söylemekten çekindiler. Ama şüphesiz ki her birinin iş tutuş şekli birbirinden farklı olduğu için kamuoyunda ‘acaba’ dendiğini görüyoruz.. Acaba Davutoğlu ile Erdoğan’ın 7 Haziran sonrası yolları ayrılır mı?.. Acaba AK Parti seçimlerde bekleneni vermezse, bir değişiklik olabilir mi?. Bu sorular soruluyor ve sağlıklı olanı da bu soruların sorulmasıdır. Bunlar partinin çatırdadığına değil bilakis sağlamlaştığına işaret eder.
•
Bakın mesela çok somut bir örnek üzerinden gidelim. 7 Haziran seçimlerinin AK Parti için mottosu nedir?.. ‘Başkanlık’.. Bunun bana sorarsanız tartışılır tarafı yok. Hedefi de koyanlar istikameti de çizenler işin adını anlaşılır bir biçimde belirlemiş durumda. Tayyip Erdoğan, yeni dönemde Başkanlık sistemini de içeren Anayasa değişikliğine imza atacak yenilikçi 400 milletvekilinin Parlamento’da olması gerektiğini savunan konuşmalar yapıyor. Beklentisinin ne olduğunu da gizlemiyor. Yeni bir Anayasa.. Özgürlükleri içermeli, kimlik konusunda bekleneni vermeli, 1980 darbeci ruhundan uzak, faşist bir takım ön kabullerden sıyrılmış, kucaklayıcı, rengi-kokusu olmayan bir Anayasa yapılmalı Erdoğan’a göre.. Ve bu Anayasa ile birlikte halkın Cumhurbaşkanı seçtiği bir Türkiye’nin, siyasi bir kriz yaşanmadan hızla model değişikliğine geçmesi gerektiğine inanıyor. Zira söz konusu model değişikliği için son şansımız. Neden?.. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında müthiş bir uyumun olduğu bir dönemde bunu yapamazsanız, bir daha biraz zor yaparsınız.. Nitekim politik gündem bu.. Peki bu gündemle partisini seçime sokan Başbakan Ahmet Davutoğlu, en önemli mesele olan ‘Başkanlık’ meselesi ile ilgili net olarak ne düşündüğünü söyledi mi?.. Bir televizyon mülakatı var. ‘Başkanlık sisteminin diktatörlük getireceğini söyleyenlere soruyorum, kanıtınız nedir?’ şeklinde ortada bir değerlendirme.. Israrla, ‘ben de tıpkı Cumhurbaşkanımız gibi bu ülkeye başkanlık sisteminin gelmesi gerektiğini düşünüyorum ve bunun için arkadaşlarımızla çalışıyoruz’ türü bir beyanatını hatırlamıyorum. Dolayısıyla eğer çıkıp derlerse ki, ‘birileri başkanlık isterken birileri de güçlü bir kabine ile parlamenter sistemin devamından yana bir tutum sergileyecek’ bunu çürütecek bir siyasi argümanımız yok elimizde.. O vakit seçimin en önemli vaadi olan ‘Başkanlık’ konusunda, herkesin tavrını duruşunu netleştirmesi gerek. Durum budur..
•
Bir de Abdullah Gül cephesine bakalım.. Hatırlayacaksınız “Türk tipi başkanlık olmaz” sözünü söyledikten bir hafta sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Türk tipi başkanlık olmaz diyenler var. Bal gibi de olur” şeklinde konuşunca, Hürriyet Gazetesi cepheden ‘Gül’e sert yanıt verdi’ gibi haberler yaptı.. Oysa ben o gün çıkıp televizyonda aynen şöyle söylediğimi hatırlıyorum; “Erdoğan sonunda fikri tartışma içine girebileceği ayakları yere sağlam basan bir Başkanlık analizi yakaladı”.. Benim kriterim oydu çünkü.. ‘Başkanlık diktatörlük getirir’ türü deli saçması muhalefet tezleri, tartışmaya hatta yanıt vermeye bile değmez. Cehalet ürünü laflar.. Burhan Kuzu o tip çıkışlarla ilgili gerekeni yapıyor.. Ama rasyonel temeli olan, aklı başında, tartışmaya değer son zamanlarda ortaya atılan tek başlık; ‘Türk tipi başkanlık mı olmalı yoksa ABD’den olduğu gibi mi getirelim’ başlığı.. Bugünlerde Davutoğlu da bu sürecin en önemli meselesi ile ilgili görüşünü açıkça ifade ederse, tartışmaya onun sözü de katılır.. Ve ‘demokrasi şöleni’ dediğimiz şey, işte tam da budur.. Kalın sağlıcakla..

