Etme
Kadına şiddet ve cinsiyet ayrımcılığına dair pek çok şey yazıldı çizildi. Özellikle bu 8 Mart vesilesiyle bu işler daha bir görünür hale geldi. Bugünkü iktidarı suçlayıcı bir dil ile kadını eve kapatan, kız çocuklarını okutmayan, erken yaşta evlendiren ‘zihniyet’ olarak sunmaya çalışıyorlar.. Geçenlerde ünlü isimlerle birlikte Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’nin de kamera önüne geçtikleri kamu spotunu izledim. Bir kez daha tüm bu suçlamalar geldi geçti gözümün önünden.. Mevlana Celaleddin Rumi’nin ‘Etme’sini, bu ülkede en dokunaklı okuyan adam, Yılmaz Erdoğan’ın o spotta da dediği gibi, yüksek sesle dedim ki; “etme”…
•
Bakın ne derler sıklıkla?. Bu ülke, kadınlara seçme-seçilme hakkının ilk verildiği ülkelerden biridir.. Biraz hatırlayalım isterseniz.. Cumhuriyetin ilk yıllarında, kadınlar bir araya gelip yönetimde söz sahibi olmak istediklerini ortaya koydular.. Nezihe Muhiddin’in evinde toplanan kadınlar, ilk kadın partisinin değil, Yeni dönem Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisinin kuruluş hazırlıklarına başladılar.. Partinin ismi ‘Kadınlar Halk Fırkası’.. 15 Haziran 1923’te Darülfünun Konferans Salonu’nda yapılan ilk toplantının ardından partinin tüzüğü, programı vesairesi yazılarak kuruluş dilekçesi verildi.. Aradan 8 ay geçtikten sonra ise partinin kuruluşuna ‘ret’ cevabı geldi.. Çünkü siyaset kadınlar için değil erkekler içindi.. 1924 anayasası hazırlanırken de kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olması gündeme geldi ancak geldiği gibi gitti.. 10 yıl boyunca bu işe hiç dokunulmadı.. 1934’te ise Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu Anayasa ve Seçim Kanununda değişiklik yapılmasını öngören yasa ile kadına seçilme hakkı verildi.. Anayasanın 10. ve 11. Maddesine her kadının 22 yaşında seçme, 30 yaşında da seçilme hakkı elde ettiği yazıldı.. İntibah-ı Mebusan yani milletvekili seçimi yasasında da değişiklikler yapıldıktan sonra uygulanmaya başlandı.. Kadın Halk Fırkası’nın devamı niteliğinde sayılan Türk Kadınlar Birliği 7 Aralık 1934’te, Beyazıt’tan Taksim’e müthiş bir yürüyüş tertipleyerek bu ‘devrim’ niteliğindeki değişikliği kutladılar.. Bir yıl sonraki ilk seçimlerde artık kadınlar da milletvekili adayı olacaklardı.. Nitekim öyle de oldu.. 8 Şubat 1935 seçimlerinde 17 kadın milletvekili Meclis’e girdi.. Mebrure Gönenç, Hatı Çırpan, Türkan Örs Baştuğ, Sabiha Gökçül Erbay, Şekibe İnsel, Huriye Öniz Baha, Fatma Memik, Nakiye Elgün, Fakihe Öymen, Benal Nevzat İştar Arıman, Ferruh Güpgüp, Bahire Bediş Morova Aydilek, Mihri Pektaş, Meliha Ulaş, Fatma Esma Nayman, Sabiha Görkey, Seniha Hızal.. Bir yıl sonra yapılan bir ara seçimde bu isimlere emekli öğretmen Hatice Özgenel’in de eklenmesiyle sayı 18’e çıktı.. İşte o yıldan beri kadına seçilme hakkı var bu ülkede.. Öyle değil mi?..
•
Değil.. Bu ülkede 1934’ten beri sadece cinsiyetçi değil aynı zamanda faşist ve ayrımcı bir uygulama devam ediyor.. Seçilme hakkı verilen ‘kadın’ değildi… Cumhuriyet ile birlikte çerçevesi çizilen resme uygun olan kadındı.. 18 isim yazdım yukarıya.. Hepsinin ortak özelliği ne biliyor musunuz?.. Başlarının açık olması.. Kadına ilk seçilme hakkı veren ülkelerden biri olmakla övünen siyaset elitleri, başında başörtü var diye bir kadın parlamenteri sosyal ve siyasal lince tabi tutarak ülkeden kovdu.. Bugün 7 Haziran’da ilk kez ‘başörtülü’ kadın milletvekili adayları çıkacak seçmenin önüne.. Kadına seçilme hakkı ilk kez gerçek anlamıyla Ak parti döneminde verilmiş olacak yani.. Ne diyordu Mevlânâ?.. Etme… Kalın sağlıcakla..

