--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bugün öğretmenler günü

Ersoy Dede
Ersoy Dede

Önce tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlayalım. Zor şartlarda önemli bir görev yerine getirdiklerinden kimsenin kuşkusu olmasın. En basit tarif ile söylemek gerekirse evde bir tane çocukla baş ederken neler yaşadığınızı hatırlayın. Sonra sadece ilkokul öğretmenlerinin kaç çocukla her gün neler yaşadığını hatırlayın. Sadece bu basit kriter bile benim için önemli bir gösterge. Üstelik bu en kutsal vazifeyi öyle küçük paralara yapıyorlar ki, aklınız durur. Daha çarpıcı olanını söyleyeyim.. Değil bu maaşa, bana üste para verseler psikolojim el verip de yapabileceğimi zannetmiyorum.. Bir kez daha bu duygularla bugünün öğretmenlerine hürmetlerimi sunuyorum..

•

‘Bugünün öğretmenlerine’ derken, yazının bundan sonrasının nereye gideceğini sanıyorum tahmin ettiniz.. Evet.. Geçmiş tecrübelerimize.. Öğrencileri arasında ayrım yapan, onları bir kalıba oturtmaya çalışan, bir fikri altyapı oluşturmak için sistematik olarak yalan-yanlış bilgilerle dolduran, bir ideolojik kurgu çerçevesinde onları yetiştiren, aydınlık geleceğe yelken açmış çocuklar yerine, geçmişine, kültürüne, atasına, hatta evdeki başörtülü annesine düşman çocuklar yetiştirmeyi vazife bilmiş eski öğretmenleri de anmadan geçmeyelim.. Geçmeyelim ki bu topyekûn mücadelenin en önemli ayağını bilsin herkes..

•

Kemalist rejimin, geniş halk kitlelerinde kabul görmesi için, tek parti diktasının ilk durak olarak gördüğü köylere girmesi gerekiyordu.. Ezanın susturulduğu, Allah’ın ayetlerinin yasaklandığı, namazın gizli gizli kılındığı bir ortamda, yaptıkları işin ‘ne kadar da güzel’ bir iş olduğunu kendileri anlatamazdı kuşkusuz.. Bunu anlatma görevini, köylünün itiraz etmeyeceği birine vermek gerekiyordu.. Kemalist yayılmayı köylerden başlatmayı hedefleyen sistem,  köylüye,  yaptığı işin iyi bir iş olduğunu anlatma görevini de, o köyün gençlerine verdi..  İşte Cumhuriyetin ilk kuşak “Kemalist ve Halk Partili” öğretmenleri böyle yetişti.. Köy Enstitüleri’nde… Katı ve dar bir ideolojik perspektifle yetişen bu yeni nesil öğretmenler de, tıpkı kendileri gibi, rejimin yeni yılmaz savunucularını yetiştirme görevini sürdürdüler.. Bir zaman sonra, bu hastalıklı ideolojik yapıya entelektüel itirazlar gelmeye başladı.. Solcular ‘faşist’ çocuklar yetiştirildiğini, sağcılar ise ‘komünist’ çocuklar yetiştirildiğini söyleyip, enstitülere itiraz ediyorlardı.. Kemal Tahir’den Attila İlhan’a, Necip Fazıl’dan Peyami Safa’ya kadar çok sayıda reddiye makalesi yazıldı.. Her bir itiraz da haklıydı aslına bakacak olursanız. Zira ‘Kemalist’ olsunlar diye özel olarak yetiştirdiğiniz çocuklar, kitap okumaya başladıkça; emek, özgürlük, eşitlik gibi kavramlarla tanıştılar. Bu kontrolsüz ilerlemeden Halk Partisi hiç de memnun değildi. Amerika ile yakınlaşma hattına giren İnönü, zamanla Sovyetik bir eğitim modeline dönüşen Köy Enstitülerini, peyderpey dönüştüre dönüştüre kapatılmasının önünü açtı.. 

•

Ama neticede orada üretilen ‘Kubilay Aşısı’, 50 sene boyunca çocuklara zerkedilmeye devam etti.. Kuşaktan kuşağa din düşmanlığını, etnik ya da mezhepsel düşmanlığı büyüten bir anlayış ilkokullarımıza yerleşti. Annesinden doğduğu günden beri Kürtçe konuşan çocuğa zorla başka bir dil öğretildi. Annesinin başı kapalı olan çocuğa, Kemalizm’in 5 şartından birinin, başın açık olması gerektiği empoze edildi. Bugün duvarları devire devire ilerlediğimiz o yol, eskiden neredeyse tamamen kapalıydı.. Bunu kırabilecek olan öğretmenlerimizdi. Ama yapmadılar.. Ya da yapamadılar.. Milli Güvenlik dersi, Din dersinden daha fazla önemsendi bu geçen süreçte.. Kaç yıldız yarbay, kaç çelenk general öğrendik ama kaç ayet, kaç sure öğretmediler bize.. Kapının önünde duran Atatürk heykeline selam vermeden almadılar okula. Cuma akşamları çocuk halimizle kıkırdadıysak eğer törende, yağmur altında saatlerce bekletip eziyet ettiler. Her sabah okula girerken, varlığımızı bir yerlere armağan etmek için söz vermemizi istediler. Elimize küçük sopaların ucuna bağlanmış renkli kurdeleler verip nisan-mayıs serinliğinde pijamayla stadyuma yolladılar. Salt öğretmenlerde elbette değildi suç. Ama elimde değil, ‘öğretmen’ deyince aklıma hep bunlar geliyor.. Kalın sağlıcakla..

Ersoy Dede Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle