• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Türkiye’yi Irak’a çekmek istiyorlar

Yeniakit Publisher
2014-06-16 07:48:00 - 2014-06-16 10:45:26
Türkiye’yi Irak’a çekmek istiyorlar

Irak’ın Musul şehrinde yaşanan olaylar ve sonrasında Musul Başkonsolosumuzun da aralarında bulunduğu 49 kişinin rehin alınmasının amacının, Türkiye’nin Irak’a çekilmesi olduğunu söyleyen Hüseyin Yahya Şekerci, “Birtakım hadiseler yaşandığında zamanlamasına iyi bakmak zorundayız” dedi ve ekledi: “Türkiye’nin önünde çok önemli bir seçim var. Bu, böyle bir dönemde enerjisini içe harcamaya çalışan bir ülkenin enerjisini dışa çekmek anlamında bir hamle olabilir.”

MAGRİB Enstitü Genel Koordinatörü Hüseyin Yahya Şekerci, IŞİD’in Musul’u işgali ve bölgedeki son gelişmelere ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Son olaylar çerçevesinde çözüm sürecini de konuştuğumuz Şekerci, sürecin sürdürülebilir olması gerektiğini kaydetti.

Öncelikle çözüm sürecinden başlamak istiyorum. Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Türkiye’de son 30-40 yıllık bir süreçte birçok insan hayatını kaybetti. Toplumlar ayrıştırıldı, ciddi ekonomik kayıplara sebep oldu. Evvela Kürt meselesi; Kemalist ideolojinin dayattığı bir hadisedir. 1935’te İsmet İnönü’nün hazırladığı Kürt Raporu, cumhuriyeti kuran kadroların meseleye nasıl yaklaştığını görmemiz bakımından son derece önemli. Buradaki Ulus-Devleti merkeze alan Türkçü zihin sonraki siyasi serüvende devam ediyor. Daha sonraki yıllarda ise bilhassa merhum Erbakan Hoca’nın o dönemde çok eleştiri konusu yapılan cesur hamleleri oldu, ardından Özal’ın girişimleri oldu ama net bir netice çıkmadı. Bu sorunun çözülmesi için güçlü ve istikrarlı siyasi bir iradenin inisiyatif alması gerekiyordu. Bu da mevcut AK Parti Hükümeti’nin yaptığı bir şey olarak karşımıza çıktı. Hükümet, bu meselenin bitmesi noktasında önemli işler yapmaya çalışıyor.

Bu noktada süreç, Türkiye’nin tarihi ve kültürel kodlarının bir gereği olarak çok büyük bir öneme haiz. Çözüm süreci, AK Parti Hükümeti’nin aynı zamanda başından beri güttüğü en istikrarlı ve en kararlı politikalarından bir tanesi. Bu anlamda sürecin sürdürülebilir olup, olmaması ile ilgili problemlerin ve tartışmaların dışında, çözüm sürecinin sekteye uğramaması için bu iradenin politikalarını çok önemli bir noktaya konumlandırmamız gerekiyor. Burada, Müslüman halklarının, her bakımdan birbiriyle barış içerisinde yaşaması kabulü vardır. Müslüman halklar ifadesini özellikle kullanıyorum zira sürecin temel motivasyonunun İslam olduğu bütün tarafların beyanatlarıyla ortadadır.

Çözüm süreci 1.5 yıldır devam ediyor. Şu anda çözüm sürecinin gidişatını nasıl görüyorsunuz?

- 2 yıla yakın bir zamandır kimsenin ölmediğini dikkate alırsak şüphesiz iyi gidiyor. Buradaki en önemli amil ise şüphesiz devlet erkinin üniter, tek taraflı, hiçe sayan kafasını bırakmasıdır.

Peki, şu anda ne oldu da Diyarbakır Lice’deki olaylarla beraber bölge tekrar hareketlendi?

- Diyarbakır Lice’deki olaylar kesinlikle geçici bir süreçtir. Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı garnizon sahasındaki bayrağın indirilme numarası ise çok eski ve ucuz bir numara. Bayrak olayında da Öcalan, PKK, BDP ve HDP’den kınama noktasında açıklama geldi. Dolayısıyla eylemi yapanlar başarıya ulaşamadı. Çünkü bu eylemin bireysel olduğunu düşünüyorum. Sadece eylemin arka planında okunması gereken birtakım şeyler olabilir diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkilemeye yönelik bir eylem söz konusu olabilir mi?

- Tabii ki. Türkiye çok önemli bir seçime gidiyor. İlk defa Cumhurbaşkanı’nı halk seçecek. Bu seçimin kazananı başından beri bellidir. Dolayısıyla taraflar bu anlamda zaman noktasında politika olarak, kendi varlıklarını göstermek adına çok ciddi çabalar içerisine girmiş durumdalar. Son süreçte İmralı ile Kandil arasındaki bu problemleri de dikkate alırsak, Kandil, bir anlamda bu son provokasyon eylemiyle kendisinin varlığını gösterdi ve İmralı’ya rest çekmiş oldu. İmralı ise bu resti gördü.

Burada İmralı dışlanmak mı isteniyor?

- İmralı, bu meselenin o cenah için tartışılmaz bir lideri olarak biliniyor. Çözüm sürecinde çok önemli girişimleri oldu; fakat Kandil, kendi elinde inisiyatif olduğunu ve sadece İmralı’dan ibaret olmadığını göstermek istiyor. Kendi başına inisiyatif alabileceğini ortaya koyma şansını deniyor.

Peki, barışı kim istemiyor?

- Bugün IŞİD’i ortaya çıkaran, IŞİD’i Musul’a bir kurşun atmadan ele geçirten, MOSSAD ile iş tutan, Suriye’deki direnişi akamete uğratan, Boko Haram gibi bir yapılanmayı Afrika Müslümanlarının başına bela eden kim ise bunlar istemiyor. Bu yapılanmaların birbirlerinden pek bir farkı yoktur. Bunlar birbirlerinin ruh ikizleridir. Bu gizli el bunu bildiği için stratejisini bu tip yapılanmalar üzerine kuruyor.

Bunlar kim?

- Bunlara bir sürü isim verilebilir. Bunlara “dış güçler” deyip kolaycı bir üslupla yola çıkmak istemiyorum. Birtakım hadiseler yaşandığında zamanlamasına iyi bakmak zorundayız. Şimdi aynı günler içerisinde bayrak eylemi oluyor. Ruhani; Türkiye’ye 30 milyar dolarlık bir anlaşma için ziyarete geliyor. Suriye direnişi bir şekilde devam ediyor. Sonunda IŞİD bir anda ortaya çıkıyor ve Musul’u alıyor. Aynı anda Kuzey Irak petrolü, Türkiye’ye gelmeye başlıyor. Şimdi burada bölgesel liderlik iddiasında bulunan Türkiye’nin varlığını ve bunu akamete uğratmak isteyen diğer oyuncuları görüyoruz. Bu oyuncular da, bölgede kadim bir hayali olan Siyonist rejim ve Rusya’nın Kırım’ı işgalini izlemekle yetinen kolu kanadı kırık ABD gibi bölgeyi kontrol etmek isteyen önemli aktörler.

Burada; IŞİD’in, Musul’u almasını sağlayarak, Türkiye’yi Irak’a mı çekmek istiyorlar?

- IŞİD, Türkiye’ye eylem yapacağına yönelik daha önce açıklama yapmıştı. Şimdi Musul meselesinde, Türkiye’nin içeriğe çekilmesi söz konusu olabilir. Türkiye seçime gidiyor ve bu çok kritik bir seçim. Çünkü ilk defa halk, kendi Cumhurbaşkanı’nı seçmiş olacak ve Cumhurbaşkanı’nın hesap verilebilirliği artmış olacak. Böyle bir dönemde enerjisini içe harcamaya çalışan bir ülkenin enerjisini dışa çekmek anlamında bir hamle olabilir.

Çözüm süreci tamamlanır ve barış sağlanırsa, Türkiye’nin kazanımları ne olur?

- Bir defa her şeyden önce zihinsel bir bütünlük sağlanmış olacak. Kemalizmin üzerine oturduğu Ulus-Devlet paranoyasından kurtulmuş olur ve ümmet bilinci halklar nezdinde çok ciddi manada gelişir. Korku eşiklerini aşmış, özgüveni yüksek bir Türkiye’nin inşası söz konusu olacaktır. Bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel olarak kalkınması da gerçekleşecektir. O anneler, toplumsal bilincin yükseldiğinin göstergesi

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin önünde dağa kaçırılan çocukların anneleri bir eylem yaptı. Birtakım talepler dile getirdiler. Sizce bu ne anlam ifade ediyor?

- Çocukları dağa kaçırılan annelerin belediyenin önünde yaptığı eylem çok önemli bir gelişmedir. Toplumsal bilincin artık yükseldiğinin göstergesidir. Bu noktada tarafların tamamı barışa koşullanmış vaziyette.

‘Paralel’in provokasyonda etkileri yoktur ama...

Paralel yapının Lice olaylarına bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

- Ben bir parmağı olduğunu düşünmüyorum. Bu yapının Kürt meselesine bakışı, başından beri arızalı bir bakıştır. Said Nursi’nin Kürt olmasından dahi rahatsız olanların olduğunu biliyoruz. 1970’li yıllarda Gülen’in komünizmle mücadele gibi milliyetçi bir derneğin üyesi olduğunu düşünürsek, aslında tabloyu biraz daha netleştirmiş oluruz.

Arka planında gerçekten milliyetçi, Türkçü, bir yapılanmadan söz ediyoruz. Hükümetle bir aradayken hükümete en büyük itirazları çözüm süreciydi, biliyorsunuz. Ve bu anlamda muhalefetten vazgeçmediler, etnosantrik bakışlarını bir şekilde sürdürdüler. İşte kendi yayın organlarında yaptıkları dizilerden, haberlere kadar bunu net olarak görürsünüz. Provokasyonda etkileri yoktur ama genel itibariyle çözüm sürecinde Kürt meselesine bakışları bir devletçi kafadan, bir Türkçü kafadan farklı değildir.

Kandil ortaya çıkıp ‘Ben de buradayım’ mesajı veriyor

Şu anda çözüm süreci varken ve dağdakilerin inmesi gerekirken, çocuklar neden dağa kaçırılıyor?

- Şimdi bir şekilde İmralı inisiyatif alıyor. İmralı aynı zamanda BDP/HDP’nin de kendi fikirleri doğrultusunda inisiyatif almasını sağlıyor. İmralı inisiyatif alıp, bir şekilde devletle masaya oturuyor, konuşuyor. Barışın sağlanması için uğraşıyor. Kandil’i bu anlamda sürekli olarak yönlendiriyor. Kandil’de çok ciddi bir etkisi olduğu tartışılmaz bir gerçek. Fakat Kandil “o anlamda Apo önemli bir aktördür ama ben de inisiyatif almak zorundayım” gibi bir saikle ortaya çıkarak, “ben de buradayım” mesajı veriyor.

Kandil bunu bağımsız söyleyebiliyor mu?

- Kandil, Öcalan’dan rahatsız şüphesiz... Yıllarca PKK’yı Türkiye’ye karşı kışkırtan ve aynı zamanda Türkiye içerisinde de devleti bölgedeki Kürt halkına karşı kışkırtan güç, şu anda Kandil’i elindeki son kozu olarak kullanmaya çalışıyor. Bu açık ve net. İnisiyatif alma adına dağlara çıkarıyor. Savaşmayı göze alamıyorlar çünkü artık toplumsal tabanlarını kaybettiler. Var olan etiketlerini bir şekilde “ben de buradayım” demek adına, bir inisiyatif almak adına ucuz eylemler yaparak kullanıyorlar. Kaçırma eylemleri yapıp bırakıyorlar. Burada muhatap İmralı, BDP-HDP. Kandil bunlar üzerinden ulaşılan ikincil muhatap. Kandil birinci muhatap olmak istiyor.

‘IŞİD 5 bin mücahidin canına kastetmiş bir örgüttür!’

IŞİD’den bahsedersek... IŞİD kimdir?

- Kim olmadığıyla başlayalım isterseniz. Bir defa medyada yazıldığı gibi IŞİD’in El Kaide ile bağlantısı yok. IŞİD, Irak İslam Devleti ile Şam İslam Devleti’nin ortak buluşmasıdır. IŞİD, Irak ve Şam’da -yani Suriye’nin tamamında- bir İslam devleti kurma hayalinden yola çıkmıştır. Bu da çok eski bir hayaldir ama IŞİD, bugün Suriye cihadında 5 bin mücahidin canına kast etmiş bir örgüttür.

İlkeler bütünü içerisinde olan hareketlerin dışında kalan çapulcular, fırsatçılar gibi eli silah tutan herkesi kendi bünyesine, bağrına alan bir yapılanmadır. Bir serseri mayın gibi bölgede etkinliğini artırmaya çalışan bir IŞİD’den söz ediyoruz. Hatırlayın; Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi olayında da asıl aktörler bunlardı.

‘HDP süreci, Türkiye’nin hayrına görünmüyor’

HDP’yi nasıl görüyorsunuz?

- Kürt ulusalcısı siyasal hareket, bu zamana kadar sol, sosyalist bir zemine yaslanmış ve varlığını bu şekilde devam ettiriyordu. Bu toprağın değerleriyle kavgası vardı. Ahmet Türk, Hasip Kaplan ve Sırrı Sakık gibi mutedil kanat dediğimiz isimler, meselenin bu toprağın değerleriyle kavga etmek suretiyle çözülemeyeceğine yönelik inancı güçlendirdiler. Bir barış alanı açmaya çalıştılar.

BDP son zamanlarda İslâm ile daha çok barışmaya başladı derken, şimdi bir anda karşımıza HDP çıktı. HDP; Türkiye partisi olmak adına bütün sol, sosyalist, marjinal grupların temsil edilebildiği bir partiye dönüştü. HDP’de gayler, lezbiyenler temsil ediliyor. Ahmet Türk ve Sırrı Sakık gibi isimler ise bir yerde belediye başkanı yapılarak pasifize edildi. HDP sürecini Türkiye’nin hayrına görmüyorum.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23